Lexpera Blog

Kişilik Haklarının İhlalinden Doğan Sorumluluk

I. Giriş

Bir kişinin kendisine ait özellikleri, hak ve fiil ehliyeti, özgürlüğü, maddi ve manevi varlıkları ile iktisadi bütünlüğü onun kişiliğini meydana getirmektedir. Gerek ulusal gerek uluslararası düzenlemeler ile de kişiliğin korunması ve kişiliğe bağlı haklar ön plana çıkartılmıştır.[1]

Kişilik hakkı kavramı ise kişinin sahip olduğu kişilik değerlerinin korunmasını amaçlayan ve temel insan hakkı olması nedeniyle ulusal ve uluslararası düzeyde korunan mutlak bir haktır. Bu kapsamda 1982 Anayasası, Türk Medeni Kanunu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi kişilik haklarını koruyucu hükümler ihtiva etmektedir. Kişilik hakkı, sahibine, bedeni ve maddi bütünlüğüne, menfaat ve ilişkilerine yönelik saldırılardan kaçınılmasını isteme yetkisi bahşetmektedir. Bir başka ifade ile kişilik hakkı, kişinin bir hakkın süjesi sıfatı ile herkes tarafından tanınmasını istemek ve bu sıfatla itibar görmek konusundaki menfaat ve yetkileridir.[2]

Ancak özellikle teknolojide meydana gelen gelişmeler neticesinde; telekomünikasyon, sosyal medya, internet, basın-yayın gibi yollarla olduğu gibi genel işlem koşulları ile veyahut mobbing gibi yollarla da kişilik haklarının ihlali sonucunu doğuran eylemler ifa edilebilmektedir.

Bu ihlallere karşın; kişilik hakkı, kişiye doğrudan doğruya kendi kişisel menfaatleri çerçevesinde maddi ve manevi varlıkları üzerinde egemenlik sağlayarak başkalarının bu alana müdahalesini önleme yetkileri vermektedir. Nitekim Türk hukukunda kişilere bu koruma, geniş bir şekilde Anayasa ve Türk Medeni Kanun vasıtası ile tanınmaktadır.[3]

Bu çalışmamızda da öncelikle kişilik haklarının tanımı ve muhtevası incelenecek, ardından kişilik haklarına karşın gerçekleşebilecek muhtemel ihlaller ile bu ihlaller karşısında doğacak sorumluluk halleri ve bu kapsamda kişiliğin korunma yolları incelenecektir.

II. Kişilik Hakları

A. Kişilik Haklarının Tanımı ve Hukuki Niteliği

Bir kişinin, haklara ve borçlara sahip olmasını ifade eden hak ehliyeti, kendi fiilleri neticesinde hak ve borç yaratmasını ifade eden fiil ehliyeti ve kişi olması nedeniyle tanınan maddi ve manevi menfaatleri üzerindeki hakları onun kişiliğini oluşturur.[4] Başka bir ifadeyle kişilik; kişinin hak ve fiil ehliyetlerini, kişisel durumlarını, maddi, manevi ve iktisadi varlıklarını ihtiva etmektedir. Kişilik haklarının belirleyici özelliği ise sahibine, kişiliğine tecavüz edilmemesini istemek yönünde mutlak bir hak bahşetmesidir.[5]

Kişilik hakları, mutlak haklardan olmaları nedeniyle saldırıda bulunan herkese karşı ileri sürülebilirler.

Ayrıca kişilik haklarının şahıs varlığı hakları niteliğine haiz olmaları nedeniyle de esasen maddi bir değer ile ölçülebilmeleri mümkün değildir. Ancak kişilik haklarının bu özelliği, ihlal edilmeleri halinde doğacak maddi veya manevi zararların tazminin talep edilebilmesine engel teşkil etmemektedir.

Kişilik hakları, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olmaları nedeniyle kişinin bu haklardan vazgeçmesi, devretmesi ve miras yoluyla bu hakların intikal edebilmesi mümkün değildir. Ancak, kişilik haklarının kullanım haklarının devri veyahut kişilik haklarının ihlali halinde açılan tazminat davaları derdest iken hak sahibinin ölümü hasebiyle mirasçıların bu davalara devam edebilmeleri kişilik haklarının işbu özelliğine halel getirmemektedir.

Zira kişilik haklarının devredilemez özellikleri nedeniyle; Türk Borçlar Kanunu m. 27 kişilik haklarına aykırı sözleşmeleri kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi kılmaktadır. Bu kapsamda; din değiştirme taahhüdü, makul olmayan bir ameliyata razı olmak, çok uzun süre bağlayıcı olan kelepçeleme sözleşmeleri gibi sözleşmeler, kişilik haklarına aykırılık gerekçesi ile kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olacaklardır.[6]

Ayrıca kişilik haklarının zamanaşımına uğraması veyahut hak düşürücü süre işlemesi mümkün değildir.

a. Kişilik Haklarının Muhtevası

Kişilik haklarının içeriğini belirlemek konusunda karşılaşılan ilk güçlük “genel-özel kişilik hakları ayrımı” olup Türk-İsviçre hukukunda genel kişilik haklarının da varlığı benimsenerek bu sorun çözülmüştür. Hakkın ihlali halinde doğacak sorumluluğun hukuki niteliğinin belirlenebilmesi ve bu kapsamda koruyucu hükümlerin düzenlenebilmesi için öncelikle hakkın muhtevasının belirlenmesi gerekmektedir.

Genel bir kişilik hakkındaki ihlallerin, özel hukuk dogmatiğinde bu hakla ilgili doğan ana sorunların lehinde ve aleyhinde ileri sürülen tartışmalara dayanmadığı sonucuna varılmaktadır.[7]

Tek bir kişiliğin mevcut olması nedeniyle korunacak kişilik hakkı da tek ve geneldir. Ancak kişilik haklarının içerisinde yer alan birtakım varlıklar aynı zamanda özel olarak da korunmaktadırlar. Nitekim Türk Medeni Kanunu m. 23, 24 ve 25 ile kişilik hakları genel olarak korumakta, m. 26 ise özel olarak isim hakkına özel bir koruma sağlamaktadır.[8]

Kişilik hakları yönünden “numerus clausus” ilkesi geçerli olmamakta ve bu değerlerin sınırlı bir şekilde sayılması yoluna gidilmediği görülmektedir.[9] Ancak başlıca kişilik değerlerini örneklemek gerekirse; yaşam hakkı, ruh ve bedensel bütünlük, sağlık hakkı, ad, soyadı, müstear ad, şeref ve haysiyet, mesleki itibar, resim, ses ve fotoğraf, tıbbi müdahaleler, organ ve doku nakli, cinsel faaliyete ilişkin müdahaleler, faaliyet ve yaşamını düzenleme özgürlüğü, kişinin sırları, mesleki ve ticari sırlar, özel hayat, aile hayatı, konut dokunulmazlığı gibi hususlar sayılabilmektedir.[10]

III. Kişiliği Koruma Yolları

Kişinin özelliklerinin gelişmesi ve bunların ortaya çıkmasında sarf ettiği çaba, kişiliğin gelişmesinin korunması zorunluluğunu ortaya çıkarır. Ayrıca, kişiliğin kapsadığı alanın da korunması gerekir, yani kişinin kendisine veya üçüncü şahıslara karşı olan görevlerini ifada, manevi görevlerini yerine getirmesinde, gerekli olan ölçüde korunması zorunluluğu vardır.[11] Bu nedenle kişiliğin, üçüncü kişilerden gelecek saldırılara karşı korunmasının yanı sıra kişinin kendisine karşı da korunması gerekmektedir.

Kişiler yaptıkları birtakım hukuki işlemlerle, kendi kişilik haklarına halel getirebilecekleri gibi üçüncü kişiler tarafından da kişilik hakları pek çok yol ve yöntemle ihlal edilebilmektedir. Bu hususun yanı sıra, Türk hukuk sistemi kişilik haklarının ihlali hallerine karşın birden fazla koruma yöntemi öngörmüştür. Bu koruma yöntemlerinin bir kısmı özel hukuk karakterli olmakla beraber, bir kısmı da kamu hukuku karakteri taşımaktadır. Bu nedenle kişilik haklarını koruma yollarının birden fazla başlık halinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

A. Haklı Savunma

Türk Ceza Kanunu m. 25 ve Türk Borçlar Kanunu m. 52’de düzenlenen haklı savunma hali; bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanmasını ifade etmektedir.[12] Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış içtihatlarına göre ise haklı savunma; bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak için gösterdiği zorunlu tepki olarak tanımlanmaktadır.[13]

Kişilik haklarına yöneltilen haksız bir saldırıdan kurtulmak amacıyla saldırganın kişiliğine zarar veren şahıs, bu zarardan dolayı tazminatla sorumlu tutulamayacağı gibi, bu fiilinden dolayı kendisine ceza da verilemeyecektir.[14]

B. Kişiliğin Kanun Yoluyla Korunması

a. Kamu Hukuku Karakterli Kanunlarla Koruma

i. Anayasa ile Koruma

Kişi hakları deyimi 18’inci yüzyılın “ferdiyetçi” doktrinin ürünü olan “klasik hakları” anlatmak için kullanılmaktadır.[15] Anayasamızın ikinci kısmının ikinci bölümünde (m.17-40) düzenlenen “kişinin dokunulmazlığı” (m.17), “zorla çalıştırma yasağı” (m.18), “kişi hürriyeti” (m.19), “özel hayatın gizliliği” (m.20), “konut dokunulmazlığı” (m.21) gibi temel hak ve hürriyetler de kişi hakkı ve hürriyeti niteliğindedir.[16] Bahsedilen bu maddeler ile kişilik hak ve hürriyetlerine Anayasal bir koruma öngörülmüştür.

ii. Türk Ceza Kanunu ile Koruma

Kişilik haklarının dışarıdan gelecek ve suç niteliğine haiz saldırılardan korunması özellikle Ceza Kanunları ile sağlanmaktadır.[17] Türk Ceza Kanunumuz, “kişinin maddi bütünlüğüne” (m.81, 86 vd.), “hürriyetlerine” (m.106-124), “sır çevresine” (m. 132 vd.), “şeref ve haysiyetine” (m.125 vd.) karşı gelebilecek saldırıları suç olarak düzenlemiş ve cezai yaptırımlar öngörmüştür.[18] Nitekim ceza hukukunda hürriyetin suç mevzuu sayılma sebebi bu kavramın bir hak sayılması olup suçun maddi unsuru da bu hakkın ihlalidir.[19]

b. Özel Hukuk Karakterli Kanunlarla Koruma

Kişiliğe yapılan saldırılar nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi noktasında, kamu hukuku karakterli kanunlarla sağlanan koruma yetersiz kalmaktadır. Hukukumuzda kişilik hakkının genel ve özel düzenlemeler ile iki farklı yaklaşımla korunduğu görülmektedir. Kişilik hakkının korunmasına ilişkin genel düzenleme Türk Medeni Kanunu m. 23, 24 ve 25 yer almakta, Türk Borçlar Kanunu m. 58 (EBK. 49) ile bu düzenlemeler tamamlanmaktadır. Bu genel korumanın dışında bazı kişisel değerleri koruyan özel düzenlemeler de bulunmaktadır. Bunlara Türk Medeni Kanunu m. 26 ve 27’de yer alan adın korunması, m. 158/II evliliğin butlanla sona ermesi, m. 174 boşanma nedeniyle tazminat, Türk Borçlar Kanunu m. 53, 54, 55 ve 56 bedensel zararlar ve ölüm halindeki koruma, Türk Ticaret Kanunu m. 56 haksız rekabet nedeniyle ekonomik menfaatlerin korunması, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 14-19 fikir sanat eserleri üzerindeki manevi hakların korunması gibi düzenlemeler örnek sayılabilir.[20] Ayrıca belirtmek gerekir ki; bu kanun hükümleri ile getirilen korumadan tüzel kişilerin de yararlanabileceği kabul edilmektedir.[21]

Kişilik haklarının ihlali halinde doğacak olan zarar ise kural olarak hem maddi hem de manevi olabilir. Kişilik haklarının ihlali halinde doğacak manevi zararlar bakımından genel ahlaka aykırılık kurallarından ziyade, başta doğacak manevi zararın tazminini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu m. 58 olmak üzere doğrudan kişilik haklarını koruyan özel hukuk karakterli hükümler uygulama alanı bulacaktır.[22]

Yukarıda da açıklandığı gibi;[23] kişiliğin korunmasını gerektiren nedenlere dayalı olarak, kişinin kendisinden de korunması gerekmektedir. Bu gereklilik ise “içe karşı korumayı” doğurmuştur.

i. Kişiliğin İçe Karşı Korunması

Kişiliğin içe karşı korunması genel olarak Türk Medeni Kanunu m. 23 ile düzenlenmiştir. Bu hükmün ihtiva ettiği genel ilke ile kişilerin serbest iradeleriyle düzenleyebilecekleri hukuki işlemlerin sınırı çizilmiştir.[24] Bu sınırlara aykırı sözleşmelerin akıbetinin kesin hükümsüzlük olacağı ise Türk Borçlar Kanunu madde 27/II ile düzenlenmiştir.

Dolayısıyla sözleşmeler ancak Türk Medeni Kanunu m. 23’e uygun olmaları halinde, Türk Borçlar Kanunu m. 27’ de düzenlenen kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olmayacaklardır. Kanun koyucu ahlaka aykırı sözleşmelere ilişkin öngördüğü kesin hükümsüzlük yaptırımını, Türk Borçlar Kanunu madde 81 ile de tamamlamıştır. Bu hüküm kapsamında, hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey, geri istenemeyecek ve Türk Borçlar Kanunu m. 27’ ye aykırılığı nedeniyle butlanla malul olan sözleşme ifa edilse dahi ifa edilen edimler, kural olarak sebepsiz zenginleşme ya da istihkak davası ile geri istenebilecektir.[25]

Türk Medeni Kanunu m. 23 emredici bir hukuk kuralı olduğundan, hâkim tarafından da re’sen dikkate alınacaktır. Ayrıca sözleşmenin bütünü değil de, yalnıza bir kısmı ahlaka aykırı ise Türk Borçlar Kanunu m.27/II’ ye dayanılarak kısmi hükümsüzlüğe ilişkin kurallar uygulanacaktır.[26] Bu kapsamda Yargıtay, hâkimin sözleşmeye müdahalesi bağlamında ele aldığı bir kararında; Türk Medeni Kanunu m. 2/I, Türk Medeni Kanunu m. 23 ve Türk Borçlar Kanunu m. 27/II hükümlerini bir arada değerlendirerek, ödünç sözleşmesinde kararlaştırılan faiz oranlarının geçersizliğine hükmetmiş, sözleşmenin geri kalanını ise ayakta tutmuştur.[27]

Türk Medeni Kanunu m. 23 kişiliği genel anlamda yani bir bütün olarak koruduğu gibi kişiliği oluşturan üç unsur yönüyle de ele alarak koruma getirmektedir.[28] Bilindiği gibi; manevî şahsiyetin üç unsurunu, insan haysiyeti, ferdiyeti ve şahsı teşkil eder.[29] Kişilik, kendisini oluşturan tüm unsurları ve yönleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Bu bütünü ortadan kaldıracak, kişiliğin maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğünün sona ermesine yol açacak sözleşmeler yapılamaz. Kişi, kendi özgürlüğünden yani kişiliğini oluşturan işbu değerlerden vazgeçemez.[30] Böylece kanun koyucu, kişinin özgürlüğünü, kişiliğe bağlı değerlerin korunması amacıyla hukuk düzeninin denetimine tabi kılmaktadır.[31]

Bu çalışmada da, Türk Medeni Kanunu m. 23 ile getirilen içe karşı koruma halleri ile kişiliği oluşturan unsurlar beraber incelenecektir.

1. TMK madde 23/I kapsamında koruma

Türk Medeni Kanunu m.23/I; kişiliği ehliyetler ve hürriyetler bakımından ele alarak, hak ve fiil ehliyetlerinin hiçbir şekilde hukuki işlemlere konu yapılamayacağını, bunlardan herhangi bir hukuki işlem ile vazgeçilemeyeceğini, kısmen dahi olsa feragat edilemeyeceğini ve sınırlamalara tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir.[32] Esasen bu düzenleme temel insan haklarına dayanmakta olup kişinin hukuki işlem iradesini korumaktadır.

Bu kapsamda kişinin maddi bütünlüğü de kişilik haklarına dâhildir. Zira en kutsal kişilik hakkı da Anayasa m. 17 ile güvence altına alınan yaşama hakkıdır. Kişi, yaşama hakkından hiçbir şekilde vazgeçemez; hayatına, sağlığına, vücut bütünlüğüne halel getirecek, cismani varlıklarına veya onun esaslı unsurlarına zarar verecek şekilde sözleşmeler yapamaz.[33]

Örnek olarak; kişi öldürülmesine, sakatlanmasına rıza veremez, vücut bütünlüğüne saldırı teşkil eden sözleşmeler akdedemez, belli bir kiloda kalacağına, belli sporlar yapmayacağına ilişkin taahhütlerde bulunamaz.[34]

Ancak kural bu olmakla beraber, kişi tarafından yazılı rıza verilmesi ve kişiyi hayati bir tehlike ile karşı karşıya bırakmaması şartları halinde müdahalenin üstün amaç taşıması durumunda yapılan saldırı, hukuka uygun hale gelecektir. Nitekim Türk Medeni Kanunu m. 23/III hükmü de bu temelden hareket edilerek düzenlenmiştir. Örneğin; kan verme veya insan kökenli biyolojik madde alınması, aşılanması ve nakli halleri de bu şartlar altında hukuka uygunluk kazanmaktadır.

Türk Medeni Kanunu m. 23/I ile getirilen korumaya bir diğer örnek ise; bir kişinin, hiçbir zaman taşınmaz maliki olamayacağına veyahut evlenmeyeceğine,[35] hiç kimseye mirasçı olmayacağına ilişkin sözleşmeler yapmasının mümkün olmamasıdır. Aynı şekilde eve yardımcı olarak gelen kişinin, evden çıkmayacağına yönelik taahhüdü de geçersizdir.[36] Nafaka isteme hakkından önceden feragat edilmesi de Türk Medeni Kanunu m. 23/I kapsamında geçersiz olacaktır.[37] Kişinin borçlandırıcı hiçbir işlem yapmam veyahut hiçbir surette dava açmama yönündeki taahhütleri de, fiil ehliyetini kısıtlaması nedeniyle geçersiz olacaktır.[38]

Ancak belirtmek gerekir ki; her ne kadar kişinin ehliyetlerini sınırlamaya yönelik hukuki işlemler geçersiz olsa da, bu sonucu doğurmayan ve belli bir hakkını kullanmayacağına ilişkin taahhütleri geçerli olacaktır.

2. TMK madde 23/II kapsamında koruma

Genel bir düzenleme ile kanun koyucu tarafından, Türk Medeni Kanunu m.23/II hükmünde metne alınan özgürlükler, ancak aşırıya gitmemek kaydı ile ve hukuk düzeni ile genel ahlâk kuralları çerçevesi içinde kalınarak sınırlanabilirler.[39] Bu kapsamda kişisel özgürlüğe ilişkin kısıtlamalar ancak hukuka veya ahlaka aykırı olmadıkları ölçüde geçerli olacaktır. Bir başka deyişle; hukuk veya ahlak kuralları ile belirlenen sınırı aşan sınırlamalar aşırı sınırlamalar kabul edilecek ve geçersiz olacaktır.

Ahlak kuralları toplumdaki bireylerin davranışlarının düzenlenmesi amaçlayan ve bunu yaparken de “iyi” ya da “kötü” davranışın ne olduğu sorusuna cevap veren kurallar bütünüdür.[40] Doğacak somut uyuşmazlıkta, bir hukuki işlemin ahlak kurallarına uygunluğu denetimi, Türk Medeni Kanunu m. 4 çerçevesinde hâkim tarafından takdir edilecektir. Burada hâkimin esas alacağı ahlak kuralları kişisel değil, toplumun sosyal, ekonomik, manevi değer ve ölçüleri olacaktır.[41]

Sözleşmenin içeriği yani borçlanılan edimin kendisi ahlaka aykırı olabileceği gibi, bizzat sözleşmenin yapılması veya amacı da ahlaka aykırı olabilir.[42]

Örnek olarak; ekonomik bir karşılık sonucu din, mezhep, tabiiyet değiştirme, evlenme, evlenmeme, meslek değiştirme, belli bir kişinin evlatlık alınmaması, belli bir yer ikamet edilmemesine veyahut ekonomik özgürlüklerin çok uzun süreli veya çok ağır şekilde kısıtlanması sonucunu doğuran sözleşmelerin yapılması ahlaka aykırılık teşkil etmektedir.[43]

Bu kapsamda İsviçre Federal Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile ekonomik özgürlüğe ilişkin kişilik haklarının korunması bakımından birtakım ilkeler benimsenmiştir. Bu ilkeler gereğince; süre, edim yükümlülüğünün kişi özgürlüğüne etkisi, sözleşmenin borçluya sağladığı faydalar ve borçlunun özgürlüğünün kısıtlanmasında alacaklının menfaati gibi unsurlar incelenerek bir kanaate varılacaktır.[44]

Örnek olarak; rekabet yasağı sözleşmeleri ile genellikle işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasını engellemek amaçlanmaktadır.[45] Kanun koyucu Türk Borçlar Kanunu madde 445 ile getirilen sınırlamalar vasıtasıyla rekabet yasağı sözleşmelerine dayanılarak kişilik haklarının ihlalini engellemiştir. Gerçekten de bu maddeye göre, rekabet yasağı işçinin ekonomik geleceğinin hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde zaman, yer ve işin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve kural olarak süresi iki yılı aşamaz.[46] Keza Yüksek Mahkeme, bir dişçinin muayenehanesini müşterileriyle birlikte devrini öngören rekabet yasağı şartını, mesleğinin ifasını tamamen olanaksız kılacağından bahisle ahlaka aykırı bulmuş ve geçersiz kılmıştır.[47]

Para karşılığında bir kimsenin diğerine karşı olan şikâyetini geri alması taahhüdünü içeren sus payı sözleşmeleri veya bir kimsenin iki kişi arasında akdedilmiş sözleşmeyi bozma taahhüdünü üstlendiği sözleşmeler de ahlaka aykırılık gerekçesiyle geçersiz olacaktır.[48]

3. TMK madde 23/III kapsamında koruma

Türk Medeni Kanunu m. 23/III ile insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve naklinin ancak yazılı rıza ile yapılabileceği ve biyolojik madde verme taahhüdü veren kişinin ifaya zorlanamayacağı düzenlenmiştir. Keza Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkındaki Kanun m. 6 uyarınca; on sekiz yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücüne sahip bir kişiden organ ve doku alınabilmesi için, vericinin en az iki tanık huzurunda açık bilinçli ve tesirden uzak olarak önceden verilmiş yazılı ve imzalı veya en az iki tanık önünde sözlü olarak beyan edip imzaladığı tutanağın hekim onaylanması gerekmektedir.

ii. Kişiliğin Dışa Karşı Korunması

1. Genel Olarak

Kişiliğin üçüncü kişilerin fiilleri neticesinde gerçekleşen saldırılara karşı korunmasına, “kişiliğin dışa karşı korunması” veyahut “kişinin sözleşme dışı saldırılara karşı korunması” denilmektedir.[49]

Kişiliğin dışa karşı korunmasına ilişkin temel ilke Türk Medeni Kanunu m. 24 ile düzenleme altına alınmıştır. Bu hüküm, kişilik haklarından herhangi birine karşı saldırı söz konusu olduğunda kişilik hakkı sahibine koruma isteme yetkisi bahşetmektedir.[50] Bu kapsamda kişilik hakkının muhtevasında yer alan unsurların tamamına ilişkin gerçekleşebilecek her türlü hukuka aykırı saldırıya karşı koruma sağlamaktadır.[51]

Kişilik hakkına saldırılarda saldırı kavramı üç unsurdan oluşmakta olup bunlar: Bir kişinin kişisel değerlerinin hedef alınması, olumlu veya olumsuz insan davranışı şeklinde olması ve kişilik değerlerini koruyan kişilik hakkını ihlâl etmesidir.[52]

Türk Medeni Kanunu m. 25 ise kişilik haklarına saldırı halinde kişinin açabileceği davaları öngörmek suretiyle Türk Medeni Kanunu m. 24’ de yer alan genel ilkeyi tamamlamıştır.

2. Hukuka Aykırılık

Türk Medeni Kanunu m. 24/II ile hukuka aykırılığın mahiyeti açıklanmış olup kişilik hakkı saldırıya uğrayanın rızası, üstün nitelikte bir özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkiye dayanmayan her türlü saldırı hukuka aykırılık teşkil edecektir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki; hukuka aykırı fiilin kusurlu olarak işlenmesi gerekmemekte olup kusur ancak zarar verenin tazminat sorumluluğunun belirlenmesinde önem arz etmektedir.[53]

Hukuka aykırılık maddi, manevi veya iktisadi bütünlüğe yönelik saldırılar sonucunda doğacaktır. Somut olayda ihlal edilen kişilik hakkı değerinin ve saldırının hukuka aykırı olup olmadığı hâkim tarafından tespit edilecektir. Türk Medeni Kanunu m. 23 ve 24 ile bu hususları tespit bakımından hâkime geniş yetki, tabiri caizse açık bono verilmiştir. Bu hükümler, ihlal edilen kişilik hakkı değerinin ve saldırının hukuka aykırılığının tayini konusunda hukuk düzeninin bütününe atıfta bulunmakta, hâkime yazılı hukukta bir düzenleme bulamazsa, yazılı olmayan hukuka başvurma ve icabında hukuk yaratmak yetkisini bahşetmektedirler.[54] Yukarıda da belirtildiği üzere, kişilik haklarını meydana getiren değerler sınırlı sayıda olmayıp çalışmamızda, saldırı sonucunda ihlal edilen kişilik değerleri örnekleme amacıyla başlıklar halinde açıklanacaktır.

a. Maddi Bütünlüğün İhlali

Kişinin yaşam hakkı, vücut bütünlüğü ve sağlığı gibi kişisel varlıkları maddi bütünlüğünü ihtiva etmektedir. Maddi bütünlüğün haksız saldırı sonucunda ihlali halinde Türk Medeni Kanunu m. 25’ de düzenlenen saldırıya son verilmesi veya saldırının önlenmesine ilişkin hükümlerin yanı sıra saldırıda bulunanın tazminat sorumluluğu da gündeme gelecektir. Maddi bütünlüğe saldırı ile doğan zararın tazmini noktasında ölüm halinde Türk Borçlar Kanunu m. 53, diğer cismani zararlara ilişkin Türk Borçlar Kanunu m. 54 ila 55 ve manevi zararların tazmini noktasında Türk Borçlar Kanunu m. 56 uygulanacaktır.[55]

b. Manevi Bütünlüğün İhlali

Kişinin manevi bütünlüğünü oluşturan değerler oldukça fazla ve çeşitlidir ve çağın değişmesi ile beraber manevi bütünlüğe saldırı yolları da değişmektedir.[56]

i. Şeref ve Haysiyet

Şeref ve haysiyet, kişinin manevi bütünlüğünün bir unsuru olup kişiye, dâhil olduğu toplumun gerekli saydığı ahlaki niteliklere sahip olduğu veya böyle kabul edildiği için verilen değerdir. Kişinin onuru, şerefi ve saygınlığı onun toplum içindeki tüm manevi değerlerinden oluşur. Bunlar kişinin ahlaki değerleridir ve herkesin içinde yaşadığı toplumda kişisel bir onuru, şerefi ve saygınlığı mevcuttur.[57] Şeref ve haysiyet kavramı genel anlamının yanı sıra mesleki, ekonomik ve toplumsal şeref ve haysiyeti de kapsamaktadır.[58]

Şeref ve haysiyete yönelik hukuka aykırı ihlaller çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Bir kimse hakkında asılsız isnatlarda veyahut ihbarlarda bulunmak, bir kimseden haysiyetsizce bir davranışın beklenebileceği yönünde görüş bildirmek, asılsız iddiaları diğer kişilere aktarmak, iftira ve hakarette bulunmak, bir kimsenin hakkında yanlış vererek kötülemek gibi davranışların her biri şeref ve haysiyete yönelmiş hukuka aykırı saldırı mahiyetindedir.[59]

Telekomünikasyon, sosyal medya, internet, basın-yayın aracılığıyla da; gerçek dışı haber, asılsız suçlama ve iftira, sövme veya belli bir olayı esas alıp hakaret, aşağılayıcı fotomontaj ve karikatür, küçük düşürücü eleştiri ve yorumlar, ekrandaki el, kol hareketleri ve mimikler vasıtasıyla şeref ve haysiyete saldırılabilir.[60] Nitekim kişilik haklarına basın yoluyla yapılan saldırılar, diğer saldırılardan birtakım farklı özellikler ihtiva etmekte olup bunlar: kalıcılık, yaygınlık ve göze hitap etmesidir.[61]

Eleştiri de belli kıstaslara uygun olmadığı ölçüde kişilik haklarına saldırı teşkil edebilmektedir. Eleştiride ileri sürülen görüşün objektif olması, dayanılan objektif esasların ve eleştirilen hususların hiç tahrif edilmeksizin gerçeğe uygun olması gerekmektedir. Bu esaslara uygun olmayan eleştiriler ile kişi hakkında yanlış bir izlenim oluşturmayı amaçlayan eleştiriler kişilik haklarına saldırı teşkil edecektir.[62]

Bu nedenlerle kişilik haklarının ihlali ile basın özgürlüğü ve düşünceyi yayma hürriyeti arasında bir denge kurmak gerekmektedir.[63] Nitekim düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün en olağan yollarından birisi basındır. Belirli bir olay, konu ve durum hakkındaki düşünce ve kanaat genellikle basılmış eserlerle, yani gazete, dergi, kitap, broşür, bildiri veya el ilanı yolu ile açıklanmaktadır.[64]

Toplumun kültürel, ekonomik, sosyal gelişmesinde, eğitimde, milletlerarası ilişkiler alanında bütün kitle haberleşme araçlarının ve özellikle haber verme, eleştirme, toplumu aydınlatma ve kamuoyu oluşturma görev ve işlevlerine sahip olan basının işlevi inkâr edilememekle beraber en önemli sınırlamalarından biri kişilik haklarının korunmasıdır.[65]

Basının bu işlevlerinin toplumsal önemi ile çağdaş toplumlarda en yüksek değeri gören kişilik hakları arasındaki menfaat dengesini belirlemek ise oldukça nazik bir iştir.[66] Basının bu konumundan dolayı; basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.[67]

Basın özgürlüğünün hukuka aykırılığı kaldırıp kaldırmayacağı, her olayda saldırıya uğrayanın kişilik haklarının korunmasına ilişkin yararı ile kamunun haber alma ve aydınlatılmasındaki yararından daha üstün olduğunun tespitine bağlıdır.[68] Bu konudaki temel ilkeler ise yerleşik Yargıtay içtihatları ile istikrar kazanmış olup[69] bunlar: haber verme hakkı, gerçeklik, kamu yararı, toplumsal ilgi, güncellik ve konu ile ifade arasında düşünsel bağlılıktır.[70]

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de “Caroline Kararı” olarak bilinen kararında, özel hayatın korunmasının ifade özgürlüğüne karşı dengelenmesinde ağırlıklı unsurun yayınlanan fotoğraf ve haberlerin kamu menfaatine katkıda bulunması gerekliliği olduğuna hükmetmiştir.[71]

Somut olayda kamu yararının üstün olup olmadığı ise takdir yetkisi bağlamında hâkim tarafından belirlenecektir. Hâkim, takdir yetkisini kullanarak vardığı sonucu objektif gerekçelere dayandırmak zorundadır. Bu kapsamda Yargıtay, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırının olup olmadığının hâkimlik mesleğinin gerektirdiği bilgi ile çözümü gerektiği ve bu konuda bilirkişiye başvurmanın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.[72]

Yayımlanan haber veya eleştiri, gerçekleri yansıtmıyorsa veya haber ve eleştiride kamuoyunu aydınlatma ödevinin dışına çıkılarak şahsın şeref ve haysiyetine tecavüz teşkil eden ifadelere yer verilmişse hukuka aykırılık teşkil edecektir. Haber veya eleştirinin, gerçeğe dayansa dahi gerekmediği halde sert ve yaralayıcı ifadeler ihtiva etmesi veyahut haber veya eleştiriyi doğru değerlendirmek için gereken tüm unsurları içermemesi halinde de hukuka aykırılık teşkil edecektir.[73] Ayrıca herhangi bir haber ne derece gerçeğe uygun olursa olsun, haberin verilişinin gereğinden fazla tahrik edici bir dilin kullanılması da hukuka aykırılık teşkil edecektir.[74]

Şeref ve haysiyetin ihlali sonucunu doğuran bir başka saldırı hali ise, işyerinde ortaya çıkan mobbing türü taciz eylemlerinin de kişilerin mutlak haklarından olan ve temel koruma normları ile korunan kişilik değerlerini ihlâl ettiğine şüphe yoktur.[75] Nitekim işçinin kişiliğinin korunması başlığını taşıyan Türk Borçlar Kanunu m. 417/I uyarınca; işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek, işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun düzen sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemlerin alınması ile yükümlüdür. Türk Borçlar Kanunu m. 417/III uyarınca da işverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışları nedeni ile işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir[76] Kanun koyucu işbu hükümle özellikle mobbing türü tacizlere ilişkin işçinin kişilik haklarını koruma altına almıştır.

ii. Kişinin Özel Hayatı

Sosyal kişilik değerleri arasında yer alan kişinin özel hayatı, kişinin sadece ailesi, yakınları, arkadaşları ve kendisinin seçtiği çevrenin içerisinde yaşama ve bu yaşamın başkaları tarafından bilinmemesini isteme hakkını ihtiva eder. Doktrinde kişinin özel hayatının, “gizli alan”, “özel alan” ve “ortak alan” olmak üzere üçe ayrıldığı kabul edilmektedir.[77] Kişinin gizli alanı, yalnızca kendisi ve kendisi tarafından belirlenen kişilerce bilinmesini istediği; özel alanı, ailesi ve yakın çevresi ile paylaşmak istediği ve ortak alanı ise herkes tarafından bilinen ve bilinmesinde sakınca görmediği hususları kapsamaktadır.[78]

Ortak alan, kişiden kişiye farklılık gösteren nisbi bir kavram olup hayatı kamuya malolmuş kimselerin ortak alanı diğerlerine göre daha geniştir. Zira bu kimselerin özel alanları, ortak alanlarına sirayet ettiği ölçüde daralmaktadır. Bu itibarla da özel alanlarına ilişkin söz veya yazılar hukuka aykırı saldırı niteliği taşımayacaktır.[79]

Aynı şekilde kişilerin kamuya malolan hayatlarıyla ilgili konuların herkesten gizli kalmasını isteme hakları da yoktur. Bir zamanlar yayımlanan kitapları, makaleleri veya konferans ve söylevleri ile bir görüşü savunmuş olan bir kimsenin, sonradan bu görüşlerinden vazgeçmiş olması dolayısıyla geçmişteki görüşlerinin veya davranış biçiminin herkesten gizli kalmasını ve kimseye açıklanmamasını isteme yetkisi bulunmamaktadır.[80]

Bir işletmenin, tacirin, meslek ya da sanat sahibinin iç işlerine dair kayıt, belge, defter, hesap, çalışma ve işletme yönetimine ilişkin teknik bilgilerle, üretim durumu ve müşterileriyle olan ilişkileri gibi özellikler, onun mesleki ve ticari sırlarını oluşturur. Mesleki ve ticarî sırlar; meslek ve ticaret hayatı, kişinin menfaati nedeniyle başkalarından korunmaya değerdirler.[81]

Kişilerin özel veyahut gizli alanlarına ait hususların istekleri dışında paylaşılması, hukuka aykırı saldırı teşkil edecektir. Örnek olarak; bir kimsenin mektuplarının izni dışında açılması, telefon görüşmelerinin dinlenmesi, bu şekilde elde edilen bilgilerin başkalarıyla paylaşılması Türk Medeni Kanunu m. 24 kapsamında haksız saldırı teşkil edecektir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki; Basın Kanunu m. 21 uyarınca, suç mağdurları ile ilgili isim açıklamaları da ancak onların izniyle olabilecektir, aksi halde açıklama kişilik hakkı ihlali oluşturacaktır. Aynı şekilde bazı suçların mağdurlarının ve on sekiz yaşından küçük mağdur veya faillerin de isimlerinin açıklanması ya da kimlikleri belirlenebilecek şekilde yayın yapılması yasaklanmıştır.[82]

Kişisel verilerin korunması bakımından da kişilik hakları önem arz etmektedir. Günümüzde kişilerce yapılan kredi başvurusu, ehliyet, pasaport ve iş başvuruları, sağlık hizmeti talepleri, vergi kayıtları, anketler, internet kullanımı, sanal bankacılık ve alışveriş işlemleri nedeniyle kişisel verilerinin üçüncü kişilerce öğrenilmesi oldukça kolay bir hal almıştır.[83] Kişinin, kişisel verilerinin rızası hilafına işlenmesi de kişilik haklarının ihlaline yol açacaktır.

iii. Resim Üzerindeki Hak

Kişinin kendi resmi üzerinde de kişilik hakkı bulunmaktadır.[84] Bu nedenle bir kimsenin resminin haberi veyahut izni olmaksızın sergilenmesi ya da yayımlanması, resmin reklam amacıyla kullanılması kişilik hakkına hukuka aykırı saldırı teşkil etmektedir.[85]

Nitekim 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu m. 19 da kişinin resmi üzerindeki haklarının korunmasına ilişkin özel bir düzenleme ihtiva etmektedir.

c. İktisadi Bütünlüğün İhlali

Kişinin iktisadi bütünlüğüne yönelik saldırılar da kişilik hakkının ihlali sonucunu doğuracaktır. İktisadi varlıklara karşı gerçekleştirilen saldırıların önemli bir görünüm şekli de haksız rekabettir. Türk Ticaret Kanunu m. 54/II ve Türk Borçlar Kanunu m. 57 uyarınca; haksız rekabet, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar şeklinde tanımlanmaktadır.[86]

Haksız rekabet nedeniyle tespit, men, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması davaları açılabileceği gibi haksız rekabete neden olan kimse kusurlu ise tazminat davaları da açılabilecektir.[87]

3. Hukuka Aykırılığı Kaldıran Nedenler

Türk Medeni Kanunu m. 24/II ile kişilik haklarına yapılacak müdahalelere ilişkin hukuka uygunluk nedenleri sayılmıştır. Bu nedenlerin bulunması halinde saldırı hukuka aykırılık teşkil etmeyecek olup kişilik hakkı zedelenen kimsenin Türk Medeni Kanunu m. 25 ‘de sayılan davaları açma hakkı bulunmayacaktır.

a. Mağdurun Rızası

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, geçerli olmak kaydıyla, saldırının hukuka aykırılığını kaldıran bir nedendir. Mağdurun rızasının geçerli olabilmesi için üç şartı taşıması gerekmekte olup bunlar: kişilik hakkından vazgeçme iradesinin açık olarak belirtilmesi, rızanın bilinçli ve serbest irade ile verilmiş olması ve verilen rızanın ahlaka aykırı olmamasıdır. Bu hususta ayırt etme gücüne haiz olmayan bir kişinin verdiği rıza geçerli olmayacaktır. Rızanın müdahaleden önce veya en geç müdahale anında verilmesi gerekir. Ancak rıza her zaman geri alınabileceği gibi geri alma hakkından da önceden vazgeçilemez.[88]

Ayrıca belirtmek gerekir ki; burada sözü edilen rıza ile Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen “zarara uğrayan kişinin rızası” birbiriyle karıştırılmamalıdır. Birinci halde fiili hukuka uygun hale getiren rıza söz konusu olduğu halde, ikinci halde fiil hukuka aykırı olup, zarar görenin vermiş olduğu rıza nedeniyle sadece tazminattan tenkis yoluna ya da tazminata hiç hükmetmemeye yol açan bir rıza hali vardır.[89]

Örnek olarak; bir kimse resminin basında yayımlanmasına müsaade etmiş ise artık resminin basılması nedeniyle kişilik hakkının ihlal edildiğini ileri süremeyecektir.[90]

b. Üstün Nitelikte Özel Yarar

Üstün nitelikteki yarar bizzat mağdura, faile ya da üçüncü kişiye ait olabilir. Mesela; hayatının kurtulması için ameliyat edilmesi zorunluluğu bulunan kimseden rıza alınamıyorsa, rıza aranmaksızın ameliyatın yapılabilmesi hastanın üstün nitelikte özel yararına dayanmaktadır.[91] Ayrıca haklı savunma hali ve meşru müdafaa halleri de üstün nitelikte özel yarara örnek teşkil etmektedir.[92]

c. Üstün Nitelikte Kamu Yararı

Yukarıda manevi bütünlüğün ve özellikle şeref ve haysiyetin ihlalinde basın özgürlüğünün önemine dair açıklamalar da üstün nitelikte kamu yararına ilişkin olup tekrara düşmemek amacıyla yeniden açıklanmayacaktır. Basın özgürlüğü ile düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğüne ilişkin yapılan açıklamalar burada da geçerlidir.

d. Kanunun Verdiği Yetki

Kamu makamlarının, kamu hukukunu düzenleyen kanunlara dayanan yetkilerini kullanmaları, bu yetkinin bir kişinin kişiliğine tecavüz teşkil etmesi halinde, ihlalin hukuka aykırılığını kaldıracaktır.[93] Kanunun verdiği bu yetki kamu hukukundan kaynaklandığı gibi özel hukuktan da kaynaklanabilir. Mesela, hakkında tutuklama kararı olan bir kimsenin yakalanması veya icra memurunun borçlunun mallarını haczetmesi kamu hukukundan doğan yetkiler olup bunların kullanılması hukuka aykırılık oluşturmayacaktır.[94]

IV. Kişilik Haklarına Saldırılan Kişiye Tanınan Dava Hakları

A. Genel Olarak

Kişilik hakkına saldırının varlığı halinde özel hukuktaki koruma sistemi kapsamında açılabilecek davalar, Türk Medeni Kanunu m. 25 ile Türk Borçlar Kanunu m.58 ile belirlenmiştir. Bu hükümler gözetildiğinde, kişilik hakkına saldırılara karşı açılacak davaların iki kategoride düzenlendiği, ilk kategoride kişilik hakkını saldırının durdurulmasının, ilerde gerçekleşebilecek saldırıların önlenmesinin veya hukuka aykırılığın tespitinin; ikinci kategoride ise saldırı sonrası meydana gelen maddi ve manevi zararın giderilmesinin amaçlandığı görülmektedir.[95]

Önceki Medeni Kanunda ise şahsiyete tecavüz halinde üç çeşit dava öngörülmüş olup bunlar: tecavüzün men’i davası, maddi tazminat davası ve manevi tazminat davası idi. Doktrin bu davaların yanı sıra tecavüzün önlenmesi ve tecavüzün hukuka aykırılığının tespiti davalarının da açılabileceğini kabul etmekte idi.[96]

B. Davalı ve Davacı Sıfatı

Kişilik haklarının dışa karşı korunmasını sağlayan bu davalarda; kişilik hakkı saldırıya uğrayan ya da uğramış kişi davacı sıfatına sahip olacaktır. Bu kişilerin, gerçek veya tüzel kişilik olması mümkündür.[97] Yargıtay, gerçek kişilerin kişiliklerine özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarına saldırı halinde tüzel kişilerin de manevi tazminat dahi talep edebileceklerine hükmetmiştir.[98]

Kişilik hakları kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan oldukları için ayırt etme gücüne sahip olmayan kimse de kanuni temsilcisinin rızası aranmaksızın davacı olabileceklerdir.

Davalı sıfatı ise kişilik hakkına saldırıda bulunan gerçek veyahut tüzel kişiye ait olacaktır. Örnek olarak; kişilik haklarının telekomünikasyon yoluyla ihlali halinde, tazminat davaları için bizzat içeriği sağlayan kişiye örneğin e-postayı gönderen veya web sayfasını hazırlayan kişiye dava açılacaktır. İçerik sağlayıcının kimliği bilinmiyorsa veya ona dava açmak yararsız olacaksa, servis veya erişim sağlayıcısına da dava açılıp açılamayacağının tespiti gerekecektir.[99]

a. Saldırıya Son Verme Davası

Saldırıya son verme davası ile kişilik haklarına yönelmiş ve hala da devam etmekte olan saldırının durdurulması ve tekrarına engel olunması amaçlanmaktadır. Bir başka ifadeyle; saldırı henüz doğmamış, ya da doğmuş ve sona ermişse durdurma davası açılamayacaktır.[100] Bu dava genel bir mahiyet taşımakta olup kişiliğin üçüncü kişilere karşı korunmasında büyük rol oynamaktadır.[101]

Bu davanın açılabilmesi için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekli olup bunlar: kişilik hakkına saldırı bulunması, saldırının hukuka aykırı olması ve saldırının halen sürmekte olmasıdır. Bu davanın açılması için saldırının hukuka aykırı olması yeterlidir. Ayrıca saldırıda bulunanın kusurlu olması aranmayacaktır.[102]

Bir davranış birden fazla kişinin kişilik haklarına saldırı teşkil ediyorsa, saldırıya uğrayanların her biri diğerlerinden bağımsız olarak saldırının durdurulmasını dava edebilir. Bu dava sonucunda saldırı durdurulursa, bundan diğer mağdurlar da fiilen etkilenmiş olur. Ancak mağdurlardan birinin davayı kaybetmesi, diğer mağdurların hak kaybına yol açmayacaktır.[103]

Dava sonunda verilen karar, hala devam etmekte olan saldırıya son verilmesine, yani saldırının durdurulmasına ve bir daha böyle bir saldırıda bulunulmamasına ilişkin olacaktır.[104]

b. Saldırı Tehlikesinin Önlenmesi Davası

Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası, henüz mevcut olmamakla beraber, bir takım eylem ve belirtilerden çok yakın bir gelecekte kişilik hakkına karşı gerçekleşmesi pek mümkün ve olası görülen hukuka aykırı saldırılara karşı açılan davadır.[105]

Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası, adından da anlaşılacağı üzere kişilik haklarına henüz bir saldırının olmadığı, fakat saldırı tehlikesinin bulunduğu hallerde saldırıyı kaynağında kurutma amacına yönelik bir davadır.[106]

Örnek olarak; bir internet sitesinde, bir kişinin özel hayatına ilişkin bir konuda yapılacak açıklamanın reklam niteliğinde, birkaç gün önceki yayınlarda duyurulması gibi durumlarda açılacak saldırının önlenmesi davası ile davalıya “yapmama” yükümlülüğü yüklenir. Bu davanın amacı saldırının oluşmasını ve tekrarını önlemedir. Burada aranacak saldırı tehdidi, ciddi ve yakın bir saldırı tehdidi olup bunun takdiri hâkime aittir. Hâkim bu belirlemeyi yaparken, somut olayın tüm hal ve şartlarını, davalının önceki tutum ve davranışlarını, kişilik özelliklerini, saldırının daha önce tekrarlanıp tekrarlanmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin ve varsa husumetin varlığını dikkate almalıdır.[107] Karar, hem kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın öngördüğü amacı gerçekleştirmeli, hem de davalının özgürlüğünün aşırı şekilde kısıtlanması sonucu doğurmamalıdır.

Saldırının önlenmesi davası, niteliği itibarıyla bir eda davasıdır. Saldırının önlenmesi davası için saldırı tehdidi ve hukuka aykırılık unsurlarının bulunması yeterli olup burada kusur aranmaz.[108] Bu davalar için saldırı tehlikesinin varlığı esas olduğundan, davanın açıldığı zaman mevcut olan bu tehlikenin yargılama sırasında ortadan kalkması veya tehdidin gerçek bir saldırı şeklinde gerçekleşmesi durumunda dava konusuz kalacağından, kural olarak davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı ile dava sonuçlandırılmalıdır.[109]

Uygulamada ise saldırı tehdidinin gerçek bir saldırıya dönüşmesi ihtimali gözetilerek genellikle saldırının önlenmesi ve saldırının durdurulması davalarının terditli olarak açıldığı görülmektedir.[110]

c. Saldırının Hukuka Aykırılığının Tespiti Davası

Kişilik hakkına saldırının gerçekleştiği veya sona ermesine rağmen etkisinin devam ettiği durumlarda saldırının hukuka aykırılığının tespiti istenebilir.[111] Sona ermiş ve etkisini kaybetmiş olan bir saldırıya ilişkin tespit davasının açılmasında saldırıya uğrayan kişinin menfaati yoktur. Aksine böyle bir davanın açılması kamuoyu tarafından unutulmuş, küllenmiş olayı alevlendirmesi bakımından saldırıya uğrayanın zararınadır.

Örnek olarak; tespit davası açabilmek için kişilik haklarını ihlal eden basın açıklaması son bulmasına rağmen güncelliğini kaybetmemiş, yani etkisini devam ettirmekte olması gerekir. Saldırının etkisi hala devam etmemekte ise saldırıya uğrayan kişinin tespit davası açmasında hukuksal bir menfaati yoktur.[112]

Bir başka ifadeyle; tespit davasında hukuki yararın varlığı için, kişilik hakkına saldırıda bulunulanın bir hak veya hukuki durumunun, bunlara yönelik ciddi bir tehdit nedeniyle tereddüt içinde olması, bu durumun istemde bulunan için zarar verici nitelikte bulunması ve yalnızca tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldırılabilecek olması şartları aranacaktır.[113] Ayrıca belirtmek gerekir ki; tespit davası için kusur ve zarar şartı aranmamaktadır.[114]

Şüphesiz ki; saldırıya son verilmesi veya maddi ve manevi tazminat davalarında da hâkim önce saldırının hukuka aykırı olduğunu tespit edecek, ondan sonra saldırının durdurulmasına veya tazminat ödenmesine karar verecektir.[115]

d. Maddi Tazminat Davası

Bir kimsenin kişilik hakkına saldırıda bulunulması sonucu, kişinin malvarlığında bir azalma meydana gelmişse bu zarar maddi tazminat davası ile telafi edilecektir. Başka bir ifade ile maddi tazminat davasının amacı, kişinin kişilik hakkı ihlâli nedeniyle malvarlığındaki azalmanın ihlâl öncesi duruma getirilmesidir.[116]

Örnek olarak; internet üzerinden saldırıya uğrayanın bizzat aldığı bazı tedbirler nedeniyle yaptığı masraflar da zarar kalemleri arasında sayılabilir. Yayın yoluyla oluşan maddi zarar, daha çok saldırıya uğrayan kişinin kar kaybı veya “yoksun kalınan kar” şeklinde ortaya çıkabilir. Burada olası servet kaybı şeklinde bir zarar söz konusudur. Haksız ve kasıtlı bir eleştiri yayını nedeniyle yapımcının eleştirilen müzisyenle olan anlaşmasını iptal etmesi, sözleşmelerin iptal edilmesi, bir doktorun cinsel bir hastalığı bulunduğuna ilişkin gerçek dışı bir açıklama sonucu müşterilerini kaybetmesi nedeniyle uğranılan kar kaybı örnek olarak gösterilebilir.[117]

Maddi tazminat davası açılabilmesinin şartları ise zarar, kusur veya özen yükümlülüğünün ihlâli, uygun illiyet bağı ve hukuka aykırılıktır. Maddi tazminat davası için öncelikle kişilik hakkına saldırı nedeniyle bir zararın oluşması gerekir. Zarar, kişilik hakkına saldırı niteliğindeki eylemin gerçekleşmesinden önceki durum ile sonraki durum arasındaki farkı, bu haksız fiil nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeyi ifade eder.[118]

Kusur, kusura dayanan sorumlulukta hem tazminat sorumluluğu için kurucu şart, hem de tazminat miktarının belirlenmesinde göz önünde tutulacak unsurlardandır. Yalnızca kişilik hakkına saldıranın değil, zarar görenin kusuru da tazminatta dikkate alınacak olup zarardan indirim veya tazminata hiç hükmedilmemesine neden olabilir.[119]

Maddi tazminat davası; saldırıya son verilmesi, hukuka aykırılığı tespit eden kararın yayımlanması, manevi tazminat ve kazancın verilmesi davaları ile birlikte açılabilir, ancak henüz zarar doğmadığı için saldırının önlenmesi davası ile birlikte açılması söz konusu olamayacaktır.[120]

e. Manevi Tazminat Davası

Kişilik hakkına yönelik hukuka aykırı bir saldırıya uğrayan kimse, bu saldırı dolayısıyla herhangi bir maddi zarara uğramamış, fakat şiddetli bir üzüntü ya da utanç duymuş olabilir. Kişinin, kişilik değerlerine iradesi dışı saldırı sonucunda meydana gelen eksilme ve kayıplar; bunun sonucunda duyulan acı, elem ve ıstırap manevi zarar olarak ifade edilmektedir.[121] Kanun koyucu, bu duyguları hisseden kimseye salt manevi bir doyum ve haz sağlamak, kişinin bir nebze de olsa teselli olması amacıyla ona manevi tazminat isteme hakkını tanımıştır.[122] Manevi tazminat davasında amaç, haksız saldırıyı gerçekleştiren kişinin hukuk tarafından bir müeyyide ile karşılaşması ve de mağduru tatmin etmektir.[123]

Kişilik hakkına saldırı halinde Türk Medeni Kanunu m. 25 ile manevi tazminat davası açılabileceği hüküm altına alınmış ise de, manevî tazminat davası açılabilmesinin şartları düzenlenmiş değildir. Manevi tazminat konusundaki diğer bir düzenleme ise Türk Borçlar Kanunu m. 58’ de yer almaktadır. Bu madde Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu ’da özel düzenlemeyle korunan kişilik değerlerinin dışındaki kişilik değerlerine saldırı halinde başvurulabilecek genel norm niteliği taşıdığından, manevî tazminat davası açılabilmesi için Türk Borçlar Kanunu m. 58 genel norma bakılarak manevi zararın belirlenmesi gerekir.[124] Manevî tazminatın bu genel düzenleme dışında, isme yönelik manevi zararlar için özel olarak düzenlediği Türk Medeni Kanunu m. 26, nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan Türk Medeni Kanunu m. 121 gibi özel hükümlerle de düzenlendiği görülmektedir.[125]

Manevi tazminat davasının şartları hukuka aykırı saldırı, kusur, zarar ve illiyet bağıdır.[126] Kusur, bir davranış biçiminin hukuk düzeni tarafından kınanmasıdır.[127] Kusurun derecesi ve türü önem arz etmemektedir, bu hususlar ancak tazminat miktarının belirlenmesinde rol oynamaktadır.[128]

Manevi zarar nedeniyle hükmolunacak tazminatı belirleme görevi Türk Borçlar Kanunu m. 58. maddesinde hâkime verilmiş olup hâkim manevi tazminatın şeklini ve miktarını takdir edecektir.[129] Manevi zararın tazmininde hâkimce tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya tazminata eklenebilir Türk Borçlar Kanunu’nda “özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir” şeklinde ifade edilen diğer tazmin şekillerine özür dileme, saldırıda bulunanın sözlerini geri alması da örnek gösterilebilir.[130]

f. Vekâletsiz İş Görme

Kişilik hakkına saldırıda bulunan kişi, bu saldırısı nedeniyle bir takım kazançlar elde etmiş ise ve böylece malvarlığında bir artış meydana gelmiş ise vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca zarar gören bu kazancın kendisine ödenmesini isteyebilir.[131] Bu dava, saldırıda bulunan kişinin malvarlığında saldırı dolayısıyla sebepsiz olarak meydana gelmiş olan zenginleşmenin saldırıya uğrayana ödenmesini sağlayan davadır.[132]

Türk Hukukunda Türk Medeni Kanunu m. 25/III ile vekâletsiz iş görmeye ilişkin hükümlere yapılan yollama neticesinde, kişilik hakkının ihlâli dolayısıyla elde edilen kazanç istenirken uygulanacak hükümler Türk Borçlar Kanunu’nu m. 526 ve devamı maddeleridir.[133]

Vekâletsiz iş görme davasında, saldırıda bulunanın kusuru aranmamaktadır. Nitekim İsviçre Federal Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları da, kişilik hakkını ihlâl edenin kusurunu aramamaktadır.[134]

C. Başvurulabilecek Diğer Yollar

a. Düzeltme ve Cevap Hakkı

Düzeltme ve cevap hakkı, Anayasa m. 32’de düzenlenmiş olan kişisel temel haklardan biridir. Anayasanın bu hükmünden anlaşılacağı üzere kitle iletişim araçları ile yapılan saldırılar için öngörülmüştür. Bu hak aynı zamanda kişilerin manevi bütünlüğünü oluşturan varlıklardan şeref ve haysiyete karşı gerçekleşen gerçek dışı yayınlar hakkında söz konusu olmaktadır.[135]

Basın Kanunu m. 14 cevap ve düzeltme hakkını düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. fıkrasına göre; süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır. Basın Kanunu m. 14 f. 4 ve 5, 1. fıkra ise belirtilen esaslara uyulmadığında nasıl bir yol izleneceğini göstermiştir. Buna göre; düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar.[136] Bu hükümler ile kanun koyucu düzeltme ve cevap hakkını düzenlemiştir.

b. Düzeltme İsteminde Bulunma

Türk Ticaret Kanunu; bir kimsenin iktisadi varlıklarına karşı haksız rekabet yoluyla saldırıda bulunulduğu takdirde, eğer haksız rekabet “yanlış ve yanıltıcı beyanlarla” yapılmışsa, saldırıya uğrayan kimseye mevcut yanlış beyanların düzeltilmesini isteme yetkisi tanımaktadır.[137]

c. Haklı Savunma

Kişiliğine karşı hukuka aykırı bir saldırıda bulunulan kimse, şartlar gerçekleşmişse, haklı savunma yoluna başvurarak bu saldırıyı bizzat defedebilir. Haklı savunmanın şartları hem Türk Ceza Kanunu’nda hem de Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir.[138]

D. Davalarda Yetkili Mahkeme

Türk Medeni Kanunu m. 25 uyarınca; kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse, kişilik haklarının korunması amacıyla kendi yerleşim yerinde veya davalının yerleşim yerinde dava açabilir. [139] Kişilik hakkını koruyucu dava açmaksızın ikame edilen tazminat ve elde edilen kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre iadesi davalarında yetkili mahkeme ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında tayin edilecektir.[140]

V. Sonuç

Kişilik hakları, kişinin sahip olduğu en temel insan haklarından olup bu niteliği gereğince modern hukuk düzenleri tarafından en yüksek koruma bahşedilmiş haklardır. Kişiliğe verilen önem kanuni düzenlemeler, yargı kararları ve doktrine de yansımış ve Kanun hükümleri sözleşme özgürlüğü, irade serbestisi, basın özgürlüğü, kanaati açıklama ve yayma hürriyeti gibi hakların sınırı olarak kişilik haklarını belirlemiştir.

Ancak özellikle teknolojinin geldiği nokta itibariyle, kişilik haklarının saldırıya uğraması ihtimali giderek artmış ve saldırıya elverişli yollar sayısız hale gelmiştir. Bu nedenle kişiliği korumayı hedefleyen kanunlar sınırlayıcı biçimde değil, kapsayıcı biçimde yorumlanmıştır. Nitekim yargı kararları da bu yöndedir.

Aynı zamanda Türk Medeni Kanunu da muhteviyatı itibariyle, İsviçre Medeni Kanununa paralel biçimde, kişilik haklarına gelebilecek saldırıları her aşamada korumayı hedeflemiştir. Bu nedenle saldırının gerçekleşme ihtimalinden başlayarak, saldırı sonucunda gerçekleşen zararların tazmini noktasına kadar, saldırıda bulunanın sorumluluğunu düzenlemiştir.

Kanaatimizce, kişilik haklarının ihlaline yönelik saldırılara ilişkin sorumluluğun çerçevesinin genel kanunlarla çizildikten sonra; muhtemel saldırı yollarına ilişkin tali nitelikteki düzenlemelere yer verilmesi günümüz dünyasında kişiye ve dolayısıyla kişiliğe verilen değeri yansıtmaktadır.


Dipnotlar


  1. OĞUZMAN, M. Kemal/SELİÇİ Özer/OKTAY-ÖZDEMİR, Saibe; Kişiler Hukuku (Gerçek ve Tüzel Kişiler), İstanbul, 2014, 14. Basım, s.153. ↩︎

  2. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN, Derya; Türk Medeni Hukuku Başlangıç Hükümleri Kişiler Hukuku, İstanbul, 2009, 7. Basım, c.1, s.341-342. ↩︎

  3. AKİPEK/AKINTÜRK/ATEŞ-KARAMAN; s.342-343. ↩︎

  4. DURAL, Mustafa/ÖĞÜZ, Tufan; Türk Özel Hukuku Kişiler Hukuku, İstanbul, 2013, 13. Basım, c.2, s. 9. ↩︎

  5. HELVACI, Serap; Gerçek Kişiler, İstanbul, 2017, 8. Basım, s.95. ↩︎

  6. OĞUZMAN, M. Kemal/ÖZ, Turgut; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2012, 10. Basım, c.1, s.86. ↩︎

  7. SİEBERT; Şahsiyet Hakları ile İlgili Meseleler, çev. Bilge ÖZTAN, 1958, s.223-224. ↩︎

  8. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.345. ↩︎

  9. KAYA, Mine; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, Ankara, 2015, s.9. ↩︎

  10. İŞGÜZAR, Hasan; 3444 Sayılı Kanunla Değiştirilen Borçlar Kanununun 49. Maddesine Göre Kişilik Hakkının İhlali Nedeniyle Manevi Tazminat Davasının Şartları,Ankara Barosu Dergisi, sayı 1990/6, s.858-861. ↩︎

  11. SİEBERT; s.225. ↩︎

  12. ÖZGENÇ, İzzet; Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2005, s. 364. ↩︎

  13. ŞAHİN, Mehmet; Yasal(Meşru) Savunma, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı.75, 2008, s.285. ↩︎

  14. KILIÇOĞLU, Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 2012, 16. Basım, s.416-417. ↩︎

  15. SABUNCU, Yavuz; Anayasaya Giriş, İmaj Yayınevi, Ankara, 2012, 15. Basım, s.35. ↩︎

  16. GÖZLER, Kemal; Türk Anayasa Hukuku, Ekin Yayınevi, Bursa, 2000, s.207. ↩︎

  17. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN;s.353. ↩︎

  18. FARUK, Erem; Hürriyet ve Suç, Ankara Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1952, s.1. ↩︎

  19. KEÇECİ-BAL, Raziye; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Tehdit Suçu, Ankara, 2010, s.10. ↩︎

  20. KAYA; s.298. ↩︎

  21. SEROZAN, Rona; Medeni Hukuk Genel Bölüm Kişiler Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2018, 8. Basım, s.128. ↩︎

  22. ATEŞ, Derya; Borçlar Hukuku Sözleşmelerinde Genel Ahlaka Aykırılık, Ankara, 2006, s.246. ↩︎

  23. Bkz; Bölüm III. ↩︎

  24. KARABAĞ-BULUT, Nil; Medeni Kanunun 23. Maddesi Kapsamında Kişilik Hakkının Sözleşme Özgürlüğüne Etkisi, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2014, s.102. ↩︎

  25. EREN, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015, 18. Basım, s.899. ↩︎

  26. OĞUZMAN/SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s.192-193. ↩︎

  27. Y. 3.HD. T.07.04.2008 E.2008/5324, K.2008/5974. ↩︎

  28. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.359. ↩︎

  29. SİEBERT; s. 224. ↩︎

  30. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s.184. ↩︎

  31. KARABAĞ-BULUT; s.115. ↩︎

  32. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.370. ↩︎

  33. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN;s.360. ↩︎

  34. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s186. ↩︎

  35. Y.2.HD. T. 25.10.1943, E.1943/3004, K. 1943/4457. ↩︎

  36. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s186. ↩︎

  37. Y.2.HD. T.21.12.1970 E.1970/7156, K.1970/6894. ↩︎

  38. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN;s.372. ↩︎

  39. ATEŞ; s.175. ↩︎

  40. ALTAŞ, Hüseyin; Medeni Hukuk Başlangıç Hükümleri, Yetkin Yayınları, Ankara, 2014, s.47. ↩︎

  41. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.377. ↩︎

  42. EREN, Fikret; s.325. ↩︎

  43. EREN; s.325. ↩︎

  44. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s189-190. ↩︎

  45. SÜZEK, Sarper; İş Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, 2017, 14. Basım, s.363. ↩︎

  46. EREN; s.326. ↩︎

  47. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN,; s.379. ↩︎

  48. KILIÇOĞLU; s. 97. ↩︎

  49. DURAL/ÖĞÜZ; s.138. ↩︎

  50. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s.194. ↩︎

  51. Y.HGK. T.06.06.1951 E.1951/4-191, K.1951/122 sayılı ilamı ile; kişiliği oluşturan unsurların tahdidi olmadığını, zamanın ihtiyaçlarına göre yeni unsurların ve yeni saldırı imkânlarının doğacağına hükmedilmiştir. ↩︎

  52. HELVACI; s.93. ↩︎

  53. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s.195. ↩︎

  54. TANDOĞAN, Haluk; Şahsiyetin Akit Dışı İhlallere Karşı Korunmasının İşleyiş Tarzı ve Basın Yoluyla İhlallere Karşı Özel Hayatın Korunması, 1963-1964 Öğretim Yılı Açılış Dersi, s.11. ↩︎

  55. EREN; s.528. ↩︎

  56. TANDOĞAN; s.7. ↩︎

  57. Y.4.HD. T.09.01.1978, E.1978/11462, K. 1978/45. ↩︎

  58. İŞGÜZAR; s.859. ↩︎

  59. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.386. ↩︎

  60. ÖNGÖREN, Gürsel; İnternet Hukuku, İstanbul 2006, s.205. ↩︎

  61. KILIÇOĞLU, Ahmet; Kişilik Haklarına Basın Yoluyla Saldırılar Bakımından Medeni ve Borçlar Kanunumuzda Yapılan Değişiklikler, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 3, 1990, s.375-376. ↩︎

  62. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.386. ↩︎

  63. DURAK, Yasemin; İnternet Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı ve Hukuki Koruma, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.22, sa.1, 2014, s.108. ↩︎

  64. BAYKAN, Metin; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında Basın Özgürlüğü, Adalet Yayınevi, Ankara 2011, s.27. ↩︎

  65. GÖLCÜKLÜ, Feyyaz; Haberleşme Hukuku, Ankara, 1970, s.11-12. ↩︎

  66. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.387. ↩︎

  67. Y.4.HD. T.8.5.2003, E.2003/629, K. 2003/6059. ↩︎

  68. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.207. ↩︎

  69. Y.HGK. T. 23.03.2005, E.2005/4-197, K.2005/189. ↩︎

  70. Y.3.HD. T.14.02.2012 E.2011/19952, K.2012/3379. ↩︎

  71. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.213. ↩︎

  72. Y.4.HD. T.17.03.2003 E.2002/12747, K.2003/3019. ↩︎

  73. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.208-210. ↩︎

  74. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.212. ↩︎

  75. DEMİRCİOĞLU, Huriye Reyhan; Kişilik Hakkı İhlalinin ve Borca Aykırılığın Bir Türü Olarak İşyerinde Psikolojik Taciz(Mobbing), Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.10, sa.1-2, 2007, s.127. ↩︎

  76. GÖRGEÇ, Başak; Genel İşlem Koşullarının Kişilik Hakkı Kapsamında Değerlendirilmesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.19, sa.1, 2017, s.431. ↩︎

  77. İŞGÜZAR; s.860. ↩︎

  78. EREN; s.482-483. ↩︎

  79. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.390. ↩︎

  80. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.390-391. ↩︎

  81. ÖNGÖREN, Gürsel; TV ve Radyoda Kişilik Haklarına Saldırılara Karşı Hukuki Başvuru Yolları, Der Yayınları, 1996, 1. Basım, s.77. ↩︎

  82. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.215. ↩︎

  83. KAYA, Mine; Telekomünikasyon Alanında Kişilik Haklarının Korunması, Ankara Barosu Dergisi, sa.4, 2010, s.315. ↩︎

  84. Y.2HD. T.29.01.1976 E.1976/9403, K.1976/625. ↩︎

  85. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.391. ↩︎

  86. ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara, 2016, 22. Basım, s.322-327. ↩︎

  87. ARKAN; s.335. ↩︎

  88. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.195-200. ↩︎

  89. KILIÇOĞLU; Kişilik Haklarına Basın Yoluyla Saldırılar Bakımından Medeni ve Borçlar Kanunumuzda Yapılan Değişiklikler, s.378. ↩︎

  90. İŞGÜZAR; s.865. ↩︎

  91. 1219 Sayılı Kanun m. 70/Hasta Hakları Yönetmeliği m.24/f, m.31/f. ↩︎

  92. ACABEY, Mehmet Beşir; Basın Özgürlüğü ve Bu Özgürlüğün Bir Sınırı Olarak Kişilik Hakkı, s.37. ↩︎

  93. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR;s.217. ↩︎

  94. İŞGÜZAR; s.870. ↩︎

  95. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.318. ↩︎

  96. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.219. ↩︎

  97. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.221. ↩︎

  98. Y.4.HD. T.18.10.2006, E.2006/4-670, K.2006/664. ↩︎

  99. DURAK; s.115. ↩︎

  100. KILIÇOĞLU; Kişilik Haklarına Basın Yoluyla Saldırılar Bakımından Medeni ve Borçlar Kanunumuzda Yapılan Değişiklikler, s.389. ↩︎

  101. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.395-396. ↩︎

  102. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.224. ↩︎

  103. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.226. ↩︎

  104. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.397. ↩︎

  105. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.397. ↩︎

  106. KILIÇOĞLU; Kişilik Haklarına Basın Yoluyla Saldırılar Bakımından Medeni ve Borçlar Kanunumuzda Yapılan Değişiklikler, s.388. ↩︎

  107. HELVACI; s.128. ↩︎

  108. SERDAR, İlknur; Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması, Ankara, 1999, s.251. ↩︎

  109. HELVACI; s.130. ↩︎

  110. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.320. ↩︎

  111. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.324. ↩︎

  112. KILIÇOĞLU; Kişilik Haklarına Basın Yoluyla Saldırılar Bakımından Medeni ve Borçlar Kanunumuzda Yapılan Değişiklikler, s.387. ↩︎

  113. HELVACI; s.134. ↩︎

  114. DURAL/ÖĞÜZ; s.155. ↩︎

  115. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.229. ↩︎

  116. EREN; s.724. ↩︎

  117. KILIÇOĞLU, Ahmet; Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 1993, 2. Baskı, s.225. ↩︎

  118. KILIÇOĞLU, Ahmet; Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, s.363. ↩︎

  119. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.335. ↩︎

  120. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.233. ↩︎

  121. SEROZAN, Rona; Manevi Tazminat İstemine Değişik Bir Yaklaşım, Prof. Dr. Haluk Tandoğan’a Armağan, Ankara, 1990, s.70. ↩︎

  122. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.407. ↩︎

  123. KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip; Kişilik Haklarını Koruyan Manevi Tazminat Davasına İlişkin Yeni Gelişmeler, Sorumluluk Hukukunda Yeni Gelişmeler I. Sempozyumu, Ankara 21-22 Ekim 1977, s.144. ↩︎

  124. EREN; s.781. ↩︎

  125. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.339. ↩︎

  126. DURAK; s.114. ↩︎

  127. EREN; s.110. ↩︎

  128. İŞGÜZAR; s.871. ↩︎

  129. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.342. ↩︎

  130. KILIÇOĞLU, Ahmet; Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, s.419. ↩︎

  131. KAYA; Elektronik Ortamda Kişilik Hakkı İhlalleri ve Korunması, s.350. ↩︎

  132. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.412. ↩︎

  133. HELVACI, Serap/AYDIN, Gülşah Sinem; Kişilik Hakkı İhlâlinden Doğan Vekâletsiz İş görmede Kusurun Bir Şart Olarak Aranıp Aranmayacağı Sorunu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.23, sayı 1, s.267. ↩︎

  134. HELVACI, Serap/AYDIN, Gülşah Sinem; s.280. ↩︎

  135. ÇİFTÇİ, Ahmet; Yazılı Basında Cevap ve Düzeltme Hakkı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.23, sayı 1-2, 1991-1992, s.57. ↩︎

  136. DURAK; s.117. ↩︎

  137. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.417. ↩︎

  138. DURAK; s.120. ↩︎

  139. AKİPEK, Jale/AKINTÜRK, Turgut/ATEŞ-KARAMAN; s.418. ↩︎

  140. OĞUZMAN /SELİÇİ/OKTAY-ÖZDEMİR; s.241. ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Hakkında Av. İdil Kavuşan
Ankara
Avukat
L.L.M Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi