Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin Almış Olduğu “Mutlak Butlan Kararı” İle Ortaya Çıkan Hukuki Durumun Anayasa Hukuku Açısından Değerlendirmesi

I. B.A.M. /Hukuk Mahkemeleri Siyasi Partilerin Kurultay Seçimlerine İlişkin Usulsüzlükleri Denetim Yetkisi Var Mı?

Kamu hukukunda kaynağını anayasadan almayan devlet yetkisi kullanılamaz. (AY 6.md) Yetki açıkça verilmelidir. Bu çerçeveden hareketle yukarıdaki soruya yanıt arayalım.

Öncelikle siyasi partilerin hukuki statüsünü tespit etmeliyiz. 1961 Anayasasından bu yana siyasi partiler dernek statüsünde değildir; Siyasi Partiler Kanunu hükümlerine tabidirler. Ancak kimi hallerde derneklere ilişkin kurallar kıyasen uygulanabilir. SPK 29, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için siyasi partiler kanununda hüküm olmayan hallerde Dernekler Kanunun uygulanacağını, 121.md de SPK’ya aykırı olmayan durumlarda Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu hükümlerinin uygulanacağını söylemiştir. Dernekler Kanunu 34.md kendisinde hüküm bulunmayan hallerde Medeni Kanunun uygulanacağını söylemektedir. Şunu net biçimde tespit etmek gerekir ki Siyasi Partiler Kanunu özel kanun olduğundan burada açıkça düzenlenen konularda dernekler kanunu ya da medeni kanun uygulama alanı bulamayacaktır.

Anayasa Hukuku açısından dernekler AY 33.maddesi ile siyasi partiler ise AY 68.maddesi ile düzenlenen temel hakların koruması altındadırlar. Siyasi partiler, Anayasamıza göre demokratik siyasi hayatın vaz geçilmez aktörleridir. AY 2.md koruma altına alınan demokratik devlet ilkesinin hayata geçmesi, seçme ve seçilme hakkının uygulama alanı bulması bakımından derneklerden çok daha hayati bir role sahiptirler. Bu bakımdan da Anayasa ile getirilen bir takım özel güvencelere sahiptirler.

SPK 21. maddesi uyarınca siyasi partilerin (büyük kongre) kurultay seçimleri ilgili seçim kurulunun gözetim ve denetiminde yapılır. 10. Fıkra: “Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.”, demektedir. Aynı madde gereği de seçim sonucunu etkileyecek bir usulsüzlük veya kanuna aykırı bir uygulama tespit edildiği takdirde seçim kurulu başkanı olan hakimce seçimlerin yenilenmesine karar verilir. 1 aydan az, 2 aydan fazla olmayan bir sürede seçim yenilenir. Burada başka bir itiraz yolu kabul edilmiş değildir. Ancak seçim süreçlerine ilişkin olarak tam kanunsuzluk iddiası ile yapılacak itirazlara bakma yetkisi YSK’dadır.

O halde soru şudur: Kurultay’da işlendiği ileri sürülen oylamaya hile karıştırma suçu neticesi seçimde oluştuğu iddia edilen sakatlıklarını tespit yetkisi kimdedir? Hukuk mahkemelerinde mi, seçim yargısında mı?

SPK 21 hükmü açık biçimde büyük kongre seçimlerindeki usulsüzlükler konusunda ilçe seçim kurulunu yetkilendirmiştir. Bunun sebebi de seçim sonuçlarını kısa sürede kesinleştirme zorunluluğudur. Eğer usulsüzlük neticesi kullanılan oy sayısı seçim sonucunu etkileyecekse verilecek karar da seçimlerin yenilenmesi olacaktır. Hiç şüphesiz oylamalara hile karıştırılması bu kapsamdadır. Seçimi iptal etme konusunda hukuk mahkemelerine verilmiş bir yetki yoktur. Ancak işlendiği ileri sürülen suçlara ilişkin ceza mahkemeleri yetkilidir.

Bu sebeple de siyasi partilerin kurultay seçimlerine ilişkin açık hüküm varken dernek genel kurul kararlarının iptaline ilişkin TMK 83. maddesinin bu konuda uygulanma imkanı yoktur. Nitekim seçim hukukunda butlan/yokluk kavramının karşılığı “tam kanunsuzluk” halleridir. Kişilerin seçme ve seçilme yeterliliği bulunmaması ya da seçimlerin temel düzenine ilişkin kanunun emrettiği zorunlu unsurlar olmadan seçim yapılması hallerinde verilen seçim iptali durumlarının ana gerekçesidir. Süre ile sınırlı olmadan Yüksek Seçim Kurulu tarafından değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak hukuk mahkemelerinin, seçim kurullarına ve YSK’ya AY 79, SPK 21 tarafından açıkça verilen yetkiyi kullanarak seçim iptaline karar vermesi “görev bir başka yargı kolunda olduğu için” ağır bir yetki gaspıdır.

II. Seçim Kurullarına Verilen Yetkinin Hukuk Mahkemesince Kullanımı/Görevsiz Mahkeme/Ağır Yetki Gaspı

“Bir normun yokluğu, hukuk dünyasında hiç doğmamış olduğunun ifadesidir… Yokluktan farklı olan hukuka aykırılık hâli ise hukuk âleminde var olan normun, hukukun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde çıkarılmaması anlamını taşımaktadır. Hukuka aykırılık hâli ne kadar ağır ve açık olursa olsun bir normun hukuka aykırı olması, zorunlu koşullarının bulunması suretiyle var olan o normun yokluğu sonucunu doğurmaz.” AYM (AYM, E.2018/42, K.2018/48, 31/5/2018)

“… işlemlerinin yok sayılabilmesi ancak yetki ve görev gaspı ya da çok ağır biçim eksikliği durumlarında söz konusu olabilir” (AYM E.1992/26, K.1992/48, K.T: 17/9/1992).

Seçim yargısı konusunda görevli olmayan bir yargı kolunun vereceği kararlar görevli olamayan yargı kolu tarafından alındığından yetki gaspı anlamına gelecektir. Yoklukla malul olacaktır.

Türkiye’nin birinci partisinin büyük kurultay seçimlerini incelemek ve iptal etmek, dahası dava konusu edilmeyen sonraki olağanüstü ve olağan 3 kongreyi de siyasi hayata ağır etki edecek bir karar almak konusunda Asliye Mahkemelerini görevli kabul edebilir miyiz? Kanunen açık biçimde bir başka yargı koluna yetki veren madde var iken buna imkân olmadığını değerlendirmek gereklidir. Kısaca asıl yokluk “BAM kararının” kendisindedir.

III. İddia Edilen Seçim Usulsüzlükleri “Mutlak Butlan/Hükümsüzlük” Sonucu Doğurur mu?

Bir an için bu olayda hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu ve TMK 83. maddenin uygulama alnı bulacağını kabul etsek de acaba mutlak butlanın koşulları gerçekleşmiş midir?

Öncelikle mutlak butlan özel hukuk ilişkileri için geçerli bir kavramdır. Siyasi parti yetkili organlarına yapılan seçim ise kamusal yönü oldukça ağır basan, orada oy kullanan kişileri de aşan bir şekilde demokratik rejimin işleyişi ile doğrudan ilgili olan bir durumdur.

Mutlak butlanla malul işlemler, emredici hukuk kurallarına, yasanın amir hükümlerine, hukuken açık yasaklara aykırılık hali sebebiyle ölü doğmuş işlemlerdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu butlanı şu şekilde açıklamaktadır: “Borçlar Hukukumuzda, hukuki işlemlerin geçerlilik şartlarından, kamu düzenini ilgilendirecek düzeyde olanların eksikliği halinde, anılan işlemin butlanından söz edilir ki, bu durum işlemin kendiliğinden ve baştan itibaren (geçmişe etkili olarak) geçersiz olmasına, hiç bir hüküm ve sonuç doğuramamasına yol açar.” (Yargıtay HGK, E.2011/695, K.2011/673, 02.11.2011).

Yargıtay, derneklerin genel kurul kararlarına ilişkin her türlü usulsüzlüğü butlan çerçevesinde değerlendirmemektedir. Butlan oluşturacak durumlar için hukuki işlemin kurucu unsurlarının mevcut olmamasını aramaktadır.

Bir irade açıklamasının hukuki işlem sayılabilmesi için olmazsa olmaz koşullardan herhangi biri yoksa o bir hukuki işlem değildir. Ortada hukuki bir işlem yoktur.” (8.Hukuk Dairesi, E.2017/10212, K.2017/9579, 22.06.2017)

Örneğin; Yönetim kurulunun dernek tüzüğünde bir yılda en fazla kırk kişinin üye yapılabileceğine dair karara rağmen, belirtilen sayının üzerinde derneğe üye kaydı yapılması, seçilmiş ve yetersayıda üyenin katılımı ile yapıldığından yok hükmünde kabul edilememiştir. Yargıtay, yönetimin kurulunun bu kararının tüzüğe aykırılığı iddiası ile dernek iç denetim yolu ile genel kurul gündemine alınarak denetlenebilir ve iptal edilebilir nitelikte olduğunu belirtmiştir. (8.Hukuk Dairesi, E.2017/10212, K.2017/9579, 22.06.2017)

Derneklere ilişkin olarak MK.83 uygulamasına ilişkin verilen butlan kararlarına baktığımızda “genel kurul toplantı yeter sayısına ulaşılmadan karar alınması hali” gibi yasanın amir hükümlerine aykırılık hallerinde butlan/yokluk tespiti yapıldığı görülmektedir. (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2010/5797, K.2010/7597, 28.12.2010)

Bu çerçevede Asliye Mahkemelerinin siyasi partilerin kurultay seçimlerinde yetkili olduğu bir an için kabul edilse bile “seçimlerde oylamaya hile karıştırma” büyük kurultayın toplantı, karar yeter sayısı gibi yasanın amir hükümlerine, yetki, görev, karar yeter sayısı gibi işlemin kurucu unsurlarına yönelik bir aykırılık değildir. 38. Olağan Kurultay’da yapılan genel başkan ve yetkili kurullara ilişkin seçimleri yapmaya yetkisi olan seçilmiş delegelerce, toplantı-karar yeter sayılarına uyularak yapılmış bir seçim söz konusudur.

Seçim usulsüzlükleri ise iradenin gerçekten oluşup oluşmadığına ilişkindir ki bu da sayısal olarak gerekli oyun alınıp alınmadığı ile ilgili bir durumdur. Tek tek oylamaya nerede hile karıştırıldığının, hile karışan oy sayısının sonucu değiştirecek güçte olduğunun gösterilmesi zorunludur. Yapılan bir karar/kural işlem değildir. Seçim bir koşul işlemdir. 38. Kurultay’ın başka bir organa ait yetkiyi kullansaydı ya da yaptığı tüzük maddelerinin içerikleri Anayasanın açık yasaklarına aykırı alsaydı mutlak butlan/hükümsüzlük hallerinden söz edilebilirdi.

Ayrıca TMK 83.maddesinde atıf yapılan mutlak butlan halleri Medeni Kanunda zaten açıkça belirtilmiş olan hallerdir. Neyin mutlak butlan oluşturacağı kanununun emredici hükümleri ile bellidir sonradan mahkemelerce tayin edilmemektedir. Bu bakımdan yapılan yorum medeni hukuka da aykırdır.

En önemlisi de alınan karar ile dava konusu edilmemiş ve yapılması kanuni zorunluluk olan 39. Olağan Kurultay da hükümsüz kabul edilmektedir. Hükümsüzlük kurallarının uygulanabileceği hallerde bile ileriye dönük olarak partinin tüm faaliyetlerini içine alır şekilde yorum yapılması mümkün değildir.

IV. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasamız Kapsamında Örgütlenme Özgürlüğü İhlali

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6.md düzenlenen adil yargılanma hakkı, “medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamaları” kapsamaktadır. Siyasi haklar büyük oranda madde kapsamı dışında kalmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), siyasi partilerin iç işleyişleri ve organ seçimlerine ilişkin siyasi gücü ve etkisi yüksek mahkeme kararlarından ve yargılama süreçlerinden kaynaklanan ihlalleri örgütlenme özgürlüğü ve siyasi faaliyette bulunma hakkı çerçevesinde incelenmektedir. O bakımdan burada Anayasamızın 36.maddesi kapsamında adil yargılanma hakkına ilişkin tespit edilebilecek ihlalleri de siyasi örgütlenme ve faaliyette bulunma hakkı kapsamında ifade edeceğim.

Alınan butlan kararı ile CHP’nin 39. Olağan Kurultay’ında seçilmiş Genel Başkanı, PM, MYK, YDK üyeleri görevden alınmış, Kasım 2023’den önce görevde bulunan Kılıçdaroğlu, PM ve YDK “karar kesinleşinceye kadar” tedbiren göreve iade edilerek karar kesinleşmeden sonuç doğurur hale getirilmiştir. Böylelikle partinin örgütlenme özerkliği, görevden alınan seçilmiş görevlilerin siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalede bulunulmuştur. Bu haklar AİHS 11 ve AY 67, 68. maddelerinde koruma altına alınmışlardır. Anayasamız ayrıca temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında 13.md ölçütlerinin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. AY 13.md göre; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”.

A. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Aykırılıklar

AİHM içtihatları, Sözleşmenin 11. maddesi kapsamında siyasi örgütlenme hakkına yönelik müdahalelerin yasal dayanağının bulunmasını, meşru bir amaç taşımasını ve demokratik toplum düzeninde gerekli olmasını aramaktadır. Ayrıca siyasi partiler kollektif şekilde ifade özgürlüğü kullanan örgütlenmeler olduklarından zaman zaman 10.madde de 11.madde ile birlikte değerlendirme konusu olabilmektedir. Yasama seçimlerine katılma açısından da 1 numaralı ek Protokol’ün 3.maddesi seçme ve seçilme hakkı kapsamında gündeme gelebilmektedir. Bu olay partinin iç düzenine yapılan müdahale sebebiyle 11.md, potansiyel olarak da 10.md ve 1.P/3.md ihlal edebilecek düzeydedir. Bu bakımdan diğer iki maddenin de potansiyel mağduriyet yarattığını söyleyebiliriz.

Öncelikle AİHS 11.md kapsamında ihlali değerlendirelim.

  1. Müdahalelerin Yasal Dayanağı Var Mı?

Esasa ilişkin ve ekli ihtiyati tedbir karar ile yapılan müdahaleler bırakın yasal dayanağı olmayı açık biçimde iç hukukta Anayasanın ve yasalarının emredici hükümlerine aykırıdır.

a. 36. Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin vermiş olduğu kararın sonuçlarından evvel kendisi HMK 27.md düzenlenen “hukuki dinlenilme hakkını” ihlal etmektedir. HMK 27.md/ 2. Fıkra uyarınca bu hak yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını ve mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.

Verilmiş olan Karar, hukukunun temel ilkelerini oluşturan konularda yapılmış olan en ağır hataları içermektedir. Kararın gerekçesinde hiçbir somut delil yoktur. Gerekçede yer verilen yargılamalar henüz derdesttir ve esastan verilmiş hiçbir karar olmamasına rağmen iddianameler delil olarak kullanılmıştır. Bu davalarda veya soruşturmalarda yer alan somut bir delile de kararın gerekçesinde yer verilmiş değildir. Kısaca kararda hukuken geçerli gerekçe veya delil yoktur.

AY 36.md ve HMK 27 gereği hukuki dinlenilme hakkı, açıklama ve ispat hakkını, silahların eşitliğini, dikkate alınma alt haklarını da kapsamaktadır. Elimizdeki kararda sadece bir tarafın iddiaları gerçek olarak kabul edilmiş, bu konuda ispat dahi aranmamıştır. Örneğin; 38. Kurultay’da bir kısım delegeye menfaat temin edildiği iddia edilmiş ancak bunların kim oldukları, sayıları belirtilmemiştir. Söz konusu suç isnatlarına ilişkin ceza davaları açılmış ancak sonuçlanmamıştır. Bir kısmına market alışveriş kartı dağıtıldığı, oylarının fotoğrafını vs. çekip yollamalarının istendiği ileri sürülen ceza yargılamalarda hiçbir somut kanıt sunulmamış olduğu, itirafçıların çoğu ifadelerini geri çektiği ve davalar devam ettiği halde sadece ispatlanamayan iddialar delil olarak kullanılmıştır. Gerekçede lehe olan deliller hiç değerlendirilmemiştir.

Konusu suç teşkil eden eylemlere dayanılarak alınan bir yokluk kararı mevcuttur. Oylamaya hile karıştırmak suretiyle 2820 sayılı kanuna aykırılık suçunun oluştuğu iddia edilmiş ancak bu konudaki yargılamaların sonucu beklenmemiştir. AY 18 ve 15 masumiyet karinesini düzenlemektedir. Hiç kimse suçsuzluğunu ispatlamak zorunda bırakılamaz. Parti, bu davada delegelerinin masumiyetini ispatlamak zorunda bırakılmış olmaktadır. İspat yükü davayı açanlarda olmasına rağmen bu dikkate alınmamış sadece iddialara dayanarak hüküm kurulmuştur. Delegelerin neredeyse tümü zan altına alınmış, bu kişilerin masumiyet karinesini ortadan kaldırarak Anayasa 15, 18, 36 ile HMK 27 hükümlerine aykırı davranılmıştır.

b. Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi’nin butlan kararı Türk Medeni Kanunu’nun derneklerin genel kurul kararlarının iptaline ilişkin 83. ve butlan kavramı açısından Borçlar Kanunu 27/1.maddelerine dayanmaktadır. Buradaki hukuki problem kanunilik ilkesi açısından gerekli olan öngörülebilirliğin mevcut olmamasıdır. Anayasamızın 2.maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında belirtilen hukuk devleti prensibinin de bir alt ilkesi olan belirlilik ilkesi açısından oldukça sorunlu bir durum mevcuttur.

Kanunla öngörülmüş olmak, ihlale neden olduğu ileri sürülen müdahalenin iç hukukta bir dayanağa sahip olmasını ve ayrıca söz konusu kanunun, vatandaşın belirli bir eylemin doğurabileceği sonuçları öngörebilmesine ve davranışlarını buna göre düzenleyebilmesine imkân verecek ölçüde yeterli açıklık ve kesinlikle kaleme alınmış olmasını gerektirir. (Sunday Times / Birleşik Krallık (no. 1), 26 Nisan 1979 tarihli karar, Seri A no. 30, § 49).

Siyasi Partiler Kanunu 21.md siyasi partilerin seçimlerindeki usulsüzlük iddialarını inceleme ve kesin sonuçlandırma yetkisini seçim kurullarına vermişken ve şimdiye kadar TMK 83 hükmü hiçbir zaman siyasi partilerin kurultay seçimlerini iptal etmek için uygulanmamışken, BK 27 ise açıkça özel hukuk sözleşmelerine ilişkin bir düzenleme iken burada açık, öngörülebilir bir yasal dayanak olduğu kesinlikle ileri sürülemeyecektir. Kıyasen uygulanan bu hükümlerin siyasi partiler açısından belirlilik ilkesine uygun olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. İç hukukta yeterli bir kanuni dayanak bulunmamaktadır.

  1. Müdahalenin Meşru Amacı Var Mı?

Bir hukuk mahkemesinin Türkiye’nin en büyük muhalefet partisinin seçim kazanmış ve 4 ayrı Kurultay’da seçilmiş genel başkanını ve yönetimini görevden alıp yerine görev süresi 2023’de sona ermiş eski genel başkanını ve o zaman ki yönetimini getirmesinin hiçbir meşru amacı yoktur. Başkalarının hak ve yükümlülükleri sebebinin meşru amaç olarak ileri sürülebileceği düşünülse de sonrasında yapılan 3 kurultayda yarışı kaybedenler gelip yarışmamışlar, onun yerine tarihte örneği olmayan bir karar aldırmayı seçmişlerdir. Bu karar alınmadan önce iktidar medyasında kararın AKP içinde tartışıldığı, parti içinde karşı olanlar olduğu buna rağmen yazıldığı bilgileri paylaşılmış, Cumhurbaşkanı “çok yakında Türkiye’ye yakışan bir muhalefet” yaratacaklarını söylemiştir. Çok açık bir biçimde siyasallaşmış yargısal süreçlerle muhalefetin dizayn edilmesi ve CHP’nin seçim kazanamaz hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu siyasi amaç aynı zamanda AİHS 18.maddesinin de ihlalini oluşturmaktadır.

  1. Müdahale Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Değildir.

Hakka yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninde baskın bir sosyal ihtiyacı karşılaması ve korunan hukuki amaçla orantılı bir sınırlama olması gereklidir. Demokratik çoğulcu rejimlerde partilerin iç işleyişlerine devletlerce yapılacak müdahalelerin çok sınırlı düzeyde tutulması gereklidir. Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, siyasi partilerin iç işleyişi ve karar süreçlerinin, genel olarak devlet müdahalesinden bağımsız olması gerektiğini ifade etmektedir. Siyasi partilerin iç işleyişine ilişkin düzenlemelerin parti tüzüklerine bırakılması beklenmektedir. Parti içi işleyişinin hukuki düzenlemeye tabi tutulduğu durumlarda ise bu düzenlemeler, parti özerkliği ilkesine saygı gösterecek ve partilerin özgür birer örgütlenme olarak kendi iç işlerini yönetme hakkına gereksiz müdahalede bulunmayacak şekilde dar yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır. (Guidelines On Political Party Regulation Second Edition, Adopted by the Venice Commission at its 125th online Plenary Session (11-12 December 2020) CDL-AD(2020)032, P.151)

Alınan karar ile partinin görev süresi dolmuş eski yönetimi geri getirilmiş, oyunu menfaat karşılığı kullandığı iddiaları ortaya atılan İstanbul ili delegelerinin katılmadığı iki olağanüstü ve hakkında hiçbir usulsüzlük iddiası ortaya atılmamış ve dava konusu da edilmemiş mahalle, ilçe, il ve ülke düzeyinde tamamen yenilenmiş bir sonraki 39. olağan kurultayda seçilen genel başkan ve parti meclisi de görevden alınmıştır. Burada kamu otoritelerinin müdahalesi seçimin dürüstlük içinde yapılması ile sınırlı olması gerekirken, yargı kararı ile genel başkan ve parti meclisi atanması yapılması düzeyine çıkmıştır. Üstelik bu kişiler parti tarafından yapılan kurultaylarda da gelip yarışmamıştır. Yapılan müdahale hiçbir şekilde demokratik toplumda baskın bir ihtiyacı karşılamadığı gibi hiçbir demokratik rejimde akla gelmeyecek şekilde kamu otoriteri ana muhalefet partisine yönetim ataması yapmıştır. Demokrasinin en temel ve öncel ilkeleri yerle bir edilmiş, iktidar partisi genel başkanı olan Cumhurbaşkanının, doğrudan ve dolaylı seçimleriyle oluşmuş ve onun fiili kontrolü altındaki Hakimler Savcılar Kurulu’nca belirlenmiş ve denetimi altındaki yargı organları kullanılarak otoriter rejim inşasında önemli bir merhaleye geçiş yapılmıştır.

B. Anayasa’nın 13. ve 68. Maddelerine Aykırılık Mevcuttur

Siyasi Partilerin kongre/kurultay süreçlerine ilişkin olarak Anayasa Mahkememizin vermiş olduğu kimi bireysel başvuru kararları mevcuttur. Bu kararlarda Venedik Komisyonunun ilke kararlarına da atıfla çeşitli prensipler benimsenmiştir. Buna göre, bir partinin iç işleyişine ilişkin kurallarla ilgili olarak; bunların en sağlıklı şekilde parti tüzüğü ya da partinin ayrıntılı biçimde kabul ettiği ilkeler yoluyla düzenlenebileceğini, partinin iç işleyişine ilişkin hususların genel olarak devlet müdahalesine kapalı olması gerektiğini belirtmiştir. Kamu otoritelerinin siyasi partiler üzerinde aşırı kontrol ve denetim fonksiyonu üstlenmekten kaçınması gerektiği de vurgulanmıştır. Düzenlemelerde verilen yetkinin sınırlarının ve kapsamının açıkça belirlenmesi ve yetkili organların, kuralları tarafsız ve keyfi olmayan bir biçimde bu sınırı uygulaması gerektiği belirlenmiştir. (Metin Baydar ve Halkın Kurtuluş Partisi (Başvuru Numarası: 2014/15220), P.49,50)

Bu çerçevede TMK 83 ve BK 27 maddelerinin butlana yol açar biçimde yorumlanması AY 13. md belirtilen kanunilik/belirlilik prensibini ihlal eder niteliktedir. Yukarıda da açıklandığı gibi bu maddelerin siyasi partiler için uygulanması mümkün olmadığından keyfi ve belirsiz biçimde dayanak teşkil etmektedirler.

Ayrıca verilen karar ile dava tarihinde yapılmamış ve doğal olarak da dava konusu edilmemiş; hakkında şaibe iddiası da bulunmayan iki olağanüstü ve bir de olağan kurultay geçersiz hale getirilmektedir. Bir kurultay şaibeli ise bunu gidermenin yolu yeni ve temiz bir kurultay yapmaktır. CHP, hakkında iddialar ortaya atılanları dışarıda bırakarak iki olağanüstü kurultay yapmış sonra da tüm delegelerini mahallelerden başlayarak yenileyerek olağan büyük kongresini/kurultayını da yapmıştır. İleriye dönük olarak hiçbir faaliyet yapamayacağını ileri sürmek parti tüzel kişiliğini ve buralarda seçilenleri siyasi faaliyette bulunamaz hale getirerek, örgütlenme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını kullanılamaz hale getirir ve hakkın özüne dokunur. Ayrıca CHP tüzel kişiliğinin de iç işlerini düzenleme özerkliği ile bunun doğal bir sonucu olan kendi genel başkanını seçme hakkı elinden alır.

İleriye dönük olarak alınan hükümsüzlük kararının meşru bir amacı yoktur, amaç siyasi olarak partiyi yargı yoluyla ele geçirip, muhalefeti dizayn etmektir. Bir an meşru bir amaç varsaysak bile, ileriye dönük alınan hükümsüzlük kararının ölçülülük ilkesine uygun olduğunu yani orantılı, elverişli ve zorunlu olduğunu ileri sürmek de mümkün değildir. Eğer 38. Kurultay’da seçimi kaybedenlerin hakları korunuyorsa, kimsenin atamayla genel başkan olma hakkı yoktur. Kaybettikleri, gelip yarışmadıkları tüm seçimleri iptal etmek nasıl korunan hukuki faydaya ulaşmak için elverişli bir yol olabilir ya da zorunlu görülebilir? Orantısızlığı zaten aşikardır. Sonraki kurultaylar olası çözümler olarak şikayetleri konusuz bırakırken yok sayılmışlardır. Buradaki şikayetlerin yegane çözüm yolu defalarca işletilmesine rağmen yok kabul ediliyorsa çözüm aranmıyor demektir.

Kanunilik, öze dokunma, ölçülülük ilkelerinin yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine de aykırılık oluşturulmuştur.

Siyaseti dizayn etme amacı aşikar olan nihai karar, ondan daha belirsiz, ağır sonuçlar doğuran bir tedbir kararı ile kesinleşmeden sonuç doğurur hale getirilmiştir. Rekabetçi seçimlerin bulunduğu demokratik rejimlerde siyasi parti genel başkanları kamu gücü kullanan devlet organları tarafından atanamazlar. Kamu otoriteleri sadece seçimlerin adil bir biçimde yapılması için müdahale edebilirler. Bizim sitemimizde de kongre/kurultay yapılmasının zorunlu olduğu hallerde bu yerine getirilmezse Sulh Hukuk Mahkemeleri çağrı heyeti tayin ederek müdahale edebilmektedirler. Oysa burada 38. Kurultay günü görev süreleri dolan eski genel başkan, PM ve YDK’nın bir tedbir kararı ile tekrar göreve getirilmesi yani “mahkeme kararı ile atanması” hali söz konusudur. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşır olmadığı çok belirgindir.

V. Tedbir Kararının Delegelerin Tüzükten Kaynaklanan Yetkilerini Kullanamayacağı, Kurultay Yapılamayacağı Anlamına Gelir Mi?

Tedbir kararı kurultay delegelerini ve Parti Tüzüğünü kapsamamaktadır. Delegeler görevden alınmış değildir. Karar seçilmiş organlara yöneliktir. Seçimi yapanları kapsamamaktadır. Delegeler kendilerine tüzükte verilen yetkileri kullanabilir durumdadırlar. Tedbir kararı onların kurultay taleplerini geçersiz kılmadığı gibi derhal kurultaya gidilmesi kanunun emredici hükmüdür. Tedbir kararının amacı bunu derhal sağlamak olabilir.

SPK 14/6 uyarınca siyasi partilerin “en fazla üç yılda bir kurultay” yapılması zorunludur. Bu zorunluluğun yaptırımı da SPK 36’da düzenlenmiştir. İlçe, il, büyük kongrelerini üst üste iki defa yapamayan partiler seçime katılma yeterliliğini kaybederler. Ayrıca AYM, üst üste iki kurultay yapamayan partiyi MK 87 uyarınca kendiliğinden sonra ermiş kabul etmektedir. Bu karar ile CHP’nin hukuki varlığının sona ermiş olacağı ileri sürülemezse de (partinin faaliyetlerine son verme iradesi olmadığı için); Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı, kurultay yapmamanın partilerin siyasi faaliyetlerine son vermelerinin işareti olacak kadar emredici olduğunu gösterir. Öyleyse bir tedbir kararının yasanın emredici hükümlerini askıya alması ya da partiyi siyasi faaliyetine fiilen son vermiş hale getirmesi düşünülemez. Kararın kesinleşmesi halinde Parti 2023 yılına geri gidecekse en son olağan Kurultay 2020 yılında yapılmıştır ve derhal olağan kurultaya gidilmesi zorunluluğu mevcuttur.

Temmuz 2026’da CHP iki olağan Kurultay yapmamış hale gelecektir. Karar kesinleştiği anda CHP bunun kanunini sonuçlarıyla baş başa kalacağına göre partinin bu tehlikeyi derhal bertaraf etme hakkı mevcuttur. Tedbir kararı belirsiz bir süre için verildiğine göre bu süre boyunca kendi yöneticilerini seçemeyeceğini ileri sürmek CHP’nin tüzel kişi olarak özerk biçimde iradesini ortaya koymasını engellemek olacaktır. Siyasi faaliyette bulunma hakkının özüne dokunan onu kullanılamaz hale getiren bir sonuç doğuracaktır.

Partinin seçime girme yeterliliği riske sokulmuş olacaktır. Yargının gideceği yön artık kestirilemeyen ve hukuk güvenliği oldukça zayıflamış olan ülkemizde parti için alınamayacak riskler yaratılmış olacaktır.

Kurultay yapılamaz demek, siyasi faaliyette bulunma hakkının özünü dokunur. Seçme ve seçilme hakkını anlamsızlaştırır. Kurultay yapılmazsa parti fiilen seçilmemiş, atanmış bir yönetime süresi belirsiz şekilde teslim edilecektir. Bu her hangi bir demokratik rejimde asla kabul edilebilir değildir.

VI. Kurultay Davasının Niteliği, İhtiyati Tedbir Kararına Karşı Bireysel Başvuru Yapılabilir Mİ?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinde karara bağlanan davanın türünü belirlemek gerekir. Bu dava bir tespit veya inşai dava olarak değerlendirilmelidir. Bu iki dava türünün en önemli özelliği ise verilen kararların kesinleşmeden sonuç doğurmamasıdır. Başka bir ifade ile mutlak butlan kararının sonuç doğurabilmesi için kararın temyiz de onanması gerekmektedir. Ancak bunu bilen Bölge Adliye Mahkemesi, verdiği ihtiyati tedbir kararı ile kararın kesinleşmeden sonuç doğurabilmesini ihtiyati tedbir kararı ile sağlamak istemiştir. Buna davanın sonucunun öne çekilmesi denir ki, Yargıtay pek çok kararı ile bu tür tedbir taleplerinin çok istisnai haller dışında verilemeyeceğini kabul etmemektedir.

Bu hali ile usul hukukuna da aykırılıklar barındıran ihtiyati tedbir kararına karşı, öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz ile müracaat edilerek kararın hukuka aykırılığı sebebiyle kaldırılması talep edilebilmelidir (HMK. m. 394) ki bu da yapılmıştır. Mahkeme tedbire yönelik yapılan itirazları reddetmiştir. Ara karara karşı asıl karardan bağımsız olarak temyiz yoluna başvurulabileceği ileri sürülebilirse de Yargıtay şimdiye kadar nihai karardan bağımsız şekilde temyiz yoluna başvurulamayacağı görüşünü kabul etmektedir. Yargıtay’ın bu olayda da esas karar ile birlikte tedbir kararını incelemeyi seçmesi hayli olasıdır.

Daha önce verilmiş bir örneği bulunmadığından ve tedbir kararı siyasi faaliyette bulunma hakkı açısından tek başına ağır hak ihlali yarattığından, tedbire yönelik itirazların kesinleştiği kabul edilerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru da bulunulabileceği görüşündeyim. Zira alınan tedbir kararı kendi başına hukuki sonuç doğurmakta, hak ihlalini derinleştirmektedir.

Anayasa Mahkemesi kural olarak ara kararlardan doğan ihlali nihai kararla birlikte değerlendirmektedir. Ancak kimi istisnai durumlar vardır ki ara karara tek başına bireysel başvuruda bulunulabilmektedir.

Ara kararın yarattığı etkinin daha sonra giderilemeyecek olması, derhal korunmaya değer bir menfaatin bulunması bu sebepler arasındadır. Anayasa Mahkemesi B.K. başvurusunda; “ara kararına karşı nihai kararla birlikte kanun yoluna müracaat edilmesinin başvurucunun şikayetini gidermede yeterli ve etkili olmadığı” durumlarda tek başına bireysel başvuru konusu yapılabileceğini ifade etmiştir. (Başvuru no.2014/14189, 25.10.2017, P.50)

Ara kararın yargılama sonucundan bağımsız olarak ihlale neden olduğu yahut ara karara karşı doğrudan bireysel başvuruda bulunulamamasının temel hak ve hürriyetlere karşı yapılan müdahalenin sonuçlarının ağırlaşmasına yol açabileceği durumlarda nihai kararı beklemeden bireysel başvuruda bulunulabileceği kabul edilmiştir. (Tacettin Ceylan Başvurusu, 2017/39062, 10.11.2021, P.43.)

Burada verilen ihtiyati tedbir kararı sonucu hem ağırlaştırmakta hem de belirsiz bir süre CHP’nin üyesinin ve delegesinin iradesini askıya alındığı iddialarına dayanak olarak ileri sürülmektedir. Tedbir kararı ile atanan kişinin bir çağrı heyeti mi, kayyum mu hukuken ne işlev göreceği bilinçli olarak belirsiz bırakılmıştır. Adeta atanmış bir genel başkanlık yaratılmıştır. Ara kararın nihai karardan bağımsız olarak bir takım sonuçları mevcuttur.

Açık biçimde hukuka aykırı, hiç bir gerekçeye dayanmayan ve kesinleşmeden hiçbir hukuki sonuç doğuramayacak nitelikte ve hatta bizce yok hükmünde olan nihai kararı, hak ihlalini daha da derinleştirerek usul hukukuna aykırı biçimde nihai kararın sonucunu öne çeken bir ihtiyati tedbir kararı ile taçlandırmışlardır. Böylelikle ihlalin sonuçlarını derinleştirerek ağırlaştırılmıştır.

Hukuken iki yol vardır. Birincisi Yargıtay’ın nihai kararla birlikte bu tedbir kararını da en kısa sürede kaldırması, hukuk yoluna geri dönülmesidir. Bir diğeri de en azından tedbir kararı açısından Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru yolu ile hak ihlalini gidermesidir.