Lexpera Blog

Adalar Üzerinde Mülkiyet Hakkı

Birkaç gündür kamuoyunu meşgul eden ada satın alma haberleri bağlamında gündeme gelen tartışmalardan biri de adaların özel mülkiyete tabi olup olmadığı. Türkiye’nin önde gelen bir magazin figürünün aldığı söylenen ve fakat akabinde yalanlanan haberlerin uzantısı olarak, adaların alım satıma nasıl açık olabildiği sorusu akıllara geldi. Emlak piyasasında hali hazırda çok sayıda adanın satılık olduğu da bilinmekte, kimi zaman İstanbul Boğazı’ndaki Kuruçeşme Adası’nın mülkiyet sorunu haberlere konu olmaktadır.

Aslında sorunun hukuki cevabı oldukça basit ve geniş yüzölçümlü adaların[1] tabi olduğu rejimden pek bir farkı yok. Üzerinde genel yerleşim olmayan küçük adalar da, Türk hukukunun mülkiyete ilişkin rejimi çerçevesinde edinilebilir (örneğin kazandırıcı zamanaşımıyla iktisap yoluyla) ve kullanılabilir. Nitekim Eğridir Gölü üzerindeki adanın kamulaştırılmasından kaynaklanan bir uyuşmazlık, bize, adanın bir maliki olduğunu ve adanın bu malikin elinden kamulaştırma yoluyla alınarak kamu kesimine (olayda belediye) nakledilmekle aslında adaların özel mülkiyete açık olduğunu açıkça göstermektedir.[2] Dolayısıyla Tapu Kadastro teşkilatının çalışmaları doğrultusunda parsellendikten sonra mülkiyet/kamu malları rejimine göre özel mülkiyete özgülenebilir. Veya kadastro çalışmaları öncesinde, ilgili dönemde meri olan mevzuata göre de adaların mülkiyetinin edinilmesi mümkündür. Tabii Orman Genel Müdürlüğü ile Kültür ve Tabiat Varlıkları teşkilatlarının rolünü de göz ardı etmemek gerekir.

Çok yerleşimli adalarla küçük adalar arasındaki fark, küçük adalardaki ada/parsel sayısının azlığı nedeniyle genellikle tek ya da az sayıda malikin (veya mirasla geçtiyse aile fertlerinin) mülkiyetinde bulunması, bu nedenle de adaların malik şahıs veya aile isimleriyle de anılması.

Ada Tapularının Tazminat Verilmeksizin İptal Edilmesi

asirli_adasi
Bir kez özel mülkiyete tabi olduktan sonra, ada maliki, mülkiyet hakkının verdiği bütün yetkileri standart kurallar çerçevesinde kullanabilir. Örneğin özel mülkiyete tabi bir adadaki iyi niyetli malikin tapusunun iptal edilmesi, Devletin tazminat sorumluluğunu doğurabilir.

Kekova’daki Aşırlı Adası’nı örnekleyebiliriz: Yat ve gezi teknelerinin ana karaya dönük tarafında sıklıkla demirlemeyi tercih ettiği, korsan mağarasının yer aldığı Aşırlı Adası’nın[3] yarısı (109 ada, 1 parsel), aslında orijinal malik tarafından olağanüstü kazandırıcı zamanaşımıyla (eski MK md. 639) iktisap edilmiştir. Bu iktisap 1942 yılında mahkeme kararıyla tespit edilmiştir/açıklanmıştır. Adanın diğer yarısı ise hazine adına tescil görmüştür.

Zaman içerisinde üzerindeki kalıntılardan vs. dolayı 1. derece arkeolojik ve doğal sit alanı olarak ilan edilen Aşırlı Adası’ndaki parsel, kadastro çalışmalarında da malik adına tespit görmüştür. Gelgelelim, ada 2002 yılında usulüne göre satın alan son malikin malı iken Hazine söz tapunun iptali ve ilgili parselin kendi adına tescili için dava açmıştır. Yargılama sonunda parselin bir kısmının tapusu kazandırıcı zamanaşımını tespit eden mahkeme kararının geçersiz olduğu ve adanın sit alanı olduğu gerekçesiyle, diğer kısmı ise parselin kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilmiş ve parsel Hazine adına tescil edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, 2013 yılında verdiği kararda, orijinal malikin olağanüstü kazandırıcı zamanaşımıyla iktisap ettiği taşınmazın tapusunun, 60 yıl sonra usulünce satın alan bir başka kişinin elindeyken, ilk iktisabı tanıyan mahkeme kararının geçersiz olduğu, adanın sit alanı olduğu ve kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçeleriyle iptal edilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Bilindiği üzere, bir taşınmazın sit alanı niteliğinde olması, mülkiyet statüsünü otomatikman değiştirmemekte, yalnızca mülkiyet hakkının verdiği yetkilerin sitin tür ve derecesine göre kısıtlanmasına yol açmaktadır. Sit niteliğindeki taşınmazlar da, bu kısıtları göz önünde bulunduran kişiler tarafından satın alınabilir.[4]

Mülkiyet hakkı ihlal edilen başvurucu tazminat olarak 20 milyon Euro talep etmiştir. AİHM, meselede tazminat miktarına karar vermesi için Adalet Bakanlığı Tazminat Komisyonunu yetkili adres göstermiştir.[5] Eğer başvurucu tarafından işletildiyse, Tazminat Komisyonunun bugünlerde konuya ilişkin tazminat miktarına karar vermesi beklenmektedir.[6] Gerçi Tazminat Komisyonu kararları yayımlanmadığı için tazminat kararı kamuya açık olmayacak. Ama Tazminat Komisyonu, başvurucularla asla paylaşmadığı ve o esnada itiraz imkanı tanınmayan bilirkişi raporlarına dayanarak oldukça gülünç miktarlarda tazminatlara hükmettiğinden ve bu kararları Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraza-sonrasında yeniden bireysel başvuruya tabi olduğundan belki ileride bu davadaki meblağı öğrenmek mümkün olabilir.[7]

Malikin İyi Niyetinin ve Özenli Davranmasının Belirleyiciliği

maden_adasi
Adalar, Türk hukukunda meri mülkiyet rejimine tabi olduğu için, genel kurallar burada da uygulama alanı bulmaktadır. Dolayısıyla, örneğin, ada tapusunun iptal edildiğinden yakınan malikin iyi niyetli veya özenli olması, Devletin tazminat sorumluluğu açısından belirleyici önemdedir.

Bu durumu Ayvalık’taki Maden Adası’ndan örnekleyebiliriz. Cunda Adası’ndan yalancı boğazla ayrılan Maden Adası’ndaki bazı parseller, ki zıpkıncılar ve balıkçılar bu iki ada arasındaki merayı iyi bilirler, 1950’lerde topraksız köylülere toprak sağlanması amacıyla tarım toprağı olarak özel mülkiyete açılmış ve şahıslar adına tescil görmüştür. Sonradan Maden Adası’nın tamamı orman olarak tahdit görmüş ve bu tahdit tapuya işlenmiştir.

Vakaya konu olan somut olayda ise, son malik orman şerhi tapuya işlenmiş parselleri satın almış ve tapuları üzerine geçirmiştir. Son malik ayrıca, önceki malike karşı açılan tapu iptali davasına da katılmıştır. Nihayetinde son malikin tapusu iptal edilmiştir. AİHM başvurucunun satış işlemleri sırasında arazinin orman sınırları içerisinde kaldığını ve bu tip arazilerin özel mülkiyete konu olamayacağı bildiğini veya bilmesi gerektiğini saptayarak başvuruyu “açıkça temelsizlik” gerekçesiyle kabuledilemez saymıştır.[8]

Tespit Dışı Bırakılan Adalar ve Adil Yargılanma Hakkının Uygulanabilirliği

Bazı adalar ise kadastro geçtiğinde tespit dışı bırakılmış. Mesela, üzerinde askeri tesisler bulunan ve tapuda kaydı bulunmayan/bilgi edinilemeyen Urla Uzunada böyle bir ada. Bu ada üzerinde de kökeni 1850’lere giden Osmanlı tapuları olduğu söylenerek İzmir’de yaşayan ama Fransız ve İngiliz ile İtalyan ve İngiliz vatandaşlığına sahip iki kişi tarafından hukuki girişimlerde bulunulmuş.

Başvurucular temelde adanın kadastrosunun yapılmasını ve bu meyanda adlarına tescil görmesi taleplerinin reddedilmesini müteakip iki ayrı dava açmışlarsa da bu iki dava da reddedilmiştir.[9] İdari yargı ile kadastro mahkemesinde görülen ilk dava, adada kadastro çalışmaları yapılması talebine ilişkin olup her iki mahkemenin de görevsizlik kararıyla neticelenmiştir. Adli yargıda görülen ve adanın kadastrosunun yapılmadığının tespitini talep eden dava ise, başvurucuların tespit davası açmakta ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay klasik tapu iptal ve tescil davası ile kazandırıcı zamanaşımıyla iktisap müessesesini adres göstermiştir.

AİHM her iki yargı kolundaki meseleleri ayrı ayrı adil yargılanma hakkı altında ele almıştır. Adanın kadastrosunun yapılması talebine ilişkin idari süreç yönünden, esasa dair olası bir kararın doğrudan başvurucuların mülkiyet hakları bakımından bir sonuç doğurmayacağı belirlenmiştir. Hal böyle olunca, adil yargılanma hakkının bir vakada uygulanabilir olması için aranan ilk gereklerden olan “medeni haklar ve yükümlülüklerin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlıklar” koşulu olayda tam anlamıyla karşılanmamıştır. Her ne kadar başvurucuların talepleri medeni haklarıyla ilgili olsa dahi, bu davadan (idari yargı veya kadastro mahkemesi) elde edecekleri sonuç haklarına kavuşmalarını doğrudan sağlamadığı, ayrı bir dava sürecinin yaşanmasının gerekmesi nedeniyle şikayet konusu yargısal kararların neticesi kendilerinin medeni haklarının belirlenmesiyle sonuçlanmayacaktır. Bu noktada AİHM başvurucuların ulusal düzlemde davalarını yürütmeyi tercih ettikleri stratejiyi sorgulamakta ve iptal/tescil davası gibi bir davayı açmadıklarını not etmektedir. Belli ki başvurucular, kadastro geçirterek kayıtlarda olduğunu iddia ettikleri tapularını taşınmaza aplike ettirmeyi zorlamışlar. Ama bu tercih, ki ulusal düzlemde başarısızlıkla sonuçlanmıştır, onların insan hakları hukuku düzleminde adil yargılanma hakkının sağladığı güvenceden yararlanamamalarına sebep olmuştur.

Adanın kadastral durumuna yönelik adli yargıda görülen tespit davası yönünden ise Sözleşme'nin 6/1 maddesi anlamında medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir “uyuşmazlığın” olmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla, bu talep bakımından da başvurucuların talebi konu bakımından yetki kapsamı dışında görülmüştür.

Bu kabuledilemezlik kararının mülkiyet sahipliği tartışmalı adalar açısından olduğu kadar genel kadastro hukuku bakımından da büyük önemi vardır: Salt kadastro yapılması istemiyle açılan davalar veya yapılan talepler bakımından adil yargılanma hakkı uygulanabilir nitelikte değildir. Bir başka ifadeyle, kadastro yapılması talebiyle açılan davalar adil yargılanma hakkı kapsamı dışında olup en azından AİHM özelinde bireysel başvuruya konu olamaz.[10]


Dipnotlar


  1. Geniş yüzölçümlü adalardaki taşınmazlara ilişkin onlarca uyuşmazlık derece mahkemelerine ve nihayetinde bireysel başvuru yoluyla AYM-AİHM önüne taşınmıştır. Örneğin Gökçeada’yla ilgili yeni kararlardan bir örnek olarak bkz. Affaire Kaynar et Autres c. Turquie, Requetes N. 21104/06, 51103/06 et 18809/07, Arret, 7 Mai 2019. ↩︎

  2. Alaloğlu and Others v. Turkey, App. No. 42019/06, Judgment of 4 February 2020 (kamulaştırma bedelinin enflasyon karşısında erimesi). ↩︎

  3. Adanın karşısında ana karada yatlar için çöp konteynırları bulunmakta olup Likya yürüyüş yolu buradan geçmektedir. Adada bugün çok sayıda keçi, ceylan vb. hayvanlar bulunmaktadır (https://www.milliyet.com.tr/gundem/kekova-koyunda-yerli-robinson-1280876) ↩︎

  4. Affaire Silahyürekli c. Turquie, Req. 16150/06, 26 Novembre 2013. Kararın kıyı kenarla ilgili kısmının üzerinde, çok sayıda AİHM kararına konu olduğu ve Yargıtay 2009 sonrası bu konuda tazminat davası (TMK 1007) yolunu tanıdığı için durmuyoruz. ↩︎

  5. Affaire Silahyürekli c. Turquie, Req. 16150/06, 26 Octobre 2019. ↩︎

  6. Zira Tazminat Komisyonu önündeki süreç, 6384 sayılı Kanun uyarınca 9 aydır. ↩︎

  7. Nitekim Tazminat Komisyonunun verdiği tazminatların düşüklüğü sebebiyle çok sayıda yeni bireysel başvuru yapılmaya başlanmıştır ve bunlar AİHM önündedir (örneğin bkz. App. No. 11181/19, Communicated on 2 October 2019). ↩︎

  8. Özden v. Turkey, App. No.11841/02, Judgment of 3 May 2007; ; Özden v. Turkey (No. 2), App. No.31487/02, Judgment of 3 May 2007. ↩︎

  9. Veraset ilamına ilişkin yargısal süreçlere burada değinmiyoruz. ↩︎

  10. Giraud and Solari v. Turkey, App. No. 32127/07, Admissibility Decision of 25 August 2020. Bu çok yeni AİHM kararına dikkatimi çeken ve yol gösteren Anayasa Mahkemesi raportörü sayın Özgür Duman’a teşekkür ederim. Metindeki değerlendirme bana ait olup bir başka kişi ya da kuruluşu bağlamamaktadır. ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi hbgemalmaz@yahoo.com