Lexpera Blog

Bilişim Sistemlerinin Hukuksal Karşılığı

Günümüzde hayatımızın her alanına giren, hatta bazen hiç fark etmediğimiz şekillerde hayatımızı kolaylaştıran bilişim sistemlerine bazen ilgili, bazen sorgulayan, bazense korku dolu yaklaşımlar sergilemekteyiz.

Bu durum aynı şekilde ceza hukuku yaklaşımında da kendisini gösteriyor. Bir yanda cezaların kanuniliği ilkesi diğer yanda ise suç tipinin net olarak belirlenme ihtiyacı bizleri çözüm üretmeye zorluyor. Nasıl ki eksik yapılacak bir tanım veya içerik kanunilik ilkesini zedeleyecek ise, bundan kaçınarak içeriği netleştirememek de suç tipinin belirsizleşmesine ve uygulama sorunlarına neden olacaktır.

İnancımız, bilişim suçlarında suç tiplerini tartışmadan önce, alana ilişkin temel ilkelerin belirlenmesi konusunda çalışmalar yapılmasıdır. Ne kadar karmaşık görünürse görünsün, bilişim sistemleri birer insan ürünüdür ve anlaşılması zannedildiği kadar zor değildir.

Bize göre, bilişim suçlarında esas alınabilecek iki temel ilkeden bahsedilebilir: 1. Bilişim sınırı olarak insan algısı, 2. Bilişim sistemleri gibi düşünebilme.

Birinci ilkeye göre bilişim alanında ne yapılırsa ne olursa olsun, bu insan algısı ile sınırlıdır. Herhangi bir duyumuz ile ulaşamadığımız varlık veya eylemleri tanımlamak ve hukuk düzlemi içine yerleştirmeye çalışmanın pratik bir anlamı olmayacaktır.

İkinci ilkemiz ise tartışmalı olan noktalarda bilişim sistemleri gibi düşünebilmek gereğini ifade eder. Her sistem belli bir amaca belli bir yöntemle ulaşmak için oluşturulmuştur. Bu anlamda bilişim sistemlerinin hukukçuların yoruma dayalı anlayışından farklı şekilde çalıştıkları hepimizin kabul edebileceği bir başlangıç noktasıdır. Gerçekleşen eylemlerde kendimizi bilişim sistemi yerine koyup komutları ve sonucu düşündüğümüzde bazen en faydalı sonucu elde edebiliriz.

Bu ilkelerden hareketle, bilişim sistemlerini tanımlarken ve sınıflandırırken üç temel unsurdan söz etmek mümkündür. Bunlar, duyuya yönelen aygıt, iç bağlantı ve dış bağlantıdır. Öğretide her ne kadar birçok farklı görüşe ve sınıflandırma çalışmalarına rastlansa da, bahsedilen üç unsurla, bilişim sistemi konusunda açıkta kalan bir unsur olmayacağını ve değerlendirmede kolaylık sağlanabileceğini düşünüyoruz.

Bunlardan ilk unsur olan duyuya yönelen aygıt, açıklaması en kolay olandır. Adından da anlaşılacağı üzere, insan duyusuna hitap eden fiziksel bir kavramdan bahsedilmektedir. Herhangi bir duyuya hitap etmesi yeterli olan bu “makine”lerin varlığı olmadan bilişim sisteminden bahsetmek mümkün değildir.

İkinci unsur olan iç bağlantı, bilişim sistemini diğer sistemlerden ayıran en büyük özelliktir. İç bağlantı veriler aracılığıyla sağlandığından, veriler bu unsur kapsamında incelenmelidir. Bir sisteme baktığımızda onun çalışmasında, arka planda anlayamadığımız elektronik, optik, manyetik veya benzeri işlemlerin tamamı iç bağlantı kısmında gerçekleşmektedir.

Üçüncü ve son unsur olan dış bağlantı bilişim sisteminin tamamlayıcısı niteliğindedir. “Sosyalleşemeyen” bir makinenin hukuksal anlamda bir bilişim sistemi sayılmadığını söylemek gerekir. Duyuya hitap eden ve veri işlem gerçekleştirebilen bir sistem, aynı zamanda dış sistemlerle de iletişime geçebiliyorsa artık bütünüyle bir bilişim sisteminin varlığından söz edilebilecektir. Dış bağlantı bilişim ağları tarafından sağlanıp, en bilinenini internet ağı oluşturmaktadır.

Bu unsurlar değerlendirildiğinde, hesap makinesinden bilgisayara, robotlardan yapay zekaya ve otonom diğer tüm makineler hakkında daha detaylı ve tutarlı bir incelemeye geçmek mümkün olacaktır. Nitekim Yargıtay’ın 20 – 30 yıl öncesinden verdiği kararlar ve o dönemin mevzuatı ile bugünün durumu kıyaslandığında kat ettiğimiz yol çok ciddi düzeydedir. Bugün kullandığımız buzdolabının bile bilişim sistemi sayılabileceğini göz önüne aldığımızda, tutarlı ve kapsayıcı bir modelin önemini tekrar tekrar vurgulamamamız şaşırtıcı olmayacaktır.

Sonuç olarak denilebilir ki, bilişim sistemlerini daha iyi anladıkça, temel ilkeleri yerine oturtunca ve zaten sistematik çalışmak zorunda olan bilişim alanını doğru sınıflandırdıkça, bilişim suçlarının ceza kanunu sistematiği içinde yer alması zannedildiğinden çok daha kolay ve hızlı bir süreç içerisinde yürüyecektir.


Bu konuda ayrıca Mehmet Can Karagöz'ün "Bilişim Sistemleri Teorisine Giriş İle Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçu" adlı eserine başvurulabilir.

On İki Levha Yayıncılık

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.