Lexpera Blog

İcra ve İflâs Kanunu m. 330 Hükmünü Uygulayan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İlgili Ortaya Çıkan Bazı Sorular ve Tartışmalara Cevaplar

© Bu çalışma bir makale çalışmasının taslağı ve ön hazırlığı olup, hukukçulara ve kamuoyuna yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır; ancak atıf yapılarak fikirler kullanılabilir, alıntı yapılabilir.

Bu metin gelişmeye açık bir metin olup bu zaman diliminde yeni sorunlar çerçevesinde güncellenecektir.

(Güncelleme: Bu yazının 7226 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra güncellenmiş ve yeniden düzenlenmiş haline bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.)

A. KONUYLA İLGİLİ TEMEL DÜZENLEMELER

1. Konuyla İlgili İİK m. 330 hükmü şöyledir

“İcra takiplerinin durdurulması halleri
Madde 330 – Salgın hastalık, umumi bir musibet veya harb halinde Cumhurbaşkanı karariyle memleketin bir kısmında veya bazı iktisadi zümreler lehine muayyen bir müddet için icra takipleri durdurulabilir.”

2. Konuyla İlgili Yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararı (2279 sayılı) şöyledir

"MADDE 1 - (1) COVID-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını önlemek amacıyla alınan tedbirler kapsamında; bu Kararın yürürlüğe girdiği tarihten 30/4/2020 tarihine kadar, nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere, yurt genelinde yürütülmekte olan tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına ve bu çerçevede taraf ve takip işlemlerinin yapılmamasına, yeni icra ve iflas takip taleplerinin alınmamasına ve ihtiyati haciz kararlarının icra ve infaz edilmemesine karar verilmiştir."

3. Yukarıdaki Düzenlemeler Takiplerle İlgili Olup Yargılamaları ve Adlî İşleyişi Durdurmamaktadır

Esasen icra hukukuna ilişkin bu düzenleme yanında, tüm yargılama, takip, icra, ceza, infaz faaliyetlerini kapsayan “Fevkalade Hallerde Adlî Hizmetlerin Yürütülmesi” şeklinde temel bir kanuna ve düzenlemeye ihtiyaç vardır. Zira, takipler dursa da yargılamaların devamı, maddî hukuktaki sürelerin işlemesi söz konusudur. Takipleri de içine alacak, tüm adlî işleyişi düzenleyen ve muhtemel sorunları öngören bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Daha önce bu konudaki önerimizi belirtmiştik. Bu konuda bkz. M. Özekes/V. Seven, Fevkalade Hallerde Adlî Hizmetlerin Yürütülmesi ve Süreler Hakkında Kanun Önerisi.

B. DÜZENLEMENİN KAPSAMI

1. Öncelikle belirtmek gerekir ki, İİK m. 330 hükmü ilk defa bu şekilde uygulanmaktadır. Bu hüküm sadece borçluyu korumaya yönelik bir hüküm olmayıp aynı zamanda bir sosyal icra hukuku hükmü olup sosyal dayanışma hükmü olarak da değerlendirilmelidir. Bu tür hükümler “sosyal cebrî icra”, “cebrî icranın sosyal uygulaması” veya “koruyucu cebrî icra” şeklinde de ifade edilmektedir (konuyla ilgili olarak bkz. M. Özekes, İcra Hukukunda Temel Haklar ve İlkeler, Ankara 2009). Soruna bu kapsamda bakmak, maddenin amacını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Aşağıda belirtilen tüm hususlarda bu amaç dikkate alınmalı ve yorum buna göre yapılmalıdır. Amaç alacaklı veya borçluya zarar vermek değil, elde olmayan bir sebeple ortaya çıkan durumda tarafların mümkün olan en az şekilde etkilenmesini sağlamak, zarar görmesinin önüne geçme, bu arada hukukî güvenlik ve istikrarı korumaktır.

2. İİK m. 330’da Cumhurbaşkanı kararıyla birlikte sadece “icra takipleri durur” ifadesi yer alırken, Cumhurbaşkanı Kararında daha özel belirlemeler yapılmıştır. Şöyle ki:

  • “tüm icra ve iflâs takipleri”nin duracağı belirtilerek iflâs takipleri de dahil edilmiştir.
  • “taraf ve takip işlemlerinin” yapılmaması şeklinde ifade kullanılmıştır.
  • “yeni icra takibi alınmaması” belirtilmiştir.
  • “ihtiyati haciz kararları” bakımından ihtiyati haciz talep etmek ve karar verilmesine engel yoktur, ancak bu kararların “icra ve infaz edilmemesi” kararlaştırılmıştır.
  • ayrıca nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri kapsam dışında bırakılmıştır. Yani nafaka alacakları için takip ve icra işlemleri yapılabilir.

3. İİK m. 330 hükmü ilk defa işletilmektedir. Ancak doğru bir zamanda kullanılmış, gerçekten uygulanması gereken şartlar oluşmuştur. Yukarıda (b) şıkkı altında İİK m. 330’u uygulamaya sokan Karardaki hususların Kanunla uyumu belirli noktalarda tartışılabilse de şu anda geçerli olan bir Karar olduğundan onun uygulanması gerekmektedir. Bu sebeple yorum yaparken hem hükmüm amacı hem de Kararın kendisi birlikte dikkate alınmak zorundadır. Aşağıda bu çerçevede sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde durulacaktır.

4. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Kanun ve Karar çerçevesinde duran ve yapılamayacak işlemler icra takipleri ile ilgili işlemlerdir. Bu sebeple icra takipleri ile ilgili yargılamalar (örneğin, itirazın kaldırılması ve iptali, şikâyet, istihkak, menfi tespit, ihalenin feshi vs.) tüm yargılamalar devam etmektedir. Şüphesiz bu konuda, duruşmaların ertelenmesi ve diğer adlî işlemlere ilişkin tedbirler dikkate alınacaktır. Bunlar m. 330 ve Kararname kapsamında değildir. Ancak bu yargılamalar sonunda verilecek kararların icra takibi çerçevesindeki etkisi, aşağıda açıklayacağımız hususlar dikkate alınarak m. 330 ve Karar kapsamında değerlendirilecektir.

5. Bu düzenleme sadece özel hukuk kaynaklı veya Devlet alacağı olsa da sadece İİK uygulaması gereken takipleri kapsamaktadır. Devletin kamu alacaklarında 6183 sayılı Kanunla yapacağı takipler bu kapsamda değildir. Bu sebeple önerilecek husus, şu anda Devletin fiilen aynı sürede bu alacakların takip ve tahsilini durdurmasıdır. Bireylere siz alacaklarınızı almayın ama ben tahsilata devam edeceğim devam hak aramada eşitliği zedeleyecek bir durum olup temel hakları da ihlâl edecektir. Örneğin, bir kişinin alacağı için daha önce takip yapması mümkünken ona yasak koyup Devletin alacağını bu arada tahsil etmeye başlayıp o kişinin önüne geçmesi demek adeta haksız rekabet anlamına gelecektir. Bunun temel hak ihlâli sayılması ve bireysel başvuru sonucunu doğurması mümkündür. Bu durum, hukuk devleti ve sosyal hukuk devleti ile bağdaşmayacak birçok temel hakkı ihlâl edecektir. Bu durum hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz; zira hukuk devleti, hukukî güvenliğe, aynı zamanda sosyal ahlâk ve etik değerlere önem veren devlettir. Bu sebeple kamu alacakları bakımından da bu tür bir düzenlemeye gidilmesi ya da en azından fiilen uygulanmayacağının kamu otoritesince belirtilmesi uygundur.

C. ORTAYA ÇIKACAK MUHTEMEL SORUNLAR VE ÇÖZÜMLERİ

1. Yargıtay kararlarında ve doktrinde taraf takip işlemi, icra takip işlemi, genel anlamda takip işlemi ayrımı yapılmakla birlikte (zira, bunların her birine kanun ayrı sonuçlar bağlamaktadır), m. 330 ve Karar’da bu ayrım yapılmamış, bunların tümü sınırlamanın kapsamına alınmıştır. Yani, hem taraf takip işlemleri hem de icra dairesinin takiple ilgili tüm işlemleri kural olarak bu kapsamdadır. Keza m.330’da sadece takipler durur diyerek takip başlamasına engel olan bir ifade kullanılmamakla birlikte, Karar’da yeni takip alınmasının da önüne geçilmiştir. Kanun ve Kararda belirtilen hususlara aykırı davranılması halinde icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurulabilir. Düzenlemenin amacı, kamu düzeniyle ilgili olduğundan süresiz şikâyet söz konusu olacaktır.

2. Bu iki düzenleme birlikte dikkate alındığında, özetle takip yapılamaz, başlamış takipler durur, haciz, satış ve bunlara hazırlık işlemleri ve bunlara yönelik talepler de yapılamaz. Bunların tümünün kaydî, elektronik ortamda veya fiilen yapılması mümkün değildir. Örneğin, sicile yazı yazılarak haciz konulamaz, satış hazırlıkları yapılamaz, tutanakla haczedilmiş bir mal için muhafaza tedbiri de alınamaz. Ancak bazı hususların açıklığa kavuşturulması da zorunludur. Aşağıda bunlar cevaplanacaktır.

3. Sadece taraf ve takip işlemlerinin yapılamayacağı belirtildiğinden acaba takiple ilgili üçüncü kişilerin durumu ne olacaktır? Örneğin, istihkak iddiasında bulunacaklar için süreler veya haciz ihbarnamelerine ilişkin itiraz süreleri işleyecek midir, takipten etkilenen üçüncü kişilerin hakları ne olacaktır? Her ne kadar Kararda sadece taraf işlemlerinden bahsedilmişse de, üçüncü kişiler de bu kapsamda kabul edilmelidir. Zira, onlar da yapılan işlemin muhatabı veya tarafıdır. Ayrıca icra dairesi de işlem yapamayacağı için onların icra dairesine yönelik işlem yapması da sonuç doğurmayacaktır. Kaldı ki, hüküm sosyal bir icra hükmüdür, bu anlamda tarafları koruyup üçüncü kişileri korumamak düşünülemez. Bu sebeple, üçüncü kişilerin istihkak iddialarını ileri sürme, haciz ihbarnamelerine itiraz süreleri de korunmuş sayılmalıdır.

4. İlgili kişi veya kurumlara icra daireleri tarafından yazılan yazılara ilişkin süreler de işlemeyecektir. Bu çerçevede örneğin, haciz ya da satış için ilgili kurumlara yazılan yazıların gereğinin yerine getirilmesi söz konusu olmamalıdır.

5. Başlamış ve uygulanan hacizler ne olacaktır? Bu noktada uygulanmış hacizler olduğu yerde duracak, ancak yeni hacizler yapılamayacak, ayrıca sadece hukuken (tutanakla) haczedilen şeyler için fiilî haciz söz konusu olmayacak, yani muhafaza altına alınamayacaktır.

6. Haciz ihbarnamelerine ilişkin uygulama nasıl olmalıdır? Yukarıda da belirtildiği üzere, bu süre içinde haciz ihbarnamelerine ilişkin cevap ve itiraz süreleri de işlemeyecektir; yeni haciz ihbarnamesi de gönderilemeyecektir. Bu konuda en önemli sorun, daha önce gönderilmiş ve uygulaması başlamış haciz ihbarnamelerinin durumudur. Örneğin, bir çalışanın maaşından kesinti yapılmasını ya da bir bankanın periyodik ödeme yapmasını sağlayan haciz ihbarnamelerinin durumu ne olacaktır, şu ana kadar yapıldığı gibi kesinti yapılacak mıdır? Takipler tamamen durduğu için, muhafaza tedbiri olan haciz ihbarnamelerinin gereği de yerine getirilmemelidir. Bu hükmün öncelikle borçluları koruyucu, ancak sosyal bir hüküm olduğu da düşünüldüğünde haciz ihbarnameleri, maaş kesintileri vs. uygulamalar amaca aykırı olacaktır. Ayrıca hacizli bir malı muhafaza altına alamazken, başlamış kesintiyi devam ettirmek çelişkili bir sonuç doğuracaktır. Konkordato mühletinde, mühlet öncesi gönderilen doğmuş doğacak alacakların haczine ilişkin ihbarname kapsamında, mühlet sonrası doğacak alacakların icra dairesine ödenmemesi gerektiği tartışmasız kabul edilmektedir. Konkordatoya nazaran külli tatil etkisini haiz bir kurum olan fevkalade hal tatilinde farklı bir uygulamaya gidilmesini haklı kılacak bir fiilî ve hukukî sebep yoktur.

7. İcra hesaplarına girmiş paraların ödenip ödenemeyeceği de ayrıca açıklığa kavuşturulmalıdır. Her ne kadar tüm takipler ve takip işlemleri durmuş olsa da, icra hesabındaki paranın alacaklıya ödenmemesinin ne alacaklı ne borçlu bakımından bir yararı yoktur, m. 330’un koruyucu amacına hizmet etmemektedir. İcra daireleri çalıştığı sürece bu paraların ödenmesi mümkün olmalıdır. Çünkü, amaç zarar vermek değil, korumaktır. İcra veznesine girmiş olan satış bedeli veya tahsil edilmiş nakdin, mutlak takip yasağı içeren iflâs halinde dahi masaya girmemesi ve alacaklısına ödenmesi yönündeki İİK m. 186 düzenleme, konkordatoda olduğu gibi küllî tatilde de kıyasen uygulanmalıdır.

8. Tarafların icra işlemleri konusunda anlaşmaları halinde bunun etkisi ne olacaktır? Örneğin, alacaklı ve borçlu borcun ödenmesi ve haczin kaldırılması konusunda anlaşmışlarsa, buna rağmen takip işlemleri yapılmayacak mıdır? Bu noktada yine m. 330’un ve Kararnamenin amacı dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Bu konuda da takip işleminin alacaklı ve borçluya zarar veren bir tarafı bulunmamaktadır. Alacaklı alacağına kavuşmakta, borçlu ise malını hacizden kurtarmaktadır. Bu sebeple tarafların anlaşması halinde icra dairesi bunun gereğini yerine getirmelidir. Tarafların anlaşmalarının, taraf takip işlemi niteliğinde olmadığı; bu anlaşmanın gereğini yerine getirecek olan icra dairesinin işleminin ise, borçluya yönelmiş olmaması sebebiyle icra takip muameleleri niteliğinde olmadığı kabul edilmelidir. Bu kabul tarzına göre, tarafların anlaşmaları halinde bu anlaşmaya uygun işlem tesisi, tatilin kapsamı dışındadır.

9. İhtiyati hacizle ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı Kararındaki ifadenin m.330 ile uyumu tartışılabilir; ancak şu anda Karar yürürlüktedir ve ona göre yorum yapmak gerekir. Bu sebeple, süreçte ihtiyati haciz kararı talep edilebilir ve karar da verilebilir. Ancak bu kararın uygulanması mümkün olmadığı gibi, ihtiyati haczin kesin hacze dönüştürülmesi için takip yasağı sebebiyle takip de yapılamaz. Alacağının tehlikede olduğunu düşünenlerin, uygulanamasa da kötüniyetli borçlular karşısında ihtiyati haciz talep etmeleri birçok yönden yararlıdır. Çünkü, hem daha sonra hacze iştirak vs. imkânlardan yararlanmak hem de şayet söz konusu olursa ilerde tasarrufun iptalinde de en azından mahkemeye kanaat vermek bakımından yararlıdır.

10. İİK m. 330 ve Karar, tasarrufun iptali davası açmaya ve bu kapsamda ihtiyati haciz talep etmeye, ihtiyati haciz kararı verilmesine engel değildir. Ancak alınacak ihtiyati haciz kararı uygulanamaz.

11. Şu noktaya da dikkat çekmek gerekir ki, m. 330 ve Cumhurbaşkanlığı Kararı, ihtiyati hacizlerin uygulanmasına ilişkin bir uygulama yasağı getirmekte olup ihtiyati tedbir kararı alınması ve uygulanması bu kapsamda değildir. Bu sebeple, icra hukuku içinde söz konusu olabilecek tedbirler yasak kapsamında sayılmaz, ancak bu tedbirler takip işlemi yapılmasını gerektiriyorsa yapılamaz.

12. Takip yasaklarına ilişkin tek istisna nafaka alacaklarıdır. Bu alacaklar için takip ve takip işlemleri yapılabilir. Bu sebeple, örneğin, işçilik alacakları, diğer imtiyazlı alacaklılar, rehinli alacaklılar gibi alacaklıların önceliği de yoktur.

13. Şu anda m. 330 ve Cumhurbaşkanlığı Kararıdaki düzenleme karşısında, aslında konkordato talep edilmesine şeklen engel bir durum yoktur. Ancak, m. 330 ve Karar, konkordatodan daha güçlü bir koruma sağladığı için konkordato talebinde hukukî yarar da olmayacaktır. Bu sebeple talep reddedilmelidir. Kaldı ki, tatil ücretsizdir; konkordato ise pahalı bir yoldur.

14. Başlamış konkordato takiplerinin akıbetinin ne olacağı da bir sorundur. Çünkü, bir yandan bazı konkordato süreçlerinin yürütülmesi alınan tedbirler sebebiyle fiilen mümkün olamayacaktır (örneğin, alacaklılar toplantısının sağlık sebebiyle fiilen yapılamaması, konkordato yargılamalarının ertelenmesi vs.); ayrıca ve en önemlisi m. 330 ve Cumhurbaşkanlığı Kararı belirtilen süre için borçluya konkordatodan daha kapsamlı bir koruma sağlamaktadır. Böyle bir durumda, konkordatonun özel korumasının bir anlamı ve borçluya sağladığı bir imkân yoktur. Kaldı ki, ekonomik hayatın durması sebebiyle konkordatoda umulan iyileşme de yavaşlayacaktır. Fevkalade hal tatili, konkordatoya göre daha kapsamlı ve mutlak takip yasağı içerdiğinden, bu küllî takip yasağı süresinin devreye girmesiyle beraber, cüzî tatil etkisi olan konkordato süresinin işlemesi askıda kalır. Yani konkordato mühleti sona ermez; fakat konkordato kararının etkileri askıda geçerli olur. Bu sebeple, m. 330 çerçevesinde geçen süre içinde konkordatonun askıda olduğu, konkordato sürelerinin işlemeyeceği, m. 330 uygulamasının sona erdiği noktadan itibaren kaldığı yerden devam edeceği kabul edilmelidir.

15. Kanunda tam açıklık olmasa da Cumhurbaşkanlığı Kararında, iflâs takipleri de yasak kapsamında kabul edilmiştir. Bu sebeple takipli iflâs yoluna gidilemez, bu talepler kabul edilemez. Ancak mahkemeye müracaat sonucunu doğuran, doğrudan (takipsiz) iflâs talep edilmesine bir engel yoktur. Bunun yanında mevcut iflâs prosedüründe olan durumlarda iflâs tasfiye işlemlerinin de duracağını kabul etmek uygun olacaktır. Çünkü, bunlar takiplerle benzer sonuç ve etkiye, hatta daha güçlü bir etkiye sahiptir. Hukukta evleviyet kuralı burada uygulanmalı, keza Cumhurbaşkanlığı Kararındaki iflâs takipleri ifadesi bu şekilde de yorumlanmalıdır. Cumhurbaşkanlığı Kararına göre, taraf ve icra takip işlemleri yapılamayacağından, iflâs tasfiye işlemleri de küllî cebrî icra işlemleri olduğundan, icra takip işlemi yasağının iflâs takiplerini de kapsadığını kabul etmek, amaca ve menfaatlere uygun olacaktır. Cüzî takipleri durduran bir fevkalade hal tatilinin, küllî takipleri hedeflemediğini, iflâs takip muamelelerinin devam edebileceğini söylemek aşırı şekilci bir yorum olur.

16. İcra ve iflâs suçlarına ilişkin şikâyet sürelerinin bu süreçte işlemeyeceğini kabul etmek gerekir. Keza, icra ve iflâs suçu oluşturan durum bu zaman dilimine denk gelmişse (örneğin, taahhüdü ihlâl, mal beyanında bulunmama vs.), haklı ve meşru sebep kabul edilmelidir. Hatta bu konuda sadece Cumhurbaşkanlığı Kararının yayınlandığı tarih değil, ondan önce salgının kamusal hale geldiği daha önceki zaman dilimi dikkate alınmalıdır.

İzmir, 22.03.2020

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Em. Öğretim Üyesi
Author image
İzmir Websitesi
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Medenî Usûl ve İcra İflâs Hukuku