Lexpera Blog

Konkordato Bakımından Üçüncü Şahıs İpoteği ile Teminat Altına Alınan Alacakların Adi Alacak Sayılmasına Dair Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2021/1792 E. 2021/100 K. 15.09.2021 Tarihli Kararının 7101 Sayılı Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi

Üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınmış alacakların rehinli alacak sayılıp İİK m.308/h hükmünde öngörülen prosedüre mi dahil edileceği yoksa adi alacak sayılıp adi alacaklılar toplantısı nisabına mı eklenmesi gerektiği hususu, konuya ilişkin Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2021/1792 E., 2021/100 K., 15.09.2021 tarihli kararının incelenmesi ve eleştirisi işbu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.

Anılan Yargıtay içtihadına geçmeden önce şu hususları belirtmekte fayda bulunmaktadır:

7101 sayılı Kanun ile İcra İflas Kanunu’nda yapılan değişiklik öncesi dönemde Yargıtayın istikrar kazanmış uygulaması, üçüncü şahıs ipoteği ile güvence altına alınan alacakların adi alacak sayılması gerektiği ve konkordato nisabında dikkate alınması gerektiği yönünde idi. (Yargıtay HGK 26.06.1971 T., 1970/İc. İf 7/417; Yargıtay 11. HD. 01.12.1988 T., 8456/7281, Yargıtay 11. HD 15.06.1990 T., 3457/4791, Yargıtay 11. HD. 11.07.1990 T., 4754/5189 sayılı karar (kararlar için bkz: Sümer Altay, Ali Eskiocak, Konkordato ve Yeniden Yapılandırma Hukuku, 5. Bası, Vedat Kitapçılık, 2019, s:314, dipnot 12’de bahsi geçen sayfalar) Yargıtayın söz konusu yerleşik uygulaması doktrindeki ağırlıklı görüş tarafından da benimsenmekte idi.

Bu noktada 7101 sayılı Kanun ile iflas erteleme kurumu kaldırılarak, İİK’nın konkordato hükümlerinin köklü bir şekilde değiştirildiği dikkate alındığında, 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi dönemdeki üçüncü şahıs rehniyle güvence altına alınan alacakların adi alacak sayılması ve bu alacakların adi alacaklılar toplantısı konkordato nisabında dikkate alınması gerektiğine ilişkin Yargıtay içtihatlarının 7101 sayılı Kanun ile değişik konkordato hükümleri çerçevesinde geçerliliğini koruyup korumadığının üzerinde durulması gerekmektedir.

7101 sayılı Kanun ile değişik konkordato hükümlerinin uygulandığı yeni dönemde üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların adi alacak sayılıp adi alacaklılar toplantısı nisabında dikkate alınması gerektiğine ilişkin incelemeye de konu olan Yargıtay içtihatları olduğu gibi (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2021/1389 E., 2021/275 K., 16.02.2021 T., Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2021/4430 E., 2021/2814 K., 17.06.2021 T., Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2021/1792 E., 2021/100 K., 15.09.2021 T.), doktrindeki ağırlıklı görüşün de bu yönde olduğunu belirtmek gerekir (Sümer Altay, Ali Eskiocak, Konkordato ve Yeniden Yapılandırma Hukuku, 5. Bası, Vedat Kitapçılık, 2019, s:314 vd., s:366; Müjgan Tunç Yücel, Konkordato Mühletinin Alacaklılar Bakımından Sonuçları, 1. Bası, On İki Levha Yayınları, 2020, s: 185, s:43 vd.; Selçuk Öztek, Ali Cem Budak, Müjgan Tunç Yücel, Serdar Kale, Bilgehan Yeşilova, Yeni Konkordato Hukuku, 2. Bası, Adalet Yayınevi, 2019, s: 615).

Bununla birlikte, 7101 sayılı Kanun ile değişik konkordato hükümlerinin uygulandığı yeni dönemde, üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların rehinli alacak sayılıp İİK m.308/h hükmü kapsamında rehinli alacak prosedürüne tabi olması gerektiğine dair Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları (örnek kararlar için bakınız: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2020/2109 E., 2020/2211 K., 24.12.2020 T.; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi 2020/1232 E., 2020/1402 K., 04.11.2020 T.; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi 2020/1403 E., 2020/1401 K., 04.11.2020 T.) olduğu gibi doktrinde azınlıkta kalan görüşlerin de bulunduğunu belirtmek gerekir. (Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Murat Atalı, Doç. Dr. Ersin Erdoğan, Üçüncü Kişi Rehniyle Güvence Altına Alınmış Olan Alacakların Borçlunun Konkordato Nisabında Dikkate Alınıp Alınmayacağı Meselesi, 16.10.2020, Lexpera Blog; Prof. Dr. Selçuk Öztek, Adi Konkordatoda Üçüncü Kişi Rehninin Akıbeti Hakkında Bazı Düşünceler, 09.09.2020, Legal Blog, Legal.com.tr)

Konuya ilişkin Yargıtay içtihatlarına baktığımızda işbu incelemeye konu Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2021/1792 E., 2021/100 K. ve 15.09.2021 tarihli kararında üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların adi alacak sayılması gerektiği içtihat edilmiştir. Anılan kararın gerekçesi şu şekildedir:

“Uyuşmazlık üçüncü kişi ipoteği ile teminat altına alınan alacağın adi alacak olarak nisapta nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.

İİK 295. maddesi "Mühlet sırasında rehinde temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez" şeklindedir.

17.07.2003 tarih ve 4949 Sayılı Kanunla değişik İİK 289. maddesi de aynı ifadeleri taşımaktadır. 28.02.2018 tarih ve 7101 Sayılı Kanun yürürlüğünden önce doktrin maddede belirlenen rehinli malın borçluya ait olması konusunda fikir birliği içindedir. (Gündoğan, Postacıoğlu, Üstündağ Kuru) Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 20.10.1993 tarih 6282/6805 karar sayılı ilamında da üçüncü kişi rehninin konkordato nisabında adi alacak olarak göz önünde bulundurulmasına karar vermiştir.

Meseleyi konkordatonun amacı çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Konkordato dürüst bir borçlunun belli bir zaman kesiti içerisindeki bütün adi alacaklarını yetkili makamın onayı ve alacaklı çoğunluğunun kabulüyle tasfiyesinin sağlandığı bir icra biçimidir.

Bu amacın gerçekleştirilmesi yani konkordatonun başarıya ulaşması için borçlunun malvarlığının korunması gerekir. İİK nın 295. maddesi de bu amaca hizmet eden bir hüküm içerir. Rehni üçüncü kişinin vermesi halinde bu rehnin paraya çevrilmesi konkordato talep eden borçlunun pasifine etki etmeyecektir. Bu haliyle üçüncü kişi tarafından verilen rehnin paraya çevrilmesini konkordato kapsamında engellenmesi kanun koyucunun amaçladığı bir sonuç olarak düşünülemez.

İİK nda bu ve buna benzer maddelerde amaç borçlunun malvarlığını korumak ve bu sayede konkordato projesinin başarıya ulaşmasını sağlamaktır. Alacağı üçüncü kişi rehni ile teminat altına alınan alacaklı kanundaki sınırlamalara bağlı kalmadan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilecek ve asıl borçlunun konkordato takibinin kabul edilmesi halinde rehinden karşılayamadığı alacak için konkordatoya tabi olarak talep edebilecektir. Malı satılan üçüncü kişide rücû alacağını ancak konkordato nisabına dahil edilmesi halinde talep edilebilecektir.

İİK 303. maddesinde “konkordatoya hayır oyu veren alacaklı borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarının muhafaza eder” hükmünü taşır. Taşınmazını borçlu lehine ipotek veren üçüncü kişinin borçtan birlikte sorumlu olduğunda tereddüt yoktur. Alacaklının bütün haklarını muhafaza edebilmesi ancak konkordato nisabına dahil edilerek oy kullanmasına bağlanmıştır. Bu alacak rehinli alacak olarak kabul edilerek alacaklıya oy hakkı verilmediği takdirde İİK 303. maddenin uygulanması mümkün olmayacaktır.

İİK 298/1 maddesi “komiser görevlendirilmesini müteakip borçlunun mevcudunun bir defterini yapar ve mallarının kıymetini takdir eder” hükmünü taşır. Bu değerlendirme borçlunun malları ile sınırlıdır. Üçüncü kişiye ait malın değeri bu aşamada belirlenmediği için alacaklının rehin dışında ne kadar alacağının kalacağı tespit edilemeyeceğinden üçüncü kişi rehniyle temin edilen alacağın tamamının adi alacak olarak nisaba dahil edilmesi hem alacaklı hem de asıl borçluya rücû edecek alacaklı açısından gerekliliktir. Bu bağlamda taşınmazı satılan üçüncü kişi nisaba ve sonuç olarak konkordatoya tabi olmadan alacağını tam olarak alma hakkına sahip olacağından bu kabul diğer alacaklıların zararına olabilecektir.

Yukarıda belirtildiği gibi konkordatonun başarıya ulaşması için borçlunun malvarlığının korunması amaçlanmıştır. Gerek 295. maddenin ruhunda ve gerekse 45. madde bağlamında zikredilen rehinli malların borçlunun kendisine ait mallar olduğunun kabulünde zorunluluk vardır.

İİK 307. maddesi rehinli malların ve finansal kiralama konusu malların paraya çevirme ve muhafazasını erteleme hükümleri içermektedir. Hiç şüphe yok ki bu madde kapsamında borçlunun konkordato projesi için gerekli olan mallar zikredilmektedir. Kanunun lafzı da bu konuda açıktır. Üçüncü kişi ipoteklerini bu kapsamda kabul etmenin kanunun ruhuna ve konkordatonun amacına uygun olduğundan bahsedilemez.

Tüm bu gerekçeler nazara alındığında üçüncü kişi ipoteği ile teminat altına alınan alacakların konkordato da adi alacak olarak nisaba dahil edilmesi konkordato kurumunun işlerliği, alacaklının teminat dışı kalan alacağı, ipotek veren üçüncü kişinin rücû ilişkisi açısından gereklidir. 7101 Sayılı Kanun öncesi Yargıtay uygulamalarının değiştirilmesini, gerektirir kanuni bir düzenlemede bulunmamaktadır.

Bu gerekçeler ışığında alacağı üçüncü kişi rehniyle temin edilen alacaklının alacağının adi alacak olarak nisaba dahil edilmesi borçlu ve rehin veren 3.kişinin kanunun 303. maddesi çerçevesinde hareket etmesi gerekeceğinden sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.”

İçtihada konu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 2020/1403 E. 2020/1401 K. ve 04.11.2021 tarihli kararında özetle; “Dairemizce de, daha önce 3. kişiye ait taşınmazlar üzerinde kurulan rehinle temin edilmiş olan alacakların adi alacak olduğu görüşü doğrultusunda kararlar verilmişti. Ne var ki bu defa Dairemizce, 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra, rehin kim tarafından tesis edilirse edilsin İİK'nın 308/h maddesindeki düzenlemeye tâbi olduğu, rehinli alacaklının teminatsız kalan kısım yönünden konkordato nisabında dikkate alınacağı, İİK'nın 302/4. maddesi uyarınca konkordato projesinin kabulünün esas itibariyle projeden etkilenecek alacaklılara bırakıldığı, sonuç olarak üçüncü kişiye ait bir malın rehniyle güvence altına alınmış alacağın adi alacak sayılmasının ve konkordato projesinin oylamasına dahil edilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Somut olayda, üçüncü kişi rehniyle alacağı teminat altına alınan alacaklıların konkordato nisabından çıkarılması halinde de red oyu kullandıkları göz önünde tutularak konkordato isteyen şirketin konkordato projesinin İİK'nın 302/3. maddesinde öngörülen alacak ve alacaklı nisabıyla kabul edilmiş olması karşısında İlk derece Mahkemesi kararının sonuç yönünden etkilenmeyeceği anlaşılmış olup, HMK'nın 353/(1)-b.2 ve 355. maddesi uyarınca, İlk T.C. derece Mahkemesi kararını gerekçe yönünden düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir.” denilerek üçüncü kişiye ait taşınmaz üzerinde kurulan rehinle temin edilmiş alacakların rehinli sayılması gerektiği vurgulanmış ve ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmiştir. Ancak söz konusu karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine konu Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’ne intikal etmiştir.

Yeni konkordato döneminde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından verilen son karar olması nedeniyle yeni düzenleme kapsamında yeniden tartışılması önceki konkordato hükümlerinin değiştirildiği dikkate alındığında önceki uygulamanın tartışılmasında fayda görüldüğünden çalışmaya konu içtihadın yeniden değerlendirmesi uygulamada oluşan çelişki yaratan durumlar sebebiyle üzerinde yeniden düşülmesi gerektiği inancıyla iş bu çalışma kaleme alınmıştır.

Ayrıca daha öncesinde de incelemeye konu Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin anılan kararıyla paralel olarak Yargıtay kapatılan 15. Hukuk Dairesi’nin 2021/1389 E. 2021/275 K., 16.02.2021 T. kararında da aynı hukuki sonuca vararak, üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların adi alacak sayılmasına karar verilmiştir. Güncel olarak konkordato kararlarını inceleme görevi Yargıtay’daki yeni iş bölümü çerçevesinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesine bırakıldığından güncel olarak bu kararın gerekçesi de irdelenerek incelenmesi gerekmiştir.

Yargıtayın üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacağın adi alacak sayılmasına dair kararlarının dört temel gerekçeye dayandığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki konkordatonun amacından yola çıkılarak konkordatonun üçüncü şahsın değil, borçlunun malvarlığını korumayı amaçladığı, ikincisi üçüncü şahsın olası rücu hakkının korunması, üçüncüsü İİK m.307 hükmünün kapsamı ve dördüncüsü de İİK m.303’ün uygulanabilme durumudur.

7101 sayılı Kanunla yapılan köklü değişiklik sonrasında yeni dönem konkordato hukuku bakımından aşağıda belirtilen gerekçelerle Yargıtayın üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların adi alacak sayılması gerektiği görüşüne katılmama nedenlerini ana hatlarıyla açıklamak gerekirse:

Öncelikle ipoteğin tanımını yapmak gerekirse, doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacı güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağının elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır. (Akipek, J.G. / Akıntürk, T. Eşya Hukuku, 2009, s:786; Gürsoy, K./ Eren, F./ Cansel, E. Türk Eşya Hukuku, 1984, s.1032. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi de 2018/504 E., 2020/3082 K. 09.03.2020 T. kararında ipoteği, “bilindiği üzere taşınmaz rehin türlerinden biri olan ve tapu siciline tescil ile kurulan ipotek, ipotek alacaklısına, teminat altına alınan borcun ödenmemesi halinde, taşınmaz daha sonra 3. kişiye satılmış yahut üzerinde başkaca ayni haklar tesis edilmiş olsa bile, taşınmazı sattırarak alacağını alabilme yetkisi sağlayan ayni bir haktır” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu ipotek hakkının alıcısını ne kadar güçlü bir şekilde koruduğunu dikkate alırsak, ayni hakkı işlevsiz kılacak sonuçlara varabilmek için bunun yorumdan ziyade ancak yasal bir dayanakla ancak mümkün olabileceğini öncelikle belirtmek gerekir.

Bu kapsamda 7101 sayılı Kanunun konkordatonun rehinli alacakla ilgili hükümlerine bakıldığında, bu hükümlerin sadece borçlunun malvarlığından sağlanan rehinli alacakları kapsadığı, üçüncü şahıs malvarlığından sağlanan rehinleri kapsamadığı ve bunların adi alacak prosedürüne tabi olması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Tam aksine özellikle 7101 sayılı yasa ile eklenen “II. Rehinli Alacaklılarla Müzakere ve Borçların Yapılandırılması” bölüm başlıklı İİK m.308/h hükmünün madde kenar başlığı, madde metni ve gerekçesi, eski yasa dönemindeki uygulamanın terk edilmesi gerektiğini göstermektedir. Zira, anılan “rehinli alacaklılarla müzakere ve borçların yapılandırılması” düzenlemesi, geçerlilik kazanması, konkordatonun kabulü ve tasdikiyle gerçekleşen konkordato benzeri bir borçların yapılandırılması usulü öngörmektedir. Anılan hükmün sadece borçlunun malvarlığından karşılanan rehinle sınırlı olarak uygulanması gerektiğine dair bir hüküm olmadığı gibi, aksine üçüncü şahıs malvarlığı ile temin edilen rehinli alacaklılar açısından da uygulanması gerektiği sonucunu doğuracak lafzi ifadeler mevcuttur. Anılan hükmün birinci fıkrasında borçlunun “alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılmasını bu madde uyarınca talep edebilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Üçüncü kişi rehniyle temin edilmiş bir alacağının hukuki niteliğinin “rehinli alacak” olduğu ve o borcun da “alacaklı lehine tesis edilmiş borç” niteliğinde olduğu tartışmasızdır. Anılan hükmün ikinci fıkrasında “bütün rehinli alacaklılar” ifadesine yer verilmiş, sekizinci fıkrasında “her rehinli alacaklı” ifadesi kullanılmıştır. Yine anılan hükmün son fıkrasında rehinli alacakların bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, 285 ila 309/1 maddelerinin açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklar hakkında uygulanmayacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Yasanın anılan hükmünün borçlu malvarlığından ya da üçüncü şahıs malvarlığından temin edilen ayrımı yapmaksızın bütün rehinli alacakları kapsayacak şekilde geniş düzenlendiği ve açık olduğu ortadadır.

Kaldı ki, gerekçe de bu hususu destekler niteliktedir. Gerçekten de maddenin Alt Komisyon Önerge Gerekçesi’nin son iki cümlesi aynen şu şekilde kaleme alınmıştır: “Kanunun On ikinci Babının “Adi Konkordato” başlıklı Birinci Bölümü rehinli alacaklılar dışındaki alacaklılar bakımından kurgulanmaktadır. Rehinli alacaklıların konkordato karşısındaki durumları ise bu maddeyle On ikinci Baba eklenen İkinci Bölüm be 308h maddesinde düzenlenmektedir. Bu sebeple herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için Kanunun 285 ila 309/1 maddelerinin açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklılar hakkında uygulanmayacağı hükme bağlanmaktadır.”

Netice itibarıyla 7101 sayılı Kanun ile değişik İİK hükümlerinde rehinli alacakların borçlu malvarlığından sağlanan rehinler, üçüncü şahıs malvarlığından sağlanan rehinler şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutulup, üçüncü şahıs malvarlığından sağlanan rehinli alacakların “adi alacak” sayılmasını ve adi alacakların prosedürüne tabi olmasını sağlayacak bir hüküm olmadığı gibi tam tersi 308h/son fıkra hükmünde aksine açık yasal bir düzenleme olmadığı müddetçe rehinli alacakların adi konkordato hükümlerine tabi olmasını yasaklayan bir düzenleme söz konusudur. Dolayısıyla gerek kanunun lafzı gerekse gerekçesi üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların da rehinli alacak sayılmasını ve İİK m.308/h hükmündeki prosedüre tabi tutulmasını gerektirdiğini rahatlıkla söylenebilir.

Diğer yandan 7101 sayılı Kanun ile değişiklik öncesi dönemde üçüncü şahıs ipoteği ile güvence altına alınan alacakların konkordatoda adi alacak sayılmasının sebeplerinden birisi ve belki de en önemlisi kişisel malvarlığından ödemeyi yapma ihtimali olan rehne konu malın sahibi üçüncü şahsın müstakbel rücu hakkının korunması, teminattan yararlanmasına imkan tanınmasıdır. Gerek o dönemki Yargıtay içtihatlarında gerekse doktrinde bu hususun altı özellikle çizilmiştir. Zira 7101 sayılı yasa ile değişiklik öncesi dönemde mülga İİK m.298 hükmüyle konkordatoya yazılmış bütün imtiyazsız alacaklılar ile tüm imtiyazlı alacaklılar için bu alacaklılar vazgeçmediği sürece teminat yatırılması gerekmekteydi. Üçüncü şahıs malvarlığından sağlanan ipotekle güvence altına alınan alacak da adi alacak sayıldığı için, bu alacak için de borçlunun teminat göstermesi aranmakta, üçüncü şahıs borçlunun borcunu ödediği takdirde bu teminattan yararlanabilmekte idi. Böylece üçüncü şahsın olası rücu hakkı korunmuş olmaktaydı. Oysa 7101 sayılı Kanun ile değişik İİK m.305/f.1 d bendinde sadece 206. maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklılar ile konkordato mühleti içinde komiserin izniyle akdedilmiş alacaklılar açısından (bu alacaklılar açıkça vazgeçmedikçe) teminat yatırılması zorunlu hale getirilmiştir. Şu halde üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacak önceki kanun dönemindeki görüş kabul edilse ve adi alacak sayılsa dahi, teminata tabi olmayacaktır. Başka bir deyişle, ileride kendi malından konkordato borçlusunun borcu tahsil edildiğinde doğacak olan üçüncü kişinin rücu alacağı kanunen teminata bağlanabilecek bir alacak değildir ki, bu alacak konkordato komiserine yazdırılmaması ve nisaba dahil edilmemesi halinde teminatsız kalabilsin. Zaten baştan beri olmayan bir teminattan sonradan mahrum kalınması da söz konusu olamaz. Neticede ipotek veren üçüncü kişinin müstakbel rücu alacağının teminat altına alınması gerektiği şeklindeki görüş, üçüncü şahıs malı üzerindeki ipotekle teminat altına alınan alacağın, konkordatoda adi alacak olarak değerlendirilmesine 7101 sayılı Kanun döneminde artık haklı bir gerekçe teşkil etmez.

Nihayet alacakları üçüncü şahıs malvarlığından temin edilen rehinle güvence altına alınan alacaklıların, “adi alacaklı” sayılmaları neticesinde, adi alacaklılar arasında eşitlik prensibine dahil olmaları, böylece örneğin faizsiz ve yıllara sari bir ödeme planını havi bir konkordato projesine olumlu oy kullanmalarını beklemek çok mümkün değildir. Hatta alacağı üçüncü şahıs ipoteği ile temin edilmiş alacaklının adi alacak sayılıp konkordato alacaklılar toplantısında konkordatonun kabulü yönünde oy kullanması halinde İİK m.303/f.1 uyarınca üçüncü şahıs ipoteğine başvurmak hakkının da sona ereceği dikkate alındığında (İİK m.303/f.3 hükmü saklı kalmak kaydıyla), rehinli alacaklının konkordato adi alacaklılar toplantısına katılarak projeye olumlu oy vermesini beklemek hayatın olağan akışına da uygun olmayacaktır. Olası iflasta dahi üçüncü şahsa ait rehinli taşınmazın satışı suretiyle rüçhanlı olarak alacağını faiziyle birlikte elde etme imkanı bulunan rehinli alacaklının, adi alacaklı sayılarak faizsiz ve yıllara yayılmış bir konkordato projesinin oylanacağı alacaklılar toplantısının nisabına dahil edilmesi, projenin kabul edilmesi için aranan alacak miktarının ve alacaklı sayısının artmasına neden olmakta bu ise konkordato projelerinin kabul edilebilirliğine ciddi anlamda olumsuz etki etmektedir.

İflasa göre konkordatodan çok daha iyi durumda pay alacak olan adi alacaklılar projenin kabulü yönünde oy kullanmalarına rağmen, esasen bu alacaklıların oyları ile kabul edilmiş bir konkordato projesi, sırf üçüncü şahıs ipoteğiyle alacakları rehin altına alınan alacaklıların da adi alacaklı sayılmaları ve nisaba dahil edilmeleri neticesinde nisap olumsuz yönde etkilenmekte ve konkordato projeleri kabul edilmemiş sayılmaktadır. Böylece gerçek anlamdaki adi alacaklıların oyları ile aslında kabul edilmiş sayılması gereken konkordato projeleri sırf üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların da adi alacak sayılması nedeniyle kabul edilmemiş sayılmakta ve gerçek anlamdaki adi alacaklılar konkordatodan çok daha kötü şartları barındıran iflasta daha az oranla yetinmek durumunda kalmaktadırlar. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi 2020/1232 E., 2020/1402 K., 04.11.2020 tarihli kararında tam da bu konuyla ilgili olarak aynen şu haklı gerekçeye yer vermiştir:

“… konkordato projesinden hiçbir şekilde etkilenmeyecek olan rehinli alacaklının (rehinli malın mülkiyeti üçüncü kişiye ait olduğu durumda da) adi alacaklıların kaderini değiştirecek bir oylamaya katılmasına müsaade edilmesinin konkordato müessesesinin amacına uygun olmadığı kabul edilmiştir.”

7101 sayılı Kanun ile değişik yeni konkordato hukukunun ratio legisi sadece borçlunun yararının korunması düşüncesine dayanmamakta, alacaklıların hak ve yararlarının korunmasını da öngörmektedir. Konkordatoya hakim olan yeni düşünce, alacaklıların iflastan daha elverişli koşullarda tatmin edilmeleri, işletmenin istihdam kabiliyetini sürdürmesi ve bu sayede işletmelerin dağılması sonucunda iflaslarla ulusal ekonominin zarar görmesi önlenerek, son tahlilde kamu yararının sağlanması temeline dayanmaktadır. Nitekim 7101 sayılı Kanunun genel gerekçesinde de “konkordatonun daha etkin ve aktif bir şekilde kullanılmasının ticari ve sosyal hayat bakımından bir ihtiyaç olduğu” açıkça belirtilmiştir. Şu halde kanun koyucunun 7101 sayılı Kanun değişikliği ile konkordatonun yaygın bir şekilde uygulanmasını sağlayarak ve iflasların önüne geçerek, istihdamın devamlılığını sağlamayı amaçladığı dikkate alınmalıdır. Buna göre, konkordato projeleri gerçek anlamdaki adi alacaklıların oyları ile kabul edilmesine rağmen, üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların da adi alacak sayılıp adi alacaklılar toplantısı nisabına dahil edilmesi sonucunda nisabı olumsuz yönde etkileyerek konkordato projelerinin kabul edilmemesine neden olduğu karşısında, üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların, adi alacak sayılması yorumu son tahlilde kanun koyucunun amacına da ters düşmektedir.

Yargıtayın konkordatonun amacının borçlunun malvarlığını korumak olduğu, üçüncü şahıs ipoteğinin rehinli alacak sayılması halinde borçlunun değil, üçüncü şahsın malvarlığının korunmuş olacağı yolundaki görüşüne de katılmak mümkün görünmemektedir. Zira az yukarıda ifade ettiğimiz gibi, uygulamada hiçbir rehinli alacaklı, adi alacaklılar toplantısına katılarak yıllara sari, faizsiz bir konkordato projesine olumlu oy vermemektedir. Üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacaklının adi alacaklı sayılıp toplantı nisabında dikkate alınması halinde ise, teminatsız diğer alacaklıların kabul ettikleri konkordato projesi, sırf üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacaklının adi alacaklı sayılması ve nisabı olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle, kabul edilmemiş sayılmaktadır. Bu halde ise borçlu konkordato projesi kabul edilmediğinden iflas etmekte, diğer alacaklılar ise konkordatoya göre çok daha kötü şartlar altında, iflas koşullarında, alacaklarının cüzi bir kısmını ancak alabilmektedir. Konkordato adi alacaklı sayılan rehinli alacaklı ise ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla alacağını almakta, deyim yerindeyse olan borçluya ve konkordatodan gerçekten etkilenen adi alacaklılara olmaktadır. Şu halde üçüncü şahsın malvarlığı ile teminat altına alınan alacağın rehinli sayılması son tahlilde, mal sahibi üçüncü şahıstan ziyade borçlunun malvarlığını ve hatta diğer adi alacaklıların haklarını korumaktadır.

Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, uygulamada genelde ipotek veren üçüncü şahsıların şirketin ortağı ya da temsilcileri veya grup şirketleri olduğu, çoğu zaman birbirlerine çapraz kefaletleri olduğu ve hatta birlikte konkordato talep ettikleri de dikkate alındığında, çoğu zaman konkordatonun başarıya ulaşabilmesi üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan bu alacakların rehinli alacak sayılmasına bağlı hale gelebilmektedir.

Yargıtay incelememize konu içtihadında İİK m.307 hükmüne atıf yapılarak anılan hüküm de üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacağın adi alacak sayılmasının bir gerekçesi olarak gösterilmiştir. Yargıtay içtihadının anılan bölümü aynen şu şekildedir:

“İİK 307. maddesi rehinli malların ve finansal kiralama konusu malların paraya çevirme ve muhafazasını erteleme hükümleri içermektedir. Hiç şüphe yok ki bu madde kapsamında borçlunun konkordato projesi için gerekli olan mallar zikredilmektedir. Kanunun lafzı da bu konuda açıktır. Üçüncü kişi ipoteklerini bu kapsamda kabul etmenin kanunun ruhuna ve konkordatonun amacına uygun olduğundan bahsedilemez.”

Yargıtayın bu gerekçesine de iştirak etme imkanı yoktur. Şöyle ki:

7101 sayılı Kanun’un tasarısında 307. maddenin kenar başlığı “borçluya ait rehinli malların muhafaza ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi” şeklindeyken Meclis Adalet Alt Komisyonunun önergesiyle maddenin kenar başlığı “rehinli malların muhafaza ve satışı ile finansal kiralama konusu malların iadesinin ertelenmesi” şeklinde değiştirilmiştir. Değişiklikle, madde başlığındaki “borçluya ait” ifadesi çıkartılmıştır. Bu değişikliğin sebebi Alt Komisyon Önerge gerekçesinde şöyle belirtilmiştir: “… Tasarının çerçeve 34’üncü maddesi üzerinde verilen önergeyle, rehinli malın üçüncü kişiye ait olması durumunda da madde uyarınca erteleme kararı alınabilmesi sağlanmakta…” Madde başlığında yapılan değişiklikle, üçüncü kişiye ait rehinli malların madde kapsamına alınması ve bu mallar hakkında da erteleme kararı verilebilmesi amaçlanmıştır. Yargıtayın yukarıda zikredilen anılan gerekçesinin, kanun koyucunun yaptığı yasa değişiklik ve gerekçesiyle çeliştiği de açıktır. Diğer bir ifadeyle, İİK m.307 hükmü ve özellikle değişiklik gerekçesi üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacağın adi alacak sayılmasının değil, rehinli alacak sayılmasının bir gerekçesi olabilir. Zira İİK m.307’deki “rehinli alacak” ifadesinin gerekçede yapılan değişiklikle açıkça üçüncü şahıs rehniyle teminat altına alınan alacak için de uygulanabileceğini kabul etmek gerekirken, İİK m.308/h’deki “rehinli alacak” ifadesinin üçüncü şahıs rehniyle teminat altına alınan alacak için uygulanamayacağını söylemek mümkün görünmemektedir.

Yargıtayın incelemeye konu içtihadında üçüncü şahıs rehniyle teminat altına alınan alacağın adi alacak sayılmasının gerekçelerinden bir diğeri ise İİK m.303 hükmü olduğu belirtilmiştir. Yargıtayın gerekçesi aynen şu şekildedir:

İİK 303. maddesinde “konkordatoya hayır oyu veren alacaklı borçtan birlikte sorumlu olanlara karşı bütün haklarının muhafaza eder” hükmünü taşır. Taşınmazını borçlu lehine ipotek veren üçüncü kişinin borçtan birlikte sorumlu olduğunda tereddüt yoktur. Alacaklının bütün haklarını muhafaza edebilmesi ancak konkordato nisabına dahil edilerek oy kullanmasına bağlanmıştır. Bu alacak rehinli alacak olarak kabul edilerek alacaklıya oy hakkı verilmediği takdirde İİK 303. maddenin uygulanması mümkün olmayacaktır.

Bu görüşe katılmak mümkün değildir Çünkü, alacağı üçüncü şahıs rehniyle teminat altına alınan alacaklı İİK m.303 hükmüne değil İİK m.308/h hükmüne tabi olacaktır. İİK m.308/h’nin son fıkrasında de açıkça “Bu madde münhasıran adi konkordatoda borçlunun, alacaklı lehine rehin tesis edilmiş borçlarının yapılandırılması teklifinde bulunması hâlinde uygulanır. 285 ilâ 309/l maddeleri, açıkça belirtilmedikçe rehinli alacaklılar hakkında uygulanmaz.” belirtildiğinden, İİK m.303 hükmü, alacağı üçüncü şahıs rehniyle teminat altına alınan alacaklı açısından uygulanmayacaktır.

Yargıtay gerekçesinden farklı olarak İİK m.303 hükmünün de üçüncü şahıs rehniyle güvence altına alınan alacakların rehinli alacak sayılmasının gerekçelerinden birisi olması gerektiği anlaşılmaktadır. Konuyu somut bir örnekle açıklamak gerekirse; alacağı üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan bir alacaklının, Yargıtay içtihadı doğrultusunda, adi alacaklı sayıldığını adi alacaklılar toplantısında olumsuz oy kullandığını ancak diğer adi alacaklıların olumlu yöndeki oyları ile konkordato projesinin kabul edildiğini ve örneğin beş yıl faizsiz geri ödemeli konkordato ödeme planına bu alacaklının da dahil edildiğini düşünelim. Bu alacaklı tasdik kararından sonra İİK m.303/f.1 uyarınca konkordatoya olumsuz oy verdiğinden bahisle üçüncü şahsa karşı rehni paraya çevirmek suretiyle icra takibi yapabilecek midir? Bu durumda İİK m.149 ve 149/b hükümleri uyarınca bu sorunun cevabı olumsuz olmalıdır. Zira: Öncelikle borçlu ile ipotek veren üçüncü şahıs ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte zorunlu takip arkadaşı sayılmaktadır. Gerçekten de bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/12-356 E. 2019/711 K., 18.06.2019 T. kararında aynen şu şekilde belirtilmiştir:

“İİK’nın 149. maddesinin 1. fıkrası ve 149/b maddeleri gereğince ipotek veren üçüncü kişi ise takipte ipotek veren kişinin asıl borçlu ile birlikte gösterilmesi zorunlu olup, asıl borçlu ile ipotek veren üçüncü kişi arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır.”

Diğer yandan asıl borçlu açısından borç, diğer adi alacaklıların olumlu oyları ile kabul edilen konkordato projesi çerçevesinde yapılandırılmış ve vadelendirilmiş, İİK m.149 ve 149/b hükmü çerçevesinde muacceliyetini de yitirmiştir. Asıl borç konkordato projesi kapsamında vadelendirildiği için konkordato projesinde öngörülen vadeler gelmeden asıl borçluya karşı icra takibine geçilmesi mümkün değildir. Tek başına üçüncü şahsa karşı icra takibine geçilmesine İİK m.149/b hükmü izin vermediği ayrıca hükmün asıl borçlunun borcunun muaccel olması şartını da aradığı dikkate alındığında o halde alacaklının sınırlı ayni bir hakkı olan ve olası bir iflasta dahi herkese karşı ileri sürülebilen bu ipotek hakkının akıbeti ne olacaktır? İpotek gibi sınırlı ayni bir hakkı yorum yoluyla ortadan kaldırmak ya da işlevsiz bir hale getirmek Türk Medeni Kanunu ipotek hakkına ilişkin hükümleri karşısında mümkün görünmemektedir.

Bununla birlikte rehinli sayılması görüşü çerçevesinde üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan bu alacağın konkordato hükümleri çerçevesinde rehinli sayılması halinde bu şekilde bir hukuksal problemle karşılaşılmayacaktır. Zira bu halde alacağı üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacaklı ile borçlu arasında İİK m.308/h hükmü çerçevesinde yapılandırma yapılmışsa alacak bu yapılandırma protokolü çerçevesinde tahsil edilecek, yok eğer bu yapılandırma protokolü yapılmamışsa o halde de, borçlu ve üçüncü şahıs aleyhine geçilecek bir takiple ipotekli taşınmaz paraya çevrilerek alacak tahsil edilebilecektir.

Yine Yargıtayın incelemeye konu içtihadındaki üçüncü şahsın olası rücu hakkını korumak için üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacağın adi alacak sayılması gerektiği yönündeki görüşüne de katılmak mümkün görünmemektedir. Özellik uygulamada sıkça rastlanacak bir örnekle açıklamak gerekirse; üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan bir alacak olduğunu bunun bedelinin 2.000.000,00 TL olduğunu, incelemeye konu Yargıtay içtihadı çerçevesinde adi alacak sayıldığını, faiz işlemediğini ve yaklaşık 2 yıl süren bir konkordato sürecinden sonra bu alacaklının olumsuz oyuna rağmen, konkordato projesinin diğer alacaklıların oyları ile kabul edildiğini ve bu alacağın ödeme planına dahil edildiğini kabul edelim. İİK m.149’ün açık yasaklamasına rağmen biran için bu alacaklının tek başına üçüncü şahsa karşı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yaptığını, bu üçüncü şahıs açısından faiz de işlemeye devam edeceği için, faiz, icra masrafları, tahsil harcı gibi kalemler nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi suretiyle örneğin 5.000.000,00 TL’nin üçüncü şahsın taşınmazının satışı sonrası tahsil edildiğini düşünelim. Yargıtay içtihadına göre üçüncü şahsın rücu hakkını projeye göre alacaksa, projede de bu alacak 2.000,000,00 TL kabul edilip ödeme planına bu şekilde alındığına göre, üçüncü şahsın ödediği, konkordato projesinde de yer almayan fazladan yapılan bu 3.000,000,00 TL’nin akıbeti ne olacaktır? Üçüncü şahsın rücu hakkını korumak amacıyla kabul edilen bir görüş için, bu sonucun açıklanması oldukça zor olacaktır. Oysa üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacak rehinli alacaklı sayılacak İİK m.308/h hükmüne tabi olacaktır. Rehinli alacaklılarla yapılan müzakerede anlaşma yapılmışsa, borç da anlaşma hükümleri çerçevesinde tasfiye edilecektir. Eğer anlaşma yapılamamışsa, genel hükümler çerçevesinde rehnin paraya çevrilmesi suretiyle borç tasfiye edilecek rehinli malın sahibi üçüncü şahıs da konkordato koşullarına tabi olmaksızın yasal halefiyet hükümleri çerçevesinde ödeme yaptığı miktarda alacaklıya halef olacak ve alacağını borçlunun malvarlığından alabilecektir.

Uygulamada üçüncü kişiye ait ipotek verilen taşınmazların çoğunlukla şirket ortağına ait olduğu, borçlu şirketle, ipotek veren ve aynı zamanda şirketin ortağı olan üçüncü şahsın şirketle birlikte konkordatoya başvurduğu görülmektedir. Bu noktada bu kişilerin aynı dosya içinde konkordatoya başvurmuş olması mühletten istifade etmeleri ve konkordatoya borçlu şirket ile beraber başvurmalarına neden olan, şirket ile aralarında organik bağın mevcut olmasıdır. Üçüncü kişi rehini ile temin edilmiş alacakların nisaba dahil edilmesinin başlıca sebebi, Yargıtayın bu kararında belirtildiği üzere söz konusu rehinlerin paraya çevrilmesi halinde borçlunun malvarlığına herhangi bir tesirinin mevcut olmayacağı düşüncesidir. Ancak çoğu zaman konkordato dosyalarında ipotek veren üçüncü şahıslar, aynı dosyadan konkordato borçlusu olduğundan bu borçlular aleyhine rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılsa bile bu borçlular için de İİK m. 294 ve m. 295’teki yasaklar konkordato süreci boyunca geçerlidir. Ortak konumunda bulunan üçüncü kişilere ait bu taşınmazların konkordato mühleti içinde paraya çevrilmesi İİK m. 295’teki istisnai düzenleme haricinde mümkün değildir. Yargıtay içtihatları kapsamında değerlendirildiğinde şirket ortaklarına ait olmakla birlikte konkordato talep eden borçlu işletmenin hayati olarak üretim ilişkilerinin faaliyetinin fiilen bulunduğu tesis ve fabrikaların bulunduğu taşınmazlar üzerinde genel olarak banka lehine ipoteklerin kredinin teminatı olarak verildiği bir gerçektir. Kredi temini süreci günümüzde bu şekilde işlemektedir.

Yargıtay içtihatlarında konkordatonun amacının konkordato ilan eden borçlunun malvarlığının korunması olduğu, üçüncü şahıs malvarlığının korunması olmadığı esaslı bir gerekçe olarak belirtilmiştir. Uygulamada birçok olayda ipotek veren üçüncü şahıs konumundaki şirketin ya da ortağın da aynı dosyadan konkordato ilan eden grup şirketlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu alacağın rehinli sayılması konkordato talep eden şirketin de malvarlığının korunması dolayısıyla da konkordatonun başarıya ulaşma amacına hizmet edecektir. Aksinin kabulü halinde asıl borçlu şirketin borcu için, taşınmazlarını rehin veren ortak ya üçüncü diğer şirket ya da kişilerin taşınmazlarının satışı ihtimalini gündeme getirir ki, bu husus Yargıtay içtihatlarında bahsi geçen konkordato ilan eden borçlunun malvarlığının korunması gerekçesine aykırı bir durum oluşturur ve konkordatonun başarıya ulaşma ihtimaline de zarar verebilir.

Öte yandan konkordato ilan eden grup şirketleri arasındaki ticari ilişki dikkate alındığında da konkordatonun başarıya ulaşması, borçlu şirketlerin malvarlıklarının korunması açısından da bu alacağın rehinli sayılması gerekmektedir. Zira asıl şirket konumundaki borçlu ve rehinli malların sahibi kişi çoğu zaman birlikte konkordato talep etmekte olup konkordato ilan eden birden fazla grup şirket olan hukuki yapı arasında ticari ilişkinin işleyişi açısından sıkı sıkıya bir bağ bulunmaktadır. Örneğin esas borçlu ana şirketin konkordato projesinin kabul edilmemesi ya da başarıya ulaşmaması nedeniyle banka hesaplarına uygulanabilecek bir icra haczi, diğer şirketin ya başvuru sahibinin de konkordato projesini olumsuz yönde etkileyebilecektir. Şu halde grup şirketlerinin kredi kuruluşlarına olan borçlarının rehinli sayılması ipotekli taşınmaz maliki esas borçlu hakim şirketinin malvarlığını da koruyacağından projenin başarıya ulaşmasını sağlayacaktır.

Eğer grup şirketteki birden fazla şirket ile ortağın birlikte konkordato talep ettiği durumda asıl borçlu için diğer konkordato talep eden şirket veya ortağın malvarlığından rehin tesis edilmiş ise salt üçüncü kişi rehni sebebiyle bu alacak rehinli sayılmazsa şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: Uygulamada bu tür durumlarda çapraz kefalet de bulunmaktadır. Yani hem ayni hem de şahsi teminat söz konusudur. Bu halde, alacağı üçüncü kişiye ait bir malvarlığından rehin tesis edilmesi sebebiyle alacaklı (genelde banka) adi alacaklı sayılmaktadır. Bunun yanı sıra diğer konkordato talep eden taşınmaz maliki, kefalet sebebiyle şahsi olarak sorumluluğu yanında ayrıca rehin sebebiyle borçtan taşınmazı ile birlikte de sorumludur. Ancak (genelde) rehin (ipotek belgesinden tespit edileceği üzere) sadece asıl borçlu şirketin borcunu teminat altına aldığından taşınmaz malikinin borcu da rehinli kabul edilmemektedir. Buna göre de, hem asıl borçlu hem de kefalet sebebiyle taşınmaz maliki borçlu kabul edilmekte ve alacaklının (genelde bankanın) alacağı adi alacak kabul edilerek her iki borçlunun da nisabında bulunmaktadır. Asıl borçlunun veya aynı zamanda kefil olan taşınmaz maliki borçlunun İİK m. 308/h uyarınca müzakere talebi, borç üçüncü kişi rehniyle teminat altına alınması sebebiyle adi alacak sayıldığından, reddedilmektedir. Ancak bu durumda nisap olumsuz etkilenmekte ve mühletten sonra rehnin paraya çevrilmesi gündeme gelmektedir. Bir başka ifadeyle, hem asıl borçlunun hem de aynı zamanda kefil olan taşınmaz malikinin borcu rehinli kabul edilmemekte ve İİK m. 308/h uyarınca müzakere yapılamamaktadır.

Sonuç olarak, önceki dönem konkordato hükümleri lağvedilerek iflas erteleme kurumunun kaldırılması sonucunda önceki dönemde yeniden yapılandırma kurumu olan konkordato artık ikincil bir koruma kalkanı değil hem alacaklı hem de borçlu lehine esas koruyucu kurum olarak yeni konkordato hükümleri yürürlüğe girmiştir.

Önceki dönemde icra mahkemelerinde nadir ve ikincil bir uygulamaya sahip olan konkordato artık şirketlerin yaşamasını sağlayarak alacaklıların borçlunun iflas etmesi durumuna nazaran belki daha geç de olsa alacağına daha çok miktarda kavuşmasını sağlayan bir yapılandırma sistemidir. Bu kapsamda borçlunun ihtiyaç halinde alacaklıları türüne göre gruplara ayırarak bir yeniden yapılandırma projesi teklif etmesi, bu projeyi alacaklıların oylamasına sunması ve kural olarak alacaklıların projeyi öngörülen bir çoğunlukla kabul etmesi mümkün olmalıdır. Projenin mahkemede tasdik edilmesi esasına dayandığı konkordato sürecinde borçlunun malvarlığının gerçek anlamda korunarak alacaklıların alacağına proje kapsamında kavuşması bakımından üçüncü şahıs ipoteği ile teminat altına alınan alacakların rehinli alacak sayılması hem kanunun lafzına, hem gerekçesine, hem kanun koyucunun amacına, hem rehin hakkının alıcısını koruyucu yapısına hem de pratik uygulama gerekliliklerine daha uygundur.

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Hakkında Mehmet Kumak
Hakim