Lexpera Blog

Koronavirüs (COVİD-19) Pandemisinin Özel Okul Ücretlerine Etkisi: Ödeme-İade Problemi

Giriş

Koronavirüs (Covid-19) pandemisi nedeniyle; ülkemizde örgün eğitim-öğretime 16 Mart 2020 tarihi itibariyle iki hafta (30 Mart 2020’ye kadar) ara verilmesi kararı[1] alınmış, daha sonra bu ara, Bakanlık kararı ile 30 Nisan 2020’ye kadar, akabinde 31 Mayıs tarihine kadar uzatılmıştır. Yüksek öğretimde dönemin kapanmasına dönük karardan yola çıkarak 2019-2020 eğitim öğretim döneminde artık ilk ve orta dereceli okulların açılmama ihtimali oldukça yüksektir. Nitekim, MEB de bu doğrultuda planlar yapmakta ve uzaktan eğitim- öğretim[2] metodunu tercih etmektedir. Ancak okullar açılsa da toplamda birkaç aylık bir ara söz konusu olacak ve özel okullar bu birkaç ay hizmet vermemiş olacaktır.

Bu durumda arada geçen dönem için özel okul ücretlerinin ödenmesi veya ödeme yapılmışsa iadesi problemi gündeme gelmektedir. Bu çalışmada Koronavirüs (Covid 19) pandemesinin özel okul ücretleri üzerine etkisini özellikle MEB mevzuatı, Tüketici hukuku ve Borçlar hukuku açısından ele alarak incelemeye çalışacağız. Yeri geldikçe de kurs ve yurt ücretlerine de değineceğiz.

1. Ücret Kavramı ve İçeriği

Özel okullarda eğitim ücreti yanında servis, yemek, geziler, kulüpler, sosyal ve kültürel faaliyetler ve etkinliklerin ücretleri de söz konusudur.

Özel okullar bu ücretleri; aylık, dönemlik, yıllık ve hatta 4 yıllık ödeme şeklinde almaktadır. Şuan itibariyle özel okullarda; (1) kayıt ücretini ödemiş veliler, (2) vadesi geçmiş ödemesi bulunan veliler ve (3) vadesi gelen (taksit ödemesi bulunan) veliler mevcuttur.

Özel okullarda pandemi kapsamında alınan tedbirler dolayısıyla birkaç aylık örgün eğitim/öğretim söz konusu olmayacağı için bu ücretlerin ifası noktasında problemler söz konusudur. Ancak ücretin niteliği ve velilerin hukuki durumu açıklandıktan sonra konuyu açabiliriz.

2. Ücretin Niteliği ve Velilerin Hukuki Konumu

Özel okullar bir işletmedir[3]. Ücret karşılığı hizmet sunan bu işletmelerin amacı kazanç elde etmektir. Kamuya yararlı vakıf ve derneklere ait özel okullar da işletme niteliğindedir. Ancak öğrencilerden ücret almayıp, belli fonlarla ve bağışlarla ayakta kalan vakıflara ait okulları ayrık tutmak gerekir. Zaten bu tür okullar önemsiz derecede azdır.

Özel okulların karşısında onlardan hizmet alan öğrenciler bulunmaktadır. Kayıt sözleşmeleri ise veliler ile özel okul arasında yapılmaktadır. Velilerle yapılan, üçüncü kişi lehine bu sözleşmeler Tüketici hukukunun konusudur[4]. Yani veliler tüketicidir[5]. Okul sözleşmeleri de TKHK. anlamında hizmet edimi içeren sözleşmelerdendir[6]. TKHK.’da hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler, dolayısıyla Türk Borçlar Kanunu (TBK.) hükümleri uygulanır (TKHK. m.83/1).

MEB’in hazırlamış olduğu bir tip sözleşme bulunmaktadır[7]. Özel okul sözleşmeleri, MEB’in hazırlamış olduğu bu sözleşmedeki asgari şartları taşıması şartıyla geçerlidir. Bu nedenle özel okullar ile veliler arasında tam anlamıyla bir tip sözleşme söz konusu değildir. Veliler sözleşme yapma serbestisi içerisinde, MEB’in asgari şartları dışındaki konularda fikir beyan edebilir, sözleşmeye madde ekleyebilir. Örneğin, özel okullar ücretin ödenmesi noktasında velilere çok geniş imkanlar tanımıştır. Bu yüzden sözleşme içeriğinde TBK.’nın genel işlem şartlarına aykırı bir madde de yoksa, genellikle burada tüketici konumundaki velinin sözleşmenin geçersiz olduğuna dair iddiaları dinlenmez. Ayrıca velinin buradaki borcu; para borcudur ve sözleşme kapsamında ifa ile ilgili hususlarda bu konu belirleyici olmaktadır. Çünkü “...Para borcunun söz konusu olduğu durumlarda şartları varsa geçici ifa imkansızlığı veya TBK. m. 138 uyarınca aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama gündeme gelebilecektir[8].

Özel okullarda ücretler, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği (Yönetmelik)[9] m. 54’teki esaslara göre ilan edilir. Kurumların öğrenim ve diğer ücretleri, kurumlarca her yıl Türk Lirası olarak tespit edilir, Ocak ayından itibaren Mayıs ayının sonuna kadar ilan edilir. Bu ilanlarda ders yılı veya ders saati ücretiyle birlikte, peşin veya süreli ödemeler ve kurumca belirlenecek diğer indirimler belirtilir. Yapılacak indirim oranı ilan edilen eğitim ücretinin %50’sinden fazla olamaz. Öğrenci ve kursiyerlere; takviye kursu, yemek, servis, pansiyon, etüt ve benzeri hizmetleri verecek kurumlar, bu hizmetler için alacakları ücretleri de aynı tarihlerde ayrıca tespit ve ilan ederler. Madde metnine göre; özel okullar kayıt sözleşmesi ücretini her yılın Mayıs ayının sonuna kadar belirler. Bu belirlenen ücret gelecek döneme ilişkindir. MEB, gelecek dönem kayıt ücretini belirlemeyen ve sisteme (MEBBİS) girmeyen okullara, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (Kanun)[10] m.7’ye göre, 5 asgari ücret tutarında idari para cezası kesebilir. Ancak 5580 s. Kanun döneminde MEB’in ücretini fahiş bulduğu, indirilmesi istediği bir sözleşme şimdiye kadar mevzubahis olmamıştır. MEB sisteme girilen ücretin sembolik olduğunun farkındadır. Ayrıca yönetmeliğe göre okul, girdiği ücretin üstünde kayıt yapamaz. Bu da göstermektedir ki, MEB’in buradaki görevi özel okullar arasındaki haksız rekabeti korumak değil, tüketici sıfatına haiz olan veliyi korumaktır.

Veliler geçmiş dönemlerde öğretmenlerin/eğitimin kalitesiz olduğunu, öğrencinin tam verim alamadığını, sürekli ders programının değiştiğini, öğrencinin önceki dönem, yıl veya önceki okulda daha başarılı olduğunu ileri sürerek kayıt sözleşmesini feshetme, öğrencinin naklini gerçekleştirme, ücrette indirim isteme gibi taleplerle özel okul yönetimine başvurmaktaydı. Ancak bu tür talepler, öğrenci nakli hariç genelde kabul görmüyordu. Aradaki sözleşme tüketici sözleşmesi olduğundan tüketici hakem heyetleri ve mahkemeler hizmetin ifası varsa bu tür talepleri reddetmekte, ancak ifa yoksa talep sahibi velileri haklı görmekteydi. Örneğin nakil yapmış veliden, nakilden sonraki aylar (taksitler) için ödeme talep edilmesi, sözleşmenin icraya konulması hallerinde tüketici hakem heyeti veliyi haklı görmekteydi[11].

Ancak şu anki durum için bunlar söz konusu değildir. Şuan mücbir sebep söz konusudur[12]. Küresel salgının mücbir sebep olduğu yönünde Türk Borçlar Kanunu’nda ibare yoktur. En geniş tabirle mücbir sebep; “sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır.”[13].

Yargıtay’a göre “salgın hastalık”lar da mücbir sebep olabilir[14]. KILIÇOĞLU[15], salgın (bulaşıcı) hastalığı, “kaynağı ve sebebi ne olursa olsun, insandan insana bulaşabilen, şahıs ve malvarlığı zararlarına yol açan, önlenemeyen veya önlenmesi oldukça zaman alan hastalıklar” olarak tanımlamıştır.

Özel okullar, mücbir sebep dolayısıyla (aşırı) ifa imkansızlığı içerisine girmişlerdir. Ancak tarafların eşit olup olmadıkları tartışılabilir[16]. Özel okul için ne kadar zor durum söz konusu ise tüketici için de aynı zorluk söz konusudur. Ancak özel okullara faizsiz kredi, kısa çalışma ödeneği, stopaj ve vergi indirimi, öğretmeni (işçiyi) ücretsiz izne çıkarma gibi imkanlar tanınırken; tüketici için bu imkanlar söz konusu değildir. Öğrencilerin(velilerin) bu duruma ne kadar tahammül edeceği belli değildir[17].

Bu yüzden Covid-19 salgınının hukuken mücbir-sebep olarak kabul edilmesi, imkânsız hale gelen ifanın karşılığı olan özel okul ücretinin iadesi hususunun gerekliliğini ortadan kaldırmayacaktır[18].

3. 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na Göre Ücret İadesi

MEB hazırlamış olduğu tip sözleşmede aşağıda belirtilen sebeplerden bir veya birkaçının oluşması hâlinde özel okuldan ayrılanlara düzenlenen faturada belirtilen tutar üzerinden öğrencinin ayrılış tarihinden sonraki günlere ve saatlere isabet eden ödenmiş ücretlerin iade edilmesini şart koşmuştur.

a) Sağlık raporu alarak öğrencinin sağlık sebebiyle kurumdan ayrılması,
b) Kurumun kapanması,
c) Dönemin açılamaması,
d) Kurumun eğitim ve öğretim ortamının olumsuz yönde değiştiğinin maarif müfettişleri tarafından tespit edilmesi,
e) Velinin/vasinin öğrencisini okutamayacak duruma düştüğünün resmî kurumlarca belgelendirilmesi durumunda okula ödemiş olduğu ayrılış tarihinden sonraki günlere ve saatlere isabet eden ücret öğrenci veli/vasisine iade edilir.

Görülmektedir ki, dönemin açılmaması bir ücret iade sebebidir.

MEB Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinin 56. maddesi hükümlerince; eğitim ve öğretim yılı başlamadan kurumdan ayrılanlara, öğrencinin ödeyeceği yıllık ücretin %10 dışındaki kısmı, eğitim ve öğretim yılı başladıktan sonra kurumdan ayrılanlara ise öğrencinin ödeyeceği yıllık ücretin %10’u ile öğrenim gördüğü günlere göre hesaplanan miktarın dışındaki kısmı öğrenci velisine/vasisine iade edilir. Öğretime başladıktan sonra ayrılan öğrencilerden alınacak ücret kurumun öğrenim ücretinden fazla olamaz.

Ücret iadesi kayıt silmeden 1 ay içinde yapılır. Bu yönde bir hüküm yönetmelikte yoktu. En son değişiklikle eklendi. Eğer ücret iade edilmezse 5580 s. Kanun m.7/1-d gereği özel okula beş asgari ücret ceza kesilmektedir. Özel okullar, çoğunlukla şikayeti öğrendikten sonra, şikayet sahibine ücreti iade ederek soruşturma açılmasının önüne geçmektedir.

Velinin kayıt silme işlemini her zaman yapabileceği de açıktır. Ancak lise son (12. sınıf) kayıt ve nakil süreleri (süreçleri) MEB tarafından tayin edilmektedir[19]. Dönem içerisinde de nakil veya kayıt silme işlemi mümkündür. Lise son sınıf hariç isteyen veli, öğrenciyi istediği devlet okuluna nakledebilir. Bu konuda kısıtlama olmadığı için pandemi sürecinin en başında Covid-19 salgını nedeniyle tedbirlerin açıklanmaya başlanmasıyla birlikte özel okullardan devlet okullarına hızlı bir kaçış girişimi mevcuttu. MEB, 31.03.2020 tarihinde öğrenci hareketliliğinin azaltılması adına … resmi/özel okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumları arasında gerçekleşen öğrenci nakil ve geçiş işlemlerini ikinci bir talimata kadar tedbiren durdurdu. (MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü, 31.03.2020 tarih ve 6041670 Esas yazısı).

Bir diğer konu anaokullarının neredeyse hepsinin sözleşmesinde, “...öğrencinin yangın, doğal afet, salgın hastalık, iklime dayalı olağanüstü durumlarda; mülki makamların ve İl Hıfzısıhha Kurulunun gerekli görmesi ve aralıksız 15 gün veya daha fazla süre ile okulların kapatılması durumunda, önceden alınan ücret bir sonraki ayın ücretine mahsup edilir. Ücretin tamamı ödenmişse velinin başvurusu üzerine mezkur miktar veliye iade edilir” minvalinde madde bulunmasıdır. Bu maddenin konulmasını MEB istemekteydi. Kurumlar MEB’in hazırladığı tip sözleşmeye aykırı olmayacak şekilde madde koyabilirse de, bu tip sözleşmeye aykırı davranma özel okul için idari para cezası yaptırımı şeklinde karşılarına çıkar. Okul öncesi için öngörülen bu düzenleme genişletilerek ilk ve orta dereceli okullara da teşmil edilebileceği akla gelebilir. Ancak sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereği, kayıt sözleşmesinde bu ve benzeri madde bulunmayan veliler için genel hükümlere gidilmesinden başka çare yoktur.

Yine Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Koronavirüs (Covid-19) tedbirleri kapsamında 13.03.2020 tarih ve 2020/2 sayılı genelgesi ile kreşlerin hizmet vermelerini tatil etmiş, yani faaliyetin durdurulması kararı almıştır. Kreş ve gündüz bakımevlerinde de anaokullarına benzer bir durum söz konusudur.

MEB mevzuatı açısından bir diğer konu da özel okulların uzaktan eğitim faaliyetlerinin mevzuatta yer almamasıdır. Uzaktan eğitim, MEB tarafından geliştirilen EBA sistemi üzerinden yapılmaktadır. Özel okulların uzaktan eğitim vermeleri MEB mevzuatına göre yasal değildir. MEB, mevzuat değişikliği yaparak özel okullara bu yönde bir yetki verse de, velilerle yapılan kayıt sözleşmesinde bu yönde bir hüküm olmadığı için, yukarda da belirttiğimiz gibi, sözleşmenin esaslı unsuru “örgün eğitim” olduğundan özel okullar ücret iadesinden kaçınamaz.

Tüm bu açıklamalardan sonra, 5580 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik gereği kayıt silme ve nakil işlemleri neticesinde ücret iadesi yapılması gerekli olduğu sonucu çıkacaktır. Kayıt sildirme yapmayan sözleşme tarafları ise genel hükümlere göre haklarını arayacaktır.

4. Türk Borçlar Kanunu Hükümlerine Göre Ücret İadesi

Kayıt sözleşmesi hukuki niteliği itibariyle özel hukuk sözleşmesidir. Özel okullar, ücret karşılığında hizmet vermeyi esas alır. Eğitim kesintisiz yapılacağından sözleşme sürekli borç ilişkisi içeren bir sözleşmedir. Veli de ücret ödeyeceği için karşılıklı iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme vardır. Bu tür sözleşmelerde bir taraf borcunu ifa edemezse karşı taraf için Kanundan kaynaklı bir takım haklar gündeme gelir. Özel okullar, salgın sebebiyle borcunu ifa edememektedir.

Özel okul kayıt sözleşmelerinde, tarafların (borçlunun) sorumlu olacağı imkansızlık nedenleri sözleşmede tek tek sayılmış olabilir. Örneğin, borçlunun beklenmeyen halden veya mücbir sebepten dahi sorumlu olacağı kararlaştırılabilir[20]. Sözleşmede açık hüküm bulunmasa dahi imkansızlığın sözleşme kurulurken salgın hastalığın etkilerinin öngörülebilir olması halinde borçlunun imkansızlıktan sorumluluğu zımni olarak üstlendiği kabul edilir. Öngörülebilirlik, aynı durumdaki makul kişinin göstereceği özen ölçüsüne göre takdir edilir[21]. Sözleşmede mücbir sebep hükmüne yer verilmemesi ihtimalinde, sözleşmenin TBK. m. 117 borçlunun temerrüdü, TBK. m. 136 ifa imkansızlığı, TBK. m. 138 ifa güçlüğü çerçevesinde genel ilkelere göre sona erdirilmesi söz konusu olacaktır[22].

BELLİCAN/ACAR ÜNAL,[23] özel okulların örgün eğitim/öğretim borcunu salgın sebebiyle ifa edememesini öncelikle ayıplı ifa kapsamında değerlendirmiştir. Yazarlara göre: “Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir. Özel okulların örgün eğitimi verememesi de bu kapsamda değerlendirilse de, konunun ifa imkansızlığıyla birlikte ele alınması ve geçici imkansızlığın sürekli imkansızlığa dönüştüğü taktirde ayıplı ifadan söz edilemeyeceği açıktır. Ancak örgün eğitim yerine uzaktan eğitim yapılması halinde ayıplı hizmet ifası söz konusu olacaktır… Bu durumda TKHK. m.15’te yer alan ayıptan kaynaklanan seçimlik imkanlardan, örneğin bedel indirimi seçeneği kullanılabilir. Bununla birlikte sözleşmeden dönme seçeneği de kullanılabilir…Dönme seçeneğinde öğrenci eğitimden vazgeçmektedir… Son olarak, taraflar sözleşme değişikliği yaparak, konusu fiziki öğretim olan sözleşmeyi online/uzaktan öğretime çevrilebilir...”.

TKHK. m.83/1’in yollamasıyla, özel okul ücret iadesini TBK. hükümleri çerçevesinde birkaç madde açısından değerlendirmek gereklidir.

TBK.’nın “Borçların İfası” kısmının karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa sırasını düzenleyen 97.maddesine göre “Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.”.

Bu hükme göre özel okulun sözleşmenin diğer tarafı olan tüketici veliden ücret talep edebilmesinin ön şartları: (1) Sözleşmeden kaynaklanan eğitim faaliyetini taahhüt ettiği unsurlarıyla birlikte tam olarak yerine getirmesi, (2) Yine örgün eğitim yanında etkinlikler, etütler, yemek ve servis gibi hizmetlerin karşılanmasıdır[24].

Görülmektedir ki, özel okulların ödeme talebine karşılık tüketici veliler ödemezlik defi ileri sürebilirler. Ayrıca özel okul sözleşmelerinde yer alan yemek-servis gibi hizmetler ifa edilmediğinden, kısmi imkansızlık sebebiyle velilere ücret ifasında bulunmama hakkı sağlayacaktır. Bu hizmetlerin bedelinin önceden peşinen ödenmesi halinde ise sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında iadesi talep edilebilecektir.

Bir diğer konu TBK.’nın “Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi” başlıklı üçüncü bölümünde ise sona erme hâlleri açısından değerlendirmedir. “İfa imkânsızlığı” kavramı ayrıca hüküm altına alınmıştır. İfanın tamamen veya kısmen imkânsız hale gelmesi durumlarının yanı sıra borcun ifasının aşırı-güç hale gelmesi durumu da ayrı ayrı hüküm altına alınmıştır.

İfa imkânsızlığı” başlığını taşıyan TBK. m. 136 hükmüne göre;

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer (f.1)
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır (f.2).
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür (f.3).

Kısmi ifa imkânsızlığı” başlığını taşıyan TBK. m. 137 hükmüne göre;

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer (f.1).
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır (f.2).

Borcun ifasının imkânsızlığı değil de, taraflardan birinin edimini yerine getirmede aşırı ifa güçlüğü ihtimalini düzenleyen “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı TBK. m. 138 hükmüne göre ise;

“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır (f.1).”

Meselenin Uygulanması Muhtemel Kanun Hükümleri Bakımından Tahlili;

Eğitim kurumları, salgın hastalık gibi mücbir sebepten ötürü idari bir kararla faaliyetlerini durdurmuştur. Bu durumda örgün eğitim açısından ifanın imkânsızlığı söz konusudur. İfanın imkânsızlığı ile ifanın aşırı derece güç hale gelmesi birbirinden farklıdır. Örgün eğitim hizmeti sunamayan özel okulların, öğrencilerine uzaktan eğitim metoduyla hizmet vermeleri halinde dahi ifanın aşırı derecede güç hale gelmesi söz konusu değildir. Kayıt sözleşmesinin temel dayanağı örgün eğitimdir. Esaslı nokta burasıdır. Bir başka değişle, okulların kapatılmasından sonra uzaktan eğitim adı altında uygulamaya konulan birtakım etkinliklerin, online ders, mesaj uygulamaları üzerinden soru cevap şeklinde yazışmaların borcun ifası olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı açıktır[25].

Borç ilişkisinin sona ermesi sebebi olarak düzenlenen ifanın kısmen imkânsız hale gelmesi, konu bakımından söz konusu olabileceği gibi zaman bakımından da söz konusu olabilir. İfa imkansızlığının edimin bir kısmına yönelik olması halinde, sadece imkansızlaşan kısım bakımından karşılıklı olarak sorumluluktan kurtulma söz konusu olacaktır (TBK. m. 137). Diğer bir deyişle ifanın, sözleşme süresinin belirli bir döneminde imkânsız hale gelmesi de mümkündür[26]. Örgün eğitim hizmeti sunan özel okullar gibi belli bir edim fiilini taahhüt eden bir yapma borcu borçlusunun sözleşmeden doğan özel eğitim verme borcunun bir kısmını mücbir sebep dolayısıyla yerine getiremediği durumlarda TBK. m. 137 kısmî ifa imkânsızlığı söz konusu olur. Taraflar mücbir sebep halinin ortaya çıkışından önceki zaman bakımından sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilip-getirilmemesinden dolayı birbirlerine karşı tam bir sorumluluk içerisinde iken; mücbir sebep dolayısıyla sözleşmenin ifa edilemeyen ve kısmi imkânsızlık teşkil eden kısmı bakımından ise sorumluluktan kurtulacaklardır[27]. Bu kapsamda eğitim ücretinin ödenmesi borcunun ifası da verilen eğitim hizmeti oranında talep edilebilecektir[28].

MEB düzenlemelerinde Covid-19 salgını tedbirleri kapsamında özel okulun fiziki olarak kapatılmasını öngörülmese de, hizmetin tamamen verilmesi engellendiği için kapatmanın tüm sonuçları ortadadır.

Eğer Covid-19 salgını olmasa ve bu münferit bir hadise olsaydı; sözleşmenin tarafı olan tüketici, özel okuldan örgün eğitim borcunun ifasını talep edilebilecekti. Ancak eğitim-öğretim faaliyetinin tüm ülkede durdurulmuş olması, söz konusu ifanın talep edilmesini mümkün kılmamaktadır. Bu da göstermektedir ki, borcun ifası bir bakıma hukuken imkânsız hale gelmiştir[29].

Yukarda belirttiğimiz gibi özel okulların örgün eğitim hizmeti verememesini ifanın kısmi imkânsızlığı (TBK. m. 137) olarak kabul edersek, imkânsızlık durumunda borç ilişkisi sona erer.

Ancak yaşanan somut uyuşmazlıklarla ilgili olarak henüz bir yasal düzenleme ya da yargı kararı tesis edilmemiş olması karşısında meselenin farklı yasal düzenlemeler nezdinde de ele alınmasında yarar bulunmaktadır. Bir an için bu durumu ifa imkânsızlığından farklı olarak, aşırı ifa güçlüğü[30] varsayarsak, bu durumda ilgilinin sözleşmenin uyarlanmasını talep etme imkânı söz konusu olacaktır.

Sözleşmeye bağlılık ilkesi sözleşmenin içeriğine her hal ve şartta uyulmasını emreder. Ancak bu ilke mutlak uygulanan bir kural değildir. Sözleşme tarafları Kanundan ve sözleşmeden kaynaklanan durumlarda sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir[31]. Özel okulların ücretleri konusunda sözleşmenin kurulduğu andaki şartların, salgın hastalık gibi beklenmeyen hal veya mücbir sebep nedeniyle değiştiği durumlarda edim dengesi bozulduğunu söyleyebiliriz. Buna rağmen, edimlerin aynen ifası talep edildiği takdirde, sözleşmeye bağlılık ilkesinin sağladığı işlem güvenliği hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açar. Bu durumda ifa imkansızlığı nedeniyle borç ilişkisinin sona ermesi veya ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması imkanı gündeme gelebilecektir[32].

Kanun koyucu, aşırı ifa güçlüğü düzenlemesi ile sözleşme kurulurken var olan koşulların öngörülemez bir şekilde sonradan değişmesi ve bu değişimin sonucu olarak sözleşmedeki dengenin bir taraf açısından katlanılamayacak ölçüde bozulması halinde, bahsi geçen taraftan katı bir şekilde sözleşmeye bağlılık ilkesinin beklenemeyeceğini ifade etmektedir. Kanun hükmü, sözleşme taraflarına oluşan olumsuz sonuçlar neticesinde uyarlama ve uyarlama sonuçsuz kalacak ise sürekli edimli sözleşmelere ayrıca fesih hakkı tanımıştır.

Aşırı ifa güçlüğü, borcu sona erdiren bir düzenleme olmayıp, taraflardan birisi aleyhine katlanılamayacak şekilde değişen sözleşme hükümlerinin, özellikle bedel ödeme yükümlülüğünün, hâkim kararı ile yeni şartlara göre uyarlanması halidir.

İlgili hükmün tatbik edilmesi için, virüs sebebiyle yaşanan zararın tüketicinin mahvına yahut iflasına sebebiyet vermesine gerek yoktur. Kanunun aradığı tek şart; mevcut olguların kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde borçlu aleyhine değişmesidir. Tüketici, sözleşme akdederken Koronavirüs riskini bilebilecek durumda değildir ve bu risk tüketicinin kendisinden de kaynaklanmamaktadır. Buna rağmen hizmet almadığı bir sözleşmeden dolayı ücret ödeme durumunda bırakılması da hakkaniyete uygun düşmemektedir. Bu durumda kişi TBK. m. 138’e dayanarak özel okul ücretini ifa etmeden veya ihtirazı kayıtla ifa ederek uyarlama davası ikame edebilecektir. Nitekim TBK. m. 138 hükmünden de anlaşılacağı üzere, ifa imkânsızlığı halinden farklı olarak, uyarlama için Hâkim kararına ihtiyaç bulunmaktadır.

Uyarlama davalarında hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak; borçlunun ediminin artırılmasına, edim yükümlülüğünün tamamen veya kısmen kaldırılmasına ya da ifa tarzının değiştirilmesine karar vererek sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını sağlamaktadır. Tüketici olan veli, dava açarak hizmet alamadığı dönem yönünden ücret iadesi ister, buna mukabil özel okul da uzaktan eğitim verildiğini ileri sürerse ve hâkim tarafından da kayıt silme ve nakil işlemi söz konusu olmadığı için ifanın imkânsızlığına değil de, ifanın aşırı güçlüğü sebebiyle ücrette indirim yapılmasına karar verirse, üst merci bu kararı bozar mı? Ülke şartları dikkate alındığında, ortada bir küresel sorun olduğu ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiği söylenebilir[33]. Ancak özel okulların ücrette indirim yapmaması, sözleşmeleri icraya koyması da kabul edilemez. MEB, bir görüş yazısı çıkararak bu durumu şarta bağlı olarak çözmüştür. MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü “Korona Virüs Tatili ve Özel Kurumların Ücretleri” başlıklı 07.04.2020 tarih ve 6215860 Esas sayılı Görüş yazısına göre: “…kurucu ve veli/kursiyer arasında anlaşmaya varılarak düzenlenen sözleşmeler, usulüne uygun olarak düzenlenip imza edilmişlerse resmi nitelikli hukuki değeri olan belge niteliğinde olup karşılıklı taahhütlerin yerine getirilmesi hukuken zorunluluk arz etmektedir. Çeşitli olağanüstü sebeplerle verilemeyen hizmetlerin ileri bir tarihte telafisinin yapılması, telafisinin yapılamayacak olması halinde ise …Yönetmeliğin 56. madde(si) gereği ücret iadesi yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.” .

Özel okulların tekrar açılıp açılmayacağı, yazın eğitim verilip verilmeyeceği belli değildir. Bakanlık sürekli yaz tatilinde telafi eğitim yapılmayacağını belirtmektedir. Telafi eğitim yapmayan özel okulların ücret iadesi yapması gereklidir. Ancak alınan ücretin velilerle anlaşılarak sonraki yıllara mahsup edilmesi de tartışılabilir.

MEB aynı görüş yazısında özel öğrenci yurtları için Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği 20. maddesi esas alınarak benzer çözüm önerisi getirmiştir. Yurtlar için daha önce 31.03.2020 tarihli 6046673 esas sayılı görüş yazısında yine Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği 20. maddesi referans gösterilmiş, ancak yönetmelik maddesi gereği esas alınarak öğrenci veya öğrenci velisiyle özel öğrenci barınma kurumu arasında imzalanan ve karşılıklı yükümlülüklerin yer aldığı “Hizmet Sunum Taahhütnamesi”ndeki hükümler çerçevesinde meselenin çözülmesine karar verilmişti. Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği 20. maddesine göre eğer öğrenci kayıt yaptırmış ve 15 Eylül’den önce kurumdan ayrılmışsa barınma hizmet ücretinin bedelinin %10’u kadar; eğer 15 Eylül ve sonrasında ayrılmışsa, barınma hizmeti aldığı aylar ve içinde bulunulan ayın ücretinin tamamı ve kalan aylara ait barınma hizmeti ücretinin %30’unu ödemek zorunda kalacaktır. Yani Mart ayında ayrılan öğrenci, geçmiş taksitlerini ve Mart ayına ait ücretin tamamını ödeyecektir. Nisan-Mayıs-Haziran ayı toplam ücretinin ise %30’unu ödemek zorunda kalacaktı. İki görüş yazısını birlikte değerlendirdiğimizde eğer yurt; ödenen ücreti (varsa) yaz okulu veya gelecek yıl ücretine mahsup edeceği iddiasıyla iadeden kaçınırsa artık genel hükümler devreye girecektir. Çünkü yurtta kalan öğrenci kusuru olmaksızın ve kendisine bağlı olmayan sebeplerle yurttan ayrılmıştır. MEB mevzuatının uygulanması tek başına yeterli değildir[34].

Sürücü kursları için telafi eğitim mümkündür. Yıl içerisinde birden fazla yazılı sınav ve uygulama sınavı imkanı mevcuttur. Kurum açılacak ilk kursta öğrenciye eğitim verebilir.

Kurslar için de sürücü kurslarına benzer bir durum söz konusudur. Ancak TYT ve AYT kursları için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Sınava kadar kapalı kalacak olan kurs, kalan taksitleri isteyemez ve kapanan dönem için ücret almışsa iadesi gerekir[35]. Ancak uzaktan eğitim yapıyorsa ve kursiyer bunu kabul etmişse ödeme noktasında problem yoktur. Belki ücret indirimi gündeme gelebilir.

5. Sözleşmelere Konulan Cezai Şartın Geçerli Olup Olmadığı Konusu

Uygulamada bazı özel okulların veliler ile farklı hükümler içeren iki kayıt sözleşmesi yaptığı da görülmektedir. Bu özel okullar MEB’e bildirdikleri asgari tutar üzerinden yaptıkları sözleşme için damga vergisi ödemekte ve bu sözleşmeyi MEB’in kayıtlarına girmektedir. Ancak daha yüksek ücret içeren kayıt sözleşmesini (ve hatta imzalattıkları senetleri) uhdesinde tutmakta, kayıt ücretinin tahsili noktasında problem olduğunda bu sözleşme ve senetleri işleme koymaktadır. Bu durumda iki farklı sonuç ortaya çıkmaktadır. Birincisi bu tür özel okul kayıtlarında MEB’in Yönetmeliğe göre hazırladığı tip sözleşmeye aykırı “cezai şart” öngörülebilir. İkincisi de kayıt silme halinde tüm ücretlerin muaccel olacağı veya sözleşme bedelinin iade edilmeyeceği minvalinde “haksız şartlar” söz konusu olabilir.

Veliler ile özel okul arasında yapılan sözleşmenin bir tüketici hukuku sözleşmesi olduğunu belirtmiştik. Özel okul, veli ile bir yıllık sözleşme yapmış ve velinin kayıt sildirmesi halinde, gelecek aylara ilişkin ücretlerin muaccel olacağı ya da kayıt silme halinde sözleşme bedelinin örneğin %25’i tutarında cezai şart ödemesi şart koşulmuş olabilir.

İlk olarak somut vakalar üzerinden gidersek, öğrencinin kaydı Mart ayında silinmiştir ve özel okul, Nisan-Mayıs-Haziran ayı ücretlerini talep etmektedir.

İkinci örnekte sözleşme bedeli 20.000-TL’dir. Öğrencinin kaydı Mart ayında silinmiştir ve özel okul geçmişe dönük taksitlerin yanında cezai şart olarak, sözleşme bedelinin %25’i olan 5.000-TL istemektedir.

Her iki durum da özel okulun talepleri hukuka aykırıdır. MEB yönetmelik maddesini referans göstererek hazırlamış olduğu tip sözleşmesinde sözleşme bedelinin %10’u kadar cezai şart öngörmüştür. Özel okullar ancak bu miktarı talep edebilir. Üstü haksız şarttır ve tüketici aleyhine olduğundan kabul edilemez[36].

Cezai şart, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda, borçlunun alacaklıya karşı yerine getirilmesini yüklendiği bir edimdir[37]. Yani borçlunun borcunu ihlal ettiğinde alacaklıya ödemeyi kabul ettiği ceza konusundaki anlaşmasıdır. Cezai şart ile alacaklı borçlu üzerinde hukuki bir baskı kurmakta ve borç ödenmezse garanti fonksiyonu öngörmektedir. Bu açından cezai şart, borçluyu cezalandırmayı değil, alacaklının alacağını garanti altına almayı amaçlar[38].

Cezai şart; zararı tazmin amacı değil, sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama amacı güder[39]. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. (TBK. m. 182).

Cezai şart, ancak asıl borcun ihlali halinde istenebilir. Asıl borç gereği gibi ve belirlenen zamanda ifa edilmiş ise cezai şart istenemez. Bu bağımlılık (cezai şartın fer’i olması) sonucu, asıl borcun geçersiz olması ve sona ermesi halinde cezai şartın da geçersizliğini ve sona ermesi sonucunu doğurur. Asıl borca karşı ileri sürülen itirazlar cezai şart bakımından da geçerlidir.

SARIKAYA/BAKAR’a[40] göre: “Sonraki imkansızlıkla ilgili aksini kararlaştırma hallerinde, mücbir sebebin illiyet bağını kesmesi, borçlunun kusurunu tamamen ortadan kaldırması, meydana gelen olayın yoğunluğu ile etkisi karşısında bu tür hükümlerin TBK. m. 27 kapsamında kesin hükümsüzlük bağlamında, kamu düzenine (dünya çapında bir sağlık sorunu ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu kapsamında ülke çapında bulaşıcı ve salgın hastalık olması bakımından) aykırılık yönüyle geçersiz olacağı ve borcun imkansızlığının koronavirüse dayanması durumunda cezai şartın da kamu düzenine aykırılık nedeniyle istenemeyeceği hususu tartışılabilecektir. Yine bu tür kayıtlar kesin hükümsüzlük kapsamında değerlendirilmediği durumda, TBK. m. 20-25 hükümleri bağlamında genel işlem koşulları ve tüketici işlemleri bakımından TKHK. m. 5 Kapsamında haksız şart denetimine tabi olacaktır”. Biz de aynı görüşü savunmaktayız.

Sonuç ve Önerilerimiz

Özel okul ile yapılan kayıt sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sürekli bir sözleşmedir. Özel okulların hizmet edimlerinin ifası 16 Mart 2020 tarihinden sonra imkânsız hale gelmiştir. Bu durum öncelikle MEB mevzuatı ve Tüketici Hukuku (TKHK. ve TBK.) kapsamında değerlendirilmelidir. Her iki düzenlemeye göre, bu kapsamda eğitim ücretinin ödenmesi, özel okulun borcunun ifası oranında talep edilebilecektir.

Covid-19 salgını tam olarak bir mücbir sebeptir. Ancak sözleşme taraflarının eşit olmaması, bir tarafın tüketici olması hali söz konusudur. Mücbir sebep, borcun yerine getirilmemesinden kaynaklanan sorumluluklara ilişkin bir kavramdır. Covid-19 salgınının hukuken mücbir sebep olarak kabul edilmesi, imkânsız hale gelen ifanın karşılığı olan özel okul ücret iadesi hususunun gerekliliğini ortadan kaldırmayacaktır.

Bir an için bu durumda imkansızlık değil de, aşırı ifa güçlüğü olduğunu varsayalım: tüketici/veli dava açarak ücret iadesi istese, özel okul uzaktan eğitim verildiğini ileri sürerse ve hakim kayıt silme ve nakil işlemi söz konusu olmadığı için ifanın imkansızlığına değil de, ifanın aşırı güçlüğü sebebiyle ücrette indirim yapılmasına karar verse, üst merci bu kararı bozar mı? Ülke şartları dikkate alındığında, ortada bir küresel sorun olduğu ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiği söylenebilir. Ancak özel okulların ücrette indirim yapmaması, sözleşmeleri olduğu icraya koyması da kabul edilemez. MEB’in genelge çıkararak bu durumu düzenlemesi yeterli değildir. Çünkü MEB her defasında, veli ile özel okul arasında imzalanan sözleşmeye de gönderme yapmıştır.

Öte yandan özel okullar, örgün eğitim dışında aldıkları ücretleri (servis, yemek, gezi, etüt vs) artık ifa edemeyecekleri anlaşılmışsa ve telafisi de mümkün değilse iade etmelidir[41].

Hukuk duruma ilişkin görüşlerimiz; aşağıdaki tabloda ayrıntılı olarak sunulmuştur:

ÜCRETİN TÜRÜAÇIKLAMAŞERHİMİZ
Öğrenim Ücreti İade edilmesi gerekir.Özel okul mevzuatında yeri olmamasına rağmen, Özel okul, veli ile anlaşarak uzaktan eğitim verebilir. Bu yeni bir sözleşmenin konusudur. Bu konuda yetki, sözleşmenin taraflarındadır. Ancak bu hizmeti MEB vermektedir ve özel okulların uzaktan eğitim vermeleri hakkında mevzuat değişikliği yapılmalıdır.
Şu andaki haliyle özel okullar uzaktan eğitim hizmeti verse de ücret iadesinden kaçınamaz.
Özel okullar, telafi eğitim imkanı söz konusu olursa ücret iadesinden kaçınabilirler. Şuan için bu mümkün değildir.
Yemek Ücretiİade edilmelidir.İfa imkânsızlığı söz konusudur. Geleceğe dönük ödeme yapılmaz. Varsa iade edilmelidir.
Kahvaltı Ücretiİade edilmelidir.İfa imkânsızlığı söz konusudur. Geleceğe dönük ödeme yapılmaz. Varsa iade edilmelidir.
Takviye Kursu Ücretiİade edilmelidir.Uzaktan öğretim metodu kullanılmışsa, birebir veya grup dersleri yapılmaktaysa bunun ücreti takdir edilerek iade-mahsup işlemi yapılmalıdır.
Yatakhane Ücretiİade edilmelidir.Tüm yurtlar boşaltırmıştır. İfa imkânsızlığı söz konusudur. Ücretin iade edilmesi gereklidir.
Kitap-Kırtasiye Ücretiİade edilmez.Öğrenci temel kitapları almıştır. Ancak sözleşme gereği işlenen konuyla ilgili fasikül verilmekteyse ve henüz işlenmemiş konular da mevcutsa (ki öyle) alınmayan kitapların/fasiküllerin ücretleri istenmemeli, alınmışsa iade edilmelidir.
Kıyafet Ücretiİade edilmez.İfa imkânsızlığı söz konusudur. Geleceğe dönük ödeme yapılmaz. Varsa iade edilmelidir.
Servis Ücretiİade edilmelidir.İfa imkânsızlığı söz konusudur. Geleceğe dönük ödeme yapılmaz. Varsa iade edilmelidir.
Etüt Ücretiİade edilmelidir.Etüt hizmeti özel okulun hafta içi veya hafta sonu kendi kurum binasında öğrencilere sunduğu bir imkândır. Şu an kurum binasında eğitim-öğretim yapılamadığından ifa imkânsızlığı söz konusudur. Geleceğe dönük ödeme yapılmaz. Varsa iade edilmelidir.

Sonuç olarak;

1-) Küresel bir salgının söz konusu olduğunu göz önüne almak zorundayız. Ancak bu durum özel okulların ticari işletme sıfatına sahip olduğu; velilerin ise tüketici olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yüzden konuyu tüketici ve borçlar hukuku nezdinde ele alırsak özel okulların ifa imkânsızlığı sebebiyle ücret iadesi yapmaları gereklidir. Konuyu eğer 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve ilgili yönetmelik kapsamında değerlendirirsek, kayıt sildirip nakil işlemi yapılmış ise özel okulların sözleşme bedelinden %10 kesinti yapma hakları olduğunu söyleyebiliriz. Öğrencinin kayıt silme ve nakil durumu söz konusu ise bu kesintinin yapılarak ücret iadesi yapılmasının mevzuat gereği olduğunu; Covid-19 salgını tedbirleri söz konusu olduğundan ve okulun faaliyetlerinin tamamen durması gerçeği karşısında özel okulların %10 kesintiyi dahi yapmamaları gerektiği kanaatindeyiz.

2-) Kayıt sildirme ve nakil işlemi yapmamış öğrencilere örgün eğitim verilmemesi durumunda eğitim hizmeti telafi edilecekse bu durumun bildirilmesi gereklidir. Ancak telafi eğitim söz konusu olmayabilir. Örneğin 8. ve 12. sınıf öğrenciler mezun olacaklardır. Bu durumda eğitim ücretinin iadesi gereklidir.

3-) Eğer özel okul, uzaktan eğitim yapıyorsa öğrenci/veli de bu hizmetten faydalanmak istiyorsa karşılıklı fedakarlık yapılmalı ve en önce taraflar arasında bir anlaşma yoluna gidilerek ücrette indirim yapılması düşünülebilir. Aksi halde sözleşmenin uyarlanması talebiyle mahkemede dava açılması söz konusudur.

4-) Örgün öğretimin yapılmadığı durumlarda, öğrencinin almadığı ve alamayacağı kesinleşen yemek ve servis gibi hizmetlerin ücretleri tüketici/velilerden alınmamalı, alınmışsa iade edilmelidir.

5-) Kurslar için, eğer sözleşmedeki hizmet bir şekilde verilmekteyse veya telafi edilmesi söz konusu ise ücrette indirim gündeme gelebilir. Eğer TYT, AYT gibi programlar için sözleşme yapılmışsa ve kurs tarafından hizmetin ifasına yönelik herhangi bir girişim ve çaba söz konusu değilse, kursun ücret iadesi yapması gereklidir. Ancak örneğin yabancı dil kursunda uzaktan eğitim hizmeti verilmekteyse ve kursiyer bunu kabul etmişse artık en fazla ücrette indirim talep edebilecektir.

6-) Özel öğretim kurumlarının öğrenci/veli ve kursiyer ile yaptığı sözleşmelerde “Kurum, sözleşmeden doğan borcunu, mücbir sebep nedeniyle yerine getirememiş olsa bile, sözleşmede kararlaştırılan ücretin tamamına hak kazanır.” tarzındaki ifadeler TKHK. m.5/1 gereği haksız şarttır ve geçersizdir[42].

7-) Koronavirüsün küresel bir salgın olduğunu ve mücbir sebep kabul edildiğini görmekteyiz. Ancak bu mücbir sebep dolayısıyla sözleşmelerin geçersiz olduğunu veya sözleşmelerde yer alan edimlerin imkansız hale geldiğini, tarafların edimlerini ifadan kurtulduğunu söylemek yanlış olur. Yargı uygulamasının ne şekilde gelişeceğini, uyuşmazlıkların daha çok hangi alanda toplanacağını ve yargı kararlarında çeşitlilik olup olmayacağını zamanla göreceğiz. Ancak öncelikli tavsiyemiz özel hukuk sözleşmelerinin ifası noktasında mücbir sebepten doğan ayıplı ifa, temerrüd ve ifa imkansızlığı gibi hallerde tarafların anlaşması yoluyla uyuşmazlıkların çözümüdür. Nitekim bazı okullar velilere uzaktan eğitim ile ilgili hükümler içeren sözleşmeler teklif etmektedir. Velilerin bu sözleşmeleri kabul edip etmeyecekleri sözleşme yapma özgürlüğü kapsamında kendi tasarruflarındadır. Bu sebeple öncelikle bu yazımızın hukuki tavsiye niteliğinde olmadığını belirtmek isteriz.


Dipnotlar


  1. MEB özel öğretim kurumları Genel Müdürlüğü 16.03.2020 tarih ve 556022 Esas sayılı yazısı. ↩︎

  2. Uzaktan öğretim kurumu: Çeşitli nedenlerle öğrenimlerini sürdüremeyenlere her türlü iletişim araçları ile eğitim-öğretim yapan kurumları, ifade eder” (5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu m. 2/o). Kısaca uzaktan eğitim; internet ortamında, fiziken toplanmaksızın yapılan eğitim- öğretim etkinlikleridir. MEB uzaktan eğitimi bu dönem için teşvik etse de, uzaktan eğitimin yetersiz kalacağı açıktır. Uygulama gerektiren derslerde uzaktan eğitim yetersiz kalacaktır. Örneğin; okul öncesini konu alan okul sözleşmelerinde, işin mahiyeti gereği fiziki/yüz yüze eğitim önem arz eder. Çünkü okul öncesi eğitimde fiziksel etkinlikler/uygulamalar daha ön plandadır. BELLİCAN, C./ACAR ÜNAL, Ö; “Covid-19’un Okul Sözleşmelerine Etkisi: Olasılıklar Okulu”; https://blog.lexpera.com.tr/koronavirus-2019-ve-sozlesmeler/, Çevrimiçi: 11.5.2020. ↩︎

  3. “…86/10313 sayılı Kararnamede öngörülen sınırları aşan özel okullar ticari işletmedir…”. İMREGÜN, O./YÜRÜK, A.: Ticaret Hukuku, Eskişehir 2003, s. 6. 86/10313 sayılı Kararname yürürlükten kaldırılsa da, kararnamedeki esaslar hala esnaf işletmesi ile tacir işletmesini birbirinden ayırmak için ölçü olarak kullanılmaktadır. Özel öğretim kurumlarının işletme olarak kabul edildiği vergi muafiyet esasları için ayrıca bkz. Gelir Vergisi Kanunu m. 20 ve Kurumlar Vergisi Kanunu m. 5/1-ı. ↩︎

  4. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. BULUT, A.; “Özel Öğretim Kurumları Kayıt Sözleşmelerinin Tüketici Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”, Leges Aylık Hukuk Dergisi, Y. 9, S. 107, Kasım 2018, s. 93 vd.; BELLİCAN/ACAR ÜNAL, a.g.e. ↩︎

  5. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK.) m.3/1-k: “tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ve tüzel kişiyi” ifade eder. Kısaca kazanç elde etme saiki olmaksızın, daha çok kişisel ihtiyaçları için satın aldığı veya hizmeti yararlanma ve kullanma odaklı hareket eden kişi, tüketicidir. ↩︎

  6. BELLİCAN/ACAR ÜNAL, a.g.e. ↩︎

  7. Tip sözleşme; tarafları bağlayacak koşulları, genellikle sözleşmeye taraf olmayan kimselerce (örneğin, idari makamlarca) veya taraflardan birince belirlenen ve tarafların aralarındaki sözleşmeyi bu çerçevede yapmaları gereken sözleşmelerdir. ↩︎

  8. PEKDİNÇER, R.T./TOPRAKKAYA BABALIK, İ; “Korona Virüs Salgınının Sözleşmelere Etkisi, İfa İmkânsızlığı, İfa Güçlüğü ve Uyarlama”. https://blog.lexpera.com.tr/korona-virus-salgininin-sozlesmelere-etkisi-ifa-imkansizligi-ifa-guclugu-ve-uyarlama/, Çevrimiçi: 11.5.2020. ↩︎

  9. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği için bkz. RG: T. 20.03.2012, S. 28239. ↩︎

  10. Özel Öğretim Kurumları Kanunu için bkz. RG: T. 14.02.2007, S. 26434. ↩︎

  11. Uygulamada en çok problem yurtlarda kayıt sözleşmesi yapılırken veliden alınan senedin icraya konulması ile ortaya çıkmaktadır. Senetlerin bono niteliğinde olması onları kambiyo esaslarına göre icraya konulması sonucunu doğurur. Yargıtay birçok kararında senedin geçerli olduğu kararını verse de, aksi yönde kararları da mevcuttur: “sözleşme hükümlerine göre davacının (veliyi kast ediyor) senette yazılı borç miktarından sorumlu olduğu kabul edilse de yurttan ayrılan öğrencinin sözleşme süresi boyunca ücretin tamamından sorumlu olacağına ilişkin sözleşme hükmü haksız şart mahiyetindedir”. Yargıtay 13. HD. 14.09.2011, E. 2011/5685, K. 2011/12249. Konya Tüketici Mahkemesi de (03.05.2007, E. 2006/336, K. 2007/66), yurt ücretleri ile ilgili senetlerin Tüketici Kanununa göre düzenlenmesi gerektiği, her ay/taksit için ayrı senet düzenleneceği, öğrencinin kalmadığı aylara ilişkin taksitleri ödemeyeceği yönünde karar vermiştir. ↩︎

  12. Koronavirüs (covid-19) pandemisinin mücbir sebep olduğu konusunda bkz. KILIÇOĞLU, A. M.; “Bulaşıcı Hastalığın Borç İlişkilerine Etkisi”, s. 1. Yazar metni https://twitter.com/ahmetmkilicoglu hesabından duyurmuştur. BAYSAL, B./UYANIK, M./YAVUZ, M.S.; “Koronavirüs 2019 (COVID-19) ve Sözleşmeler”; https://blog.lexpera.com.tr/koronavirus-2019-ve-sozlesmeler/, Çevrimiçi: 11.5.2020; TARLACI, S.; “COVID-19’un Sözleşmelere Etkisi”; https://blog.lexpera.com.tr/covid-19un-sozlesmelere-etkisi/, Çevrimiçi: 11.5.2020. BAYSAL/UYANIK/YAVUZ, koronavirüsü sosyal felaket olarak nitelendirmiştir. Yazarlara göre: “sosyal felaket; tüm halkı veya halkın büyük bir çoğunluğunu etkileyebilecek nitelikte, savaş, deprem, salgın gibi olgulardır. Bu tür durumlarda sözleşme taraflarının menfaatlerinin eşit olarak korunması ve riskin taraflar arasında eşit şekilde paylaştırılması önemlidir... Bunun ne şekilde yapılabileceği ise her bir somut sözleşme ilişkisinin özelliklerine göre tespit edilecektir”.BAYSAL/UYANIK/YAVUZ, a.g.e. Korona virüs salgını gibi sosyal bir felaket halinde tüm riskin bir tarafta kalması adil olmayacağından sözleşmenin bütünü ve konusu dikkate alınarak somut olaya göre değerlendirmek gerekir. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  13. EREN, F.; Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Ankara 1975, s. 175; AYAN, M.; Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 7. Baskı, Konya 2012, s. 237. ↩︎

  14. Yargıtay mücbir sebebin varlığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirmekte olup “salgın hastalıkları” birer mücbir sebep hâli olarak kabul etmiştir. Yarg. HGK. 27.06.2018, E. 2017/90, K. 2018/1259; 9. HD. E. 2016/9116, K. 2019/16141; 9. HD. E. 2016/7091, K. 2019/14564; Yarg. 22. HD. E. 2013/2499, K. 2014/1389. Kararlar için bkz. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  15. KILIÇOĞLU, a.g.e. s. 1. ↩︎

  16. Özel okulun sunduğu (aslında sunamadığı) örgün eğitim ve diğer hizmetler karşısında velinin para borcu arasında (edimler arasında) denge bozulmuştur. Bu durumun şuan için önemli bir ağırlığa ulaştığı düşünülebilir. Yargıtay sözleşmeye müdahale edilebilmesi için edimler arasındaki dengenin aşırı şekilde bozulmasını ve bu durumun borçlunun yıkımına neden olacak ağırlıkta olması gerektiği kanaatindedir. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. Bu yüzden hiç eğitim vermeyen özel okulun ücret talep etmesi halinde, edimler arasındaki ağır dengesizliğin var olup olmadığını ve tarafların taşımak zorunda oldukları sözleşme rizikosunun katlanılması beklenmeyecek ölçüde aşılıp aşılmadığını araştırmak gereklidir. ↩︎

  17. Yargıtay HGK, geçici imkansızlıkta “akde tahammül süresinin” somut olaya göre belirlenmesi kanaatindedir. (HGK. 28.04.2010, E. 2010/15-193, K. 235). PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  18. OR, E. N.; “Koronavirüs Nedeniyle Özel Okul Ücret İadesi”; https://or.av.tr/koronavirus-nedeniyle-ozel-okul-ucret-iadesi/, Çevrimiçi: 11.5.2020. ↩︎

  19. Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği için bkz. RG: T. 31.07.2009, S. 27305. ↩︎

  20. Yukarıda belirttiğimiz anaokulu sözleşmelerinde yer alan hükümdeki gibi. ↩︎

  21. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  22. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  23. BELLİCAN/ACAR ÜNAL, a.g.e. ↩︎

  24. OR, a.g.e. ↩︎

  25. OR, a.g.e. ↩︎

  26. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  27. TARLACI’ya göre: “COVID-19’la mücadelede olduğu gibi alınan önlemlerin geçici nitelikte olduğu, sadece belirli zaman dilimini kapsadığı durumlarda, sürekli ifa imkansızlığı değil geçici ifa imkansızlığı da gündeme gelebilir. Bu gibi durumlarda öncelikle değerlendirilmesi gereken geçici ifa imkansızlığının sürekli ifa imkansızlığına eşit sayılıp sayılamayacağıdır. Zira kesin vadeli sözleşmelerde olduğu gibi sözleşmeden beklenen menfaatin sağlanmasına engel olacağı durumlarda geçici ifa imkansızlığı, sürekli ifa imkansızlığına eşit sayılacaktır ve borç sona erecektir”. TARLACI, a.g.e. Zaten geçici imkansızlığın ne kadar süreceğinin önceden bilinemediği durumlarda kesin imkansızlık hükümleri uygulama alanı bulacaktır. BELLİCAN/ACAR ÜNAL, a.g.e. Aynı yönde bkz. BAYSAL/UYANIK/YAVUZ, a.g.e.; TARLACI, a.g.e. Geçici imkansızlık kural olarak borcu sona erdirmez, ancak geç ifa nedeniyle kusursuz borçlu temerrüdü söz konusu olur. Özellikle para borcunun ifasında imkansızlık söz konusu olmayacağı için geç ifa gündeme gelebilir. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  28. “Eğer sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan; ifa imkânsızlığı, doğa olayları, kamu makamlarının engellemeleri veya üçüncü kişinin eylemleri gibi önceden kestirilemeyecek, aşılamayacak zorlayıcı nedenlerle gerçekleşmişse borçlu rizikodan sorumlu tutulamaz…Borçlu, ifası imkânsızlaşmışsa borcundan kurtulmuş olur…” değerlendirmesine yer verilmiştir. (Yarg. 6. HD. 05.02.2013, E. 2012/9490, K. 2013/1612). Karar için bkz. OR, a.g.e. ↩︎

  29. OR, a.g.e. ↩︎

  30. Aşırı ifa güçlüğü olarak adlandırdığımız durum, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık ilkesinin istisnası olarak kabul edilen “işlem temelinin çökmesi” kavramıyla ve Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralıyla ilişkilidir. (Yarg. 3. HD 12.11.2019, E. 2017/14562, K. 2019/9074 ; Yarg. 13. HD 14.10.2019, E. 2018/2556, K. 2019/9872). Aşırı ifa güçlüğünde sözleşme ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Bu yüzden uyarlama davası imkanı söz konusudur. Ancak borcun imkansız hale gelmesinde; borç sona erer (TBK. m. 136/1). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını da kaybeder (TBK. m. 136/2). ↩︎

  31. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  32. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  33. Şartların değişmesine yönelik risk paylaşımı her somut olaya özgü olarak değerlendirilmelidir. Bu sırada tarafların menfaatlerine, alınan önlemlere ve sözleşmede başlangıçta sağlanan dengeye göre hareket edilmelidir. PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  34. KILIÇOĞLU, a.g.e. ↩︎

  35. “...Mücbir sebep veya beklenmeyen hal nedeniyle alacaklının edimin ifası ile elde edeceği menfaat ortadan kalkmış ise amacın boşa çıkması durumu gündeme gelecektir. ... Amacı boşa çıkan taraf hakimden sözleşmenin sona erdirilmesi veya uyarlanmasını talep edebilecektir...”.PEKDİNÇER/TOPRAKKAYA BABALIK, a.g.e. ↩︎

  36. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. BULUT, s. 96. ↩︎

  37. DEMİRCİOĞLU, M.; “İş Hukukunda Cezai Şart”, Prof. Dr. Ali Güzel’e Armağan, İstanbul 2010, s. 158. ↩︎

  38. Yargıtay HGK. 17.02.1971, E. 1505, K.85 sayılı kararında cezai şartı; “...Geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik getirilmesi, ya da belli bir yerde, belli bir zamanda yerine getirilmemesi durumunda borçlunun ödemesi gereken ve malca değeri olup, bir hukuki işlemi ile belli edilen götürü bir edimdir...” şeklinde tanımlanmıştır. Bir başka tanımda Yargıtay’a göre; “Ceza koşulu, geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yerde, belli bir zamanda yerine getirilmemesi durumunda, borçlunun ödemesi gereken ve malca (ekonomik) değeri olup bir hukuk işlemiyle belirlenen götürü bir edimdir. Ceza koşulu, borca aykırı davranılması durumunda oluşan ve alacaklının uğrayacağı zararın önceden ve götürü yol ile saptanmasıdır. Önceden belirlenen bir giderin olmasının yanı sıra ceza koşulu, borcun gereği gibi yerine getirilmesinde zorlayıcı bir işlev de görür, ceza koşulu alacaklının borçluya karşı kullanabileceği hukuksal bir baskı aracıdır...”. Yarg. 13. HD. 25.12.1981, E.7896, K. 8497. ↩︎

  39. SARIKAYA, S./BAKAR, G; “Basiretli Tacir İlkesi Işığında Koronavirüs (COVID-19) Salgınının Sözleşmelerdeki Ceza Koşuluna Etkisi”; https://blog.lexpera.com.tr/basiretli-tacir-ilkesi-isiginda-koronavirus-covid-19-salgininin-sozlesmelerdeki-ceza-kosuluna-etkisi/, Çevrimiçi: 11.5.2020. ↩︎

  40. SARIKAYA/BAKAR, a.g.e. ↩︎

  41. Aynı yönde bkz. OR, a.g.e.; BELLİCAN/ACAR ÜNAL, a.g.e. ↩︎

  42. BELLİCAN/ACAR ÜNAL, a.g.e. ↩︎

Kaynakça

AYAN, M.; Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 7. Baskı, Konya 2012.

BAYSAL, B./UYANIK, M./YAVUZ, M.S.; “Koronavirüs 2019 (COVID-19) ve Sözleşmeler”; https://blog.lexpera.com.tr/koronavirus-2019-ve-sozlesmeler/, Çevrimiçi: 11.5.2020.

BULUT, A.; “Özel Öğretim Kurumları Kayıt Sözleşmelerinin Tüketici Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”, Leges Aylık Hukuk Dergisi, Y. 9, S. 107, Kasım 2018, s. 93 vd.

DEMİRCİOĞLU, M.; “İş Hukukunda Cezai Şart”, Prof. Dr. Ali Güzel’e Armağan, İstanbul 2010, s. 158 vd.

EREN, F.; Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Ankara 1975.

İMREGÜN, O./YÜRÜK, A.: Ticaret Hukuku, Eskişehir 2003.

KILIÇOĞLU, A. M.; “Bulaşıcı Hastalığın Borç İlişkilerine Etkisi”, s. 1. Yazar metni https://twitter.com/ahmetmkilicoglu hesabından duyurmuştur. Çevrimiçi: 8.5.2020.

OR, E. N.; “Koronavirüs Nedeniyle Özel Okul Ücret İadesi”; https://or.av.tr/koronavirus-nedeniyle-ozel-okul-ucret-iadesi/, Çevrimiçi: 11.5.2020.

ÖZTAN, F.; Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Baskı, Ankara 1997.

PEKDİNÇER, R.T./TOPRAKKAYA BABALIK, İ; “Korona Virüs Salgınının Sözleşmelere Etkisi, İfa İmkânsızlığı, İfa Güçlüğü ve Uyarlama”. https://blog.lexpera.com.tr/korona-virus-salgininin-sozlesmelere-etkisi-ifa-imkansizligi-ifa-guclugu-ve-uyarlama/, Çevrimiçi: 11.5.2020.

SARIKAYA, S./BAKAR, G; “Basiretli Tacir İlkesi Işığında Koronavirüs (COVID–19) Salgınının Sözleşmelerdeki Ceza Koşuluna Etkisi”; https://blog.lexpera.com.tr/basiretli-tacir-ilkesi-isiginda-koronavirus-covid-19-salgininin-sozlesmelerdeki-ceza-kosuluna-etkisi/, Çevrimiçi: 11.5.2020.

TARLACI, S.; “COVID-19’un Sözleşmelere Etkisi”; https://blog.lexpera.com.tr/covid-19un-sozlesmelere-etkisi/, Çevrimiçi: 11.5.2020.

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.