Lexpera Blog

AİHM Başkanı Spano Türkiye’ye Geliyor, Türkiye Futbol Federasyonu AİHM’in Arkasından Dolanıyor

TFF Hukuk Kurullarının Yeniden Yapılanmasına İlişkin TFF Statü Değişikliği Önerisi, AİHM’in Aradığı Standartları Karşılamamaktadır

Bilindiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 28 Ocak 2020 tarihli “Ali Rıza ve Diğerleri” kararında Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. Maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri olmadığına hükmetmiş, bu karar 22/06/2020 tarihinde Türkiye’nin yaptığı itirazın reddedilmesiyle kesinleşmişti.

Konuya ilişkin daha önce yayınladığımız yazımızda, AİHM tarafından verilen bu kararın basit bir ihlal ve tazminat kararı olmadığını, Mahkeme’nin yaptığı tespitler sporda uyuşmazlık çözüm mekanizmasının temellerine ilişkin olduğu için, tüm uyuşmazlık çözüm sistemimin bu karardan etkileneceğini ve yapısal düzenlemelerin kısa zaman sonra getirileceğini belirtmiştik.

Nitekim TFF tarafından yapılması planlanan Statü değişiklikleri, 1 Eylül 2020 tarihinde yapılacak olan Olağan Genel Kurul toplantı gündemine alınmıştır. Gelgelelim, bu değişikliklerin önemli bir kısmı göz boyama faaliyetinden ibarettir ve futbola sirayet etmiş keyfi yönetim ve yargılamayı düzeltmeye elverişli değildir:

AİHM Ne Demişti: Tahkim Kurulu (ve zımnen diğer hukuk kurulları) Başkanın önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından atanmaktadır ve bu konuda Başkan ve Yönetim Kurulunun mutlak bir takdiri vardır. Yönetim Kurulu da Genel Kurula egemen olan kulüp ağırlıklı yapıdadır. Genel Kurulda futbolcu, antrenör, hakem gibi futbolun diğer paydaşları zayıf şekilde temsil edildiğinden bu paydaşların temsilcileri TFF Yönetim Kurulunda pek yer almamaktadır veya sınırlı şekilde yer almaktadır. Dolayısıyla başta Tahkim Kurulu olmak üzere hukuk kurulları üzerinde Yönetim Kurulunun aşırı nüfuzu bulunmaktadır.

TFF Ne Yapmaya Çalışıyor: Bütün hukuk kurulları (Disiplin Kurulları, Tahkim Kurulu, Kulüp Lisans Kurulu, Etik Kurulu ve Uyuşmazlık Çözüm Kurulu) bakımından TFF Başkanının Yönetim Kuruluna atanacak üyeleri teklif etme yetkisi kaldırılmıştır. Değişiklik taslağı ile bütün kurulların üyelerinin direkt Yönetim Kurulu tarafından atanması getirilmek istenmektedir. Oysa, AİHM, Yönetim Kurulu kurullar üzerinde bu kadar nüfuz sahibi olmamalı demişti. Dolayısıyla bu değişiklik, doğru bir değişiklik olmayıp hukuk kurullarını TFF’nin organı olarak görme sorununun süregittiğini göstermektedir. Ki bu sorun aslında TFF’nin başta 5894 sayılı Kanun olmak üzere teşkilatlanmasının hücrelerine sinmiş bir anlayış sorunudur.

Peki, kurullar üzerindeki Yönetim Kurulunun bu ağır nüfuzunu dengeleyecek güvenceler kurul üyelerine tanınmakta mıdır? Hani öyleyse, bağımsızlık ve tarafsızlık güçlü şekilde sağlanmaktaysa belki kurulların üyelerini Yönetim Kurulunun belirlenmesine tahammül edilebilir.

AİHM Ne Demişti: Hayır, kurullar üzerindeki Yönetim Kurulunun bu ağır nüfuzunu dengeleyecek güvenceler kurul üyelerine tanınmamıştır. Tersine, kurul üyeliği için sabit bir süre belirlenmediği gibi kurulların görev süreleri Başkan ve Yönetim Kurulunun görev süresiyle sınırlı tutulmuştur. Kurulların Yönetim Kurulunun bir uzantısı niteliğinde görüldüğünün açık bir kanıtı olarak yorumlamıştı AİHM bu durumu.

TFF Ne Yapmaya Çalışıyor: TFF’nin bu konudaki Statü değişikliği önerisinde kurulların görev sürelerinin 4 yıl olarak sabitlenmek istendiğini görüyoruz. İlk bakışta AİHM’in kurullar için sabit süre belirlenmemiş olmasına dair eleştirisi karşılanmış gibi gözüküyor. Ama elbette, gerçek durum öyle değil. TFF, AİHM kararını dolanmaya çalışıyor. Kurulların görev sürelerinin 4 yıl olarak belirlenmesi, bu kurulları yine Yönetim Kuruluna göbekten bağlıyor. Zira Yönetim Kurulunun olağan görev süresi de 4 yıl! Hal böyle olunca, Yönetim Kuruluyla göreve gelen/Yönetim Kurulu tarafından atanan kurullar, yine Yönetim Kurulunun olağan görev süresiyle sınırlı şekilde görev yapacak. Dolayısıyla çıkarılan Statü maddesinin yerine aynı amacı karşılayan bir madde yazılması, bir diğer deyişle Yönetim Kurulu ve kurullar arasındaki kader birliğinin devam ettirilmesi, AİHM tarafından benimsenen standartlarla bağdaşmıyor. Nitekim taslaktaki Geçici Madde 3, bu durumn net şekilde ispatlıyor. Kurulların görev süresinin 4 yıl olarak belirlenmesinin tek olumlu tarafı, nadir durumlarda gerçekleşebilecek Yönetim Kurulu istifalarından etkilenmeyecek olmaları. Pratikte ise bunun ne kadar nadir görüldüğü biliniyor.

Ne Yapılmalıydı: AİHM’in konuya ilişkin endişelerinin giderilebilmesi için yalnızca üye seçimlerinin Yönetim Kuruluna bırakılması yeterli bir değişiklik olmayacaktır. TFF Tahkim Kurulu gibi zorunlu tahkim modellerinin söz konusu olduğu hallerde adil yargılanma hakkına ilişkin AİHM standartlarıyla tamamen uyumlu hale getirilebilmesi, Tahkim Kurulu’nun TFF dışına çıkarılmasıyla gerçekleştirilebilir. Özellikle Tahkim Kurulu üyelerinin görev süresinin Yönetim Kurulunun görev süresiyle alakasız şekilde belirlenmesi de şarttır. Bağımsızlık ve tarafsızlığı sağlayabilmenin temel koşulu budur.

Sorunlar bunlarla bitmiyor tabii. Hukuk kurullarının üyelerinin bağlı olduğu mevzuat sayılırken Anayasa ve insan hakları sözleşmeleri unutulmuş! Gerçi üyelerin kanunla bağlı olacakları yazıldığında oradaki kanun terimi içerisinde kendisi de bir kanun olan Anayasa ile Türkiye’de kanun hükmünde/derecesinde oldukları Anayasa md. 90/5 uyarınca kabul edilen insan hakları sözleşmeleri de giriyordur herhalde. Yoksa TFF orada kanun derken münhasıran 5894 sayılı TFF Kanunu mu kastetmiştir?

AİHM Başkanı Spano Türkiye’ye geliyor, TFF AİHM Başkanı Spano’ya ayıp ediyor. Belki duymuşsunuzdur, AİHM’in yeni başkanı Robert Spano, Adalet Bakanı sayın Abdülhamit Gül’ün davetlisi olarak Türkiye’ye geliyor ve Adalet Akademisinde açılış dersi verecek. Spano'nun TFF’nin yapmak zorunda kaldığı değişikliklere yol açan Ali Rıza ve Diğerleri kararında imzası var. TFF, AİHM kararında işaret edilen asli hususları dolanmaya çalışarak, Spano’ya iyi misafirperverlik göstermiyor. Düşünsenize, Spano bunca insan hakları sorunun yanında Adalet Bakanı sayın Gül’e ya TFF benim mahkemenin kararını dolanmaya çalışıyor diye soracak olursa Sayın Gül ne cevap verebilir? Bir insan hakları derdimiz futbol mu kaldı diye söylenmeyin hemen, AİHM önünde TFF’nin tasarruflarından ötürü halen derdest olup sırasını bekleyen başka başvurular da bulunuyor. Bu başvurularda adil yargılanma yanında (ki Ali Rıza ve Diğerleri kararı ışığında çoğunda ihlal çıkacağı kestirilebilir), sporda ifade özgürlüğü, masumiyet karinesi, suçta ve cezada kanunilik ve hukuka aykırı deliller gibi spor hukukunun özgün meselelerinin insan haklarıyla kesiştiği konular mevcut. Spor Bakanlığına bağlı Spor Tahkim Kurulu’nun kararlarından kaynaklanan başvuru dahi var AİHM önünde şu anda. Konu güncel anlayacağınız.

TFF’nin Genel Kurula sunacağı Statü değişiklikleri önerileri arasında hiç mi iyi bir şey yok derseniz, bir iki husus kısmen de olsa olumlu içerikte. Tahkim Kurulu üyelerinin göreve yemin ederek başlamalarına dair düzenleme AİHM’in gördüğü eksikliklerden biriydi, giderilmiş oldu. Hukuki dinlenilme hakkına riayet edileceğinin Statüye sokulması isabetli. Üyelerin kararlarından ötürü hukuki ve cezai yaptırıma tabi tutulmayacak olması, bağımsızlık ve tarafsızlığın tehlikeye düşmesi halinde dosyadan çekilme hakkının tanınması da olumlu adımlar. Hukuk kurulları üyelerine kimsenin emir ve talimat veremeyeceğinin hüküm altına alınması da retorik düzeyde de olsa olumlu sayılmalı. Ki bunlar da AİHM’in açıkça işaret ettiği eksikliklerdi zaten.

Ancak bu olumlu değişiklikler dahi aslında yeterli değil. Bu değişikliklerin kanuni güvence altına alınması gerekiyordu. Yani 5894 sayılı Kanuna işlenmeleri ve kurumsallaştırılmaları elzemdi. Zira bu kurulların bir kısmı yargısal veya en azından yarı yargısal faaliyette bulunan yapılar. Yargısal faaliyette bulunan kurulların üyelerinin bağımsızlık ve tarafsızlık güvenceleri, TFF’nin bir iç mevzuatı niteliğindeki Statü’yle gerçek anlamda güvenceye kavuşturulmuş sayılamaz. Pratikte sorun doğmayabilir ama bu yapılması gerekenin yapmamanın geçerli bir gerekçesi değildir.

Bir de kurul üyelerinin bağımsızlık ve tarafsızlığından şüphe duyulduğu haller için neden bir itiraz mekanizması oluşturulmadığını anlamak mümkün değil. Hadi diyelim bu ihmal belki talimatlarda giderilecektir.

Görüldüğü üzere Statü değişikliğiyle birlikte AİHM’in hukuk kurulları bakımından aradığı bazı standartlar yerine getirilmeye çalışılmıştır; ancak bu kurullardan Tahkim Kurulunun yapısı TFF bünyesinde kaldıkça AİHM’in aradığı standartların karşılanması olanaklı görünmemektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için yalnızca bağımsız ve tarafsızlığa ilişkin Statü lafzının değiştirilmesi yetmez, kurulların tarafsızlık ve bağımsızlığına ilişkin olarak somut ve inandırıcı adımların atılması gerekir. Tahkim Kurulu’nun bütçesi ve üyelerin huzur hakkı meselesi TFF dışından çözülmelidir. Bu hususlar gerçekleştirilmedikçe, AİHM tarafından ihlal kararları verilmeye devam edecektir. En iyi çözüm, CAS benzeri, TFF dışında kurulacak, bütçesi ortak bir havuzdan ve devletten karşılanacak gerçek bir tahkim kurulu kurulmasıdır. Bu tahkim kurulunun da belirli sayıda üyesi olmamalı, hakemler bir havuzdan taraflarca seçilmelidir. AİHM bu sistemi Mutu & Pechstein kararında CAS bakımından bağımsız ve tarafsızlık koşulunu karşılamakta yeterli görmüştü.

TFF Statü değişiklikleri, tüm futbol kamuoyunu ilgilendiren ve özünde bir insan hakları mevzusu olan meselelerdir. Bu nedenle yapılacak değişikliklerin, değişikliğe ilişkin taslağın hazırlanmasıyla birlikte üniversiteler başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlara iletilerek konu hakkındaki önerilerinin alınması ve Statü üzerinde yapılacak muhtemel değişikliklerin bu yolla tartışılarak Genel Kurulda sunulması gerekirdi. Hatta TFF, değişiklik taslağını klüplere dahi göndermemiş, onların fikrini dahi almamış. Bu bakımdan TFF’nin mevzuat üretme sürecinde şeffaf ve genel hukuk ilkelerine uygun bir yöntem benimsediğini söylemek mümkün değildir.

İnsan hakları ve spor alanının artık ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğinin sık sık altını çizmekteyiz. Dolayısıyla hem mevzuatın yapım sürecinde (usul ilkeleri), hem de mevzuatın içeriği bakımından (esasa müteallik düzenlemeler) AİHM tarafından getirilen standartlara da, İnsan Hakları Hukuku İlkeleri’ne de riayet edilmelidir. Bunun aksi, yapılacak Statü değişikliklerinin ulusalüstü insan hakları hukuku yargı organlarınca yeterli görülmeme ve dolayısıyla da ihlal kararlarının verilmeye devam etmesi sonucunu doğuracaktır.

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi hbgemalmaz@yahoo.com