Lexpera Blog

Avrupa Birliği’nin Ukraynalılar için Uygulayacağı Geçici Koruma Rejimi Üzerine Bir Değerlendirme

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi sonrasında binlerce kişi ülkelerini terk ederek Avrupa ülkelerinde sığınma aramaya başlamışlardır. Avrupa Komisyonu bu kitlesel akınına cevap vererek sığınmacılara uluslararası koruma sağlayabilmek için 2 Mart tarihinde bir tasarı metni[1] sunarak Geçici Koruma Direktifi’nin aktif hale getirilmesi çağrısında bulunmuştur. Tasarı metni sunulduktan sadece 1 gün sonra Konsey tarafından kabul edilmiştir. Bu çalışma kapsamında Ukrayna’daki savaştan kaçan sığınmacılara tanınması planlanan bu statü incelenecektir.

Geçici Koruma Statüsü Nedir?

Mültecilerin korunmasına ilişkin temel uluslararası çerçeveyi 1951 Sözleşmesi[2] ve 1967 Protokolü[3] oluşturmaktadır. Sözleşme uyarınca bir kişinin mülteci olabilmesi için (1) ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulme uğrayacağından korkması, (2) bu korkunun haklı bir temele dayanması, (3) bu korku nedeniyle vatandaşı olduğu ülkenin veya vatansız ise ikamet ülkesinin dışında bulunması ve (4) söz konusu ülkeye dönemiyor veya yaşadığı korku nedeniyle dönmek istemiyor olması gerekmektedir (mad. 1(A)2). Sözleşme, mülteci olarak tanınmaya ilişkin şartları numerous clausus olarak tanımlamış[4] ve mültecilere sağlanacak hakları bu çerçevede belirlemiştir.[5]

Öte yandan insanların kitleler halinde ülke içi ve sınır ötesi yer değiştirmelerine ve sığınma aramalarına sebep olan en önemli etmenlerin ülke içinde meydana gelen silahlı çatışmalar, yaygın şiddet ve insan hakları ihlalleri olduğu görülmektedir. Ancak uluslararası mülteci hukukuna ilişkin temel metinler olan 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolü iç savaş kaynaklı yer değiştirme[6] veya kitleler halinde sığınma arama hususlarında bir düzenleme öngörmemektedir.[7] Mülteci koruma sisteminde yer almayan bu hususlara -boşluklara[8]- ilişkin olarak getirilen çözümlerden biri “geçici koruma” statüsüdür. Bu statü en temel haliyle insani krizler nedeniyle ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ülkesine geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak koruma ihtiyacı içinde bulunan yabancılara sağlanan bir uluslararası koruma türü olarak ifade edilebilir.[9] Geçici korumanın amacı bu kişilerin bürokratik engellere takılmaksızın acilen güvenli bir ortama yerleştirilmelerini sağlamak ve başta non-refoulement ilkesi olmak üzere temel insan haklarını güvence altına almaktır.[10]

Kitlesel akın halinde gelen sığınmacılara yönelik pratik bir çözüm olan geçici koruma esasen tarihi bir geçmişe sahiptir. Perluss ve Hartman ilk geçici mülteci uygulamasının 1936 İspanya İç Savaşı’ndan kaçan kişilere Fransa ve İngiltere’nin çatışma süresince güvenli sığınak (safe haven) sağlaması olduğunu ifade etmektedirler[11]. Daha sonraki yıllarda Macaristan’da gerçekleşen Ekim Devrimi’nden kaçan iki yüz bin kişiye Avusturya ve Yugoslavya tarafından sağlanan geçici sığınma[12], 1956 ve 1968 yıllarında Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgal etmesi sonrası Avusturya’nın sağladığı sığınma[13] geçici koruma örneklerini teşkil etmektedir. Benzer şekilde 1980’li yılların başlarında Güney ve Güney Doğu Asya’da görülen “Vietnamlı Bot İnsanları Krizi” olarak adlandırılan mülteci krizlerine çözüm bulmak amacıyla yapılan çalışmalarda emredici bir norm olan non-refoulement ilkesi ile devletlerin takdir hakkı kapsamında olan sığınma sağlama arasındaki boşluk “geçici mülteci” (temporary refugee) kavramı ile doldurulmaya çalışılmıştır.[14] BMMYK İcra Komitesi 15 No.lu sonuç kararında “Bot İnsanları”nın devletler tarafından kabulüne ilişkin endişelerini dile getirerek bu kişilere ivedi biçimde sığınma sağlanması gerektiğine dikkat çekmiş[15], bir yıl aralıklarla alınan 19 ve 22 numaralı kararlarda ise, sığınma ihtiyacı içinde olan kitlenin en azından geçici mülteci olarak kabul edilerek non-refoulement ilkesinden faydalanmaları ve ayrıca minimum temel insani gereksinimlerinin de karşılanması gerektiği ifade edilmiştir[16]. Bu bağlamda, BMMYK tarafından geliştirilen “geçici koruma”, mülteci şartlarını taşımasalar bile korunma ihtiyacı içinde olan kişilere uluslararası koruma sağlanması için pragmatik bir araç olarak kullanılmıştır.[17]

Bu noktada, “Devletler olağan sığınma sistemi kapsamında bu kişilerin statülerini değerlendirmek yerine neden geçici koruma statüsü tanımayı tercih ederler?” sorusu gündeme gelmektedir.

  • Soruya verilecek ilk cevap yukarıda sözü edilen koruma boşluğundan kaynaklanmaktadır. Kitleyi oluşturan kişiler, iç savaş, yaygın şiddet ve insan hakları ihlalleri gibi hayati tehlike taşıyan ancak 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin mülteci tanımından yer almayan sebeplerle yerinden edilmiş kişiler olabilirler. Bu nedenle 1951 Cenevre Sözleşmesi sisteminde korunmaları mümkün olamayacağı için yeni bir çözüme ihtiyaç duyulmaktadır.[18]

  • İkinci seçenek ise fiziksel zorluklara ilişkindir. Kitleyi oluşturan kişiler birel olarak 1951 Cenevre Sözleşmesi bağlamında mülteci olma şartlarını taşıyor olabilirler ancak sayılarının çok olması sebebiyle kabul ülkesinin tüm kişileri bireysel değerlendirme usulüne tabi tutarak mülteci tanımlaması yapması mümkün değildir. Bu nedenle grup bazlı değerlendirme yapılması tercih edilmektedir.

Avrupa Birliği’nde Geçici Koruma

1991’de eski Yugoslavya’da ortaya çıkan iç savaş sonrasında Hırvatistan ve Slovenya’nın da bağımsızlıklarını ilan etmesinin akabinde II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan en büyük kitlesel akın baş göstermiştir. Hemen ardından 1992 yılında Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesiyle Doğu Bosna’daki Boşnak ve Hırvat nüfusun %95’i yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalmıştır.

Geçici korumanın kapsamı ve tanınacak haklar evrensel kurallarla belirlenmediği için, kitlesel akına maruz kalan ülkeler sığınmacılara sağlanacak haklar yahut ilgili ülkeye fiilen de olsa yüklediği sorumlulukları kendi şartlarında ve kendi yorumlarıyla belirlemişlerdir.[19] Bu bağlamda geçici koruma, sığınmacıların korunması için tamamlayıcı bir imkan olarak kullanılmıştır.[20]

Böylece özellikle Avrupa Birliği uygulaması incelendiğinde geçici koruma 3 amaca hizmet etmiş olmaktadır:

  1. Prima facie topluluk bazında sığınma değerlendirme yapılması suretiyle idari ve ekonomik kaynaklardan tasarruf edilmektedir.

  2. Siyasi olarak menşe ülkedeki durum düzeldiği zaman söz konusu olan ikamet izninin iptali veya yenilenmemesi söz konusu olmayacağı için kişilerin geri gönderilmesi daha kolay olmaktadır.

  3. Ayrıca geçici koruma kamuoyuna yönelik olarak durumun geçici bir koruma olduğunu bir göç olmadığı imajını da yansıtmaktadır.[21]

Öte yandan sığınmacıların Almanya, Fransa ve İsviçre gibi beli ülkelerde bulunması Birlik içerisinde adil ve öngörülebilir bir yük ve sorumluluk paylaşımı düzenli oluşturulmasını gündeme getirmiştir. Bu bağlamda Avrupa Konseyi tarafından çıkarılan 2001/55 sayılı ve 20 Temmuz 2001 tarihli Geçici Koruma Direktifi hazırlanmıştır.[22] Konsey Yönergesi, amacını 1. maddede:

“Kitlesel göç halinde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sınırlarından giriş yapan kişilere sağlanacak geçici korumanın asgari standartlarını belirlemek, bu kişileri kabul etmenin getireceği sonuçları kabul etmek ve bunlara katlanmak konusunda üye devletlerarasında sarf edilecek çabada denge sağlanmasına katkıda bulunan önlemler almak” olarak ifade etmektedir.

Direktifin hangi hallerde uygulanacağını belirten 1. madde düzenlemesine göre Direktif, üçüncü ülkelerden gelen ve ülkelerine geri dönemeyen yerinden edilmiş kişilerin kitlesel akını hallerinde uygulanacaktır. Bu bağlamda Direktif’in öngördüğü sistemin olağan sığınma sisteminden ayrıştığı noktayı kitlesel akın oluşturmaktadır.

Geçici Koruma Kimlere Tanınır? Kitlesel Akın Nasıl Tanımlanabilir?

Geçici Koruma Direktifi (GKD) kitlesel halinde üçüncü ülkelerden gelen ve ülkelerine dönemeyen yerinden edilmiş kişilere uygulanacağı belirtilmiştir. (GKD, mad 1). Bu aşamada Direktif’in uygulanması için ön şartı oluşturan kitlesel akın kavramının tanımlanması gerekmektedir:

Direktif; 2 (d) maddesinde kitlesel akın, “belli bir ülkeden veya coğrafi bölgeden gelen büyük sayıda yerinden edilmiş kişilerin, kendiliğinden yahut bir tahliye programı gibi yardım aracılığıyla Topluluğa ulaşması” olarak tanımlamıştır.

Yerinden edilmiş kişi ise;

“Ülkelerini veya bölgelerini terk etmek zorunda kalan veya özellikle uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan bir başvuruya yanıt olarak tahliye edilen ve o ülkede geçerli olan durum nedeniyle güvenli ve kalıcı koşullarda geri dönemeyecek olan üçüncü ülke vatandaşları veya vatansız kişiler anlamına gelir. Cenevre Sözleşmesinin 1A maddesi veya diğer uluslararası veya ulusal belgeler bağlamında uluslararası koruma sağlanan kişiler olabilirler. Özellikle:

  • silahlı çatışma veya endemik şiddet bölgelerinden kaçan kişiler;

  • ciddi risk altında olan veya sistematik veya genelleştirilmiş insan hakları ihlallerinin mağduru olmuş kişiler” olarak tanımlanmıştır (GKD, mad. 2/c).

AB nezdinde geçici koruma kararı alınabilmesi için temel sebep kitlesel bir akının varlığıdır. Ancak sadece böyle bir akının varlığı bu sistemin aktif hale getirilmesi için yeterli değildir. Bu akının ayrıca Avrupa Birliği kurumları tarafından da tespit edilmesi gerekmektedir (GKD, mad. 5/1). Bu noktada kitlesel akın kavramının kapsamının belirlenmesi gerekmektedir. Sayılamayacak kadar çok kişi olması mı aranmalıdır? Bu kişilerin aynı coğrafi bölgeden gelmeleri şart mıdır? Ya da bu akını oluşturan kişilerde belli özellikler aranmalı mıdır?

Komisyon, yaptığı çalışmada kitlesel akının özelliklerini şu şekilde belirlemiştir:

  • Kitlesel akını oluşturan kişiler aynı ülke veya coğrafi bölgeden gelmelidir.

  • Aynı ülkeden ya da bölgeden gelen mülteci, sığınmacı ya da yerinden edilmiş kişilerin nihai varış noktasının aynı olması da tek başına geçici korumanın ilanı için bir gerekçe oluşturmamaktadır (Bu varışların olağan sığınma sisteminin işleyişini imkansız hale getirdiği hallerde bu husus yeniden değerlendirilebilecektir).

  • Son şart ise gelen kişilerin sayısal niteliğine ilişkindir. Komisyon bu konuda sayısal bir belirleme yapmaktan kaçınmış ve her bir somut olay bakımından bu hususun AB Konseyi tarafından takdir edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.[23]

Buna benzer bir tanımlamayı da Kerber yapmış ve kitlesel bir sığınma hareketinden bahsedebilmek için;

  • Belirli bir ülke ya da bölgeden gelme;
  • Gelen insan sayısının çokluğu,
  • Sığınma olayının ani olması şeklinde üç unsurun bulunması gerektiğini belirtmiştir.[24]

Dolayısıyla kitlesel sığınma; mülteci akınının aniden hızlı bir biçimde ve ciddi sayıda olduğu ve bu nitelikleri nedeniyle de bireysel mülteci statüsü belirleme usullerinin uygulanmasının mümkün olmadığı ve ev sahibi ülkenin kurum ve kaynakları üzerinde ciddi yük oluşturan durumlarda söz konusu olacaktır.[25] Kitlesel sığınmanın varlığı konusunda mutlak bir sayı öngörülmemekte, her bir olayda bu hususun takdiri Avrupa Birliği Konseyi’ne bırakılmaktadır[26].

Geçici Koruma rejiminin aktif hale getirilmesi usulüne bakıldığında ise GK Direktifi’nin 5(1) maddesi uyarınca “Yerinden edilmiş kişilerin kitlesel sığınmalarının varlığı prosedürü, Konsey’e bir öneri sunulmasını isteyen bir üye devlet tarafından gerçekleştirilen talebi de inceleyecek olan Komisyon tarafından sunulan bir öneri ile” başlamakta olduğu görülmektedir. Konsey kararının alınabilmesi için ise nitelikli çoğunluk[27] aranmaktadır.

Eski Yugoslavya akınından edinilen tecrübeler ışığında yaklaşık 10 yılı bulan çalışmalar sonucunda hazırlanan ve Birlik içinde yaşanan kitlesel akınların belli ülkelerde oluşturduğu adaletsiz yükün paylaşılması ve sığınmacılara sağlanacak asgari standartların belirlenmesi için kullanılması planlanan Direktif somut anlamda hiç uygulan(a)mamıştır.

2010’da Tunus’ta ve hemen ardından 2011’de Libya’da yaşanan ve Arap Baharı olarak adlandırılan iç karışıklıklar sonrası kısa bir süre içerisinde İtalyan kıyılarına çok sayıda göçmen ulaşmıştır.[28] Avrupa Parlamentosu’nun İtalyan ve Maltalı üyeleri Avrupa Komisyonu’na çağrıda bulunarak Geçici Koruma Direktifi’nde düzenlenmiş bulunan dayanışma mekanizmasının işler hale getirilmesini talep etmişlerdir. Ancak bu talep AB Adalet ve İçişleri Konseyi tarafından Direktif’in işler hale getirilmesi için gerekli şartların oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. AB İçişleri Komiseri Malmström “Geçici Koruma Direktifini etkinleştirmek için henüz erken ve Malta ve İtalya'ya yardım etmenin başka yolları da var” şeklinde Geçici Koruma Direktifi’nin şartlarının oluşmadığını ifade etmiştir.[29] Benzer şekilde Suriye krizi özelinde durum incelendiğinde sadece 2015 yılında Yunanistan ve İtalya kıyılarına deniz yolu ile gelen sığınmacı sayısı 1 milyonun üzerinde olarak belirlenmiştir.[30] Bu rakam Geçici Koruma Direktifi’nin siyasi altyapısını oluşturan Eski Yugoslavya ve Kosova Krizleri ile karşılaştırıldığında ani gelişen bir akın olması ve kabul ülkeleri olan Yunanistan ve İtalya’nın bireysel sığınma sistemi ile bu akın ile baş etme kapasitelerinin yetersiz olması gibi kriterler göz önüne alındığında kitlesel akın olarak değerlendirilebilecek bir sayıdır.[31] Avrupa Parlamentosu üyesi Elisabetta Gardini Komisyon’a Suriye krizinin Geçici Korumanın aktif hale getirilmesi için gerekli hukuki şartları sağlayıp sağlamadığını ve bu hususta Konsey’e başvurulması konusundaki görüşlerini sormuştur.[32] Ancak Komisyon, topluluğa ulaşan kişilerin “kitlesel akın” olarak değerlendirilmesi için hangi eşiğe ulaşılması gerektiği sorusuna yanıt vermemiştir. Benzer şekilde, bu akının Birlik üzerindeki olumsuz etkileri hususunda “iltica sistemlerinin (örneğin İtalya) hala çalışmakta olduğu”, “gelen sayıların hala yönetilebilir olduğu”, ve diğer AB destek önlemlerinin (örn. EASO) etkin hale getirildiğini dolayısıyla ortak sığınma sisteminin olağan usulle bu akınla baş edebildiği şeklinde yanıt vermiştir.[33] Bu noktada bu mekanizmayı etkin hale getirilmesi için ulaşılması gereken eşik nedir? sorusu cevapsız kalmış olsa ve akından asıl etkilenen ülkeler tarafından geçici koruma alternatifi özellikle yük paylaşımı bağlamında AB gündemine getirilmiş olsa da rejimin aktif hale getirilmesi yönünde bir siyasi irade oluşmadığı görülmektedir.[34]

Özellikle 2015 sonrası dönemde geçici koruma rejimini aktif hale getirmek yerine sınır ülkelerine yardım edilmesini merkeze alan bir strateji izlenmesi tercih edilmiştir. Bu bağlamda önce Avrupa Göç Ajandası[35] (European Agenda on Migration) kabul edilmiştir. Bu kapsamda İtalya ve Yunanistan’daki sığınmacıların yeniden yerleştirilmesi ve bu ülkelere maddi destek sağlanması yanında sınır kontrolü için de (Frontex Triton ve Poseidon operasyonları) ek ödenekler ayrılması kararlaştırılmıştır. Ayrıca göçün dışsallaştırılması (externalization) bağlamında Türkiye başta olmak üzere AB üyesi olmayan devletlerle yapılacak ikili anlaşmalarla kitlesel akınların yönetilmesi de tercih edilmiştir.[36] Başka bir deyişle özellikle kitlesel akın için geliştirilen geçici koruma rejimi seçenekler arasında değerlendirilmemiştir.

Bu siyasi tercihin sebeplerine bakılacak olursa ilk akla gelen husus geçici koruma rejiminin AB hukuku usulünde en zor usullerden biri olan nitelikli oy çoğunluğunun kabulüne bağlı olması gelmektedir. Bu bağlamda yönergenin aktif hale getirilebilmesini[37] sağlayacak oy çoğunluğuna ulaşılabilmesi için yüksek bir siyasi uzlaşı sağlanmış olması gerekmektedir. Ancak akınlardan büyük oranda belli ülkelerin etkilenmiş olması nedeniyle bu siyasi irade oluşmamıştır. Buna bağlı bir başka sebep ise geçici koruma rejiminin en temel bileşenini oluşturan dayanışma ve yük paylaşımının tüm üye ülkeler bakımından bağlayıcı hale getirilmesinin istenmemesi, başka bir deyişle sınır ülkelerinin maruz kaldığı sorumluluk ve yükün diğer Birlik devletleri tarafından paylaşılmak istenmemesidir[38]. Öte yandan AB sınırlarına ulaşan sığınmacılara prima facie statü tanınarak kitleler halinde kabul edilmelerinin sığınmacılar bakımından bir teşvik unsuru olması (pull factor) konusundaki endişe de[39] geçici korumanın aktif hale getirilmemesi sebepleri arasında gösterilebilecektir[40]. Ayrıca Eski Yugoslavya’nın aksine 2015 sonrası Arap Baharının tetiklediği mülteci hareketliliğinin Avrupa coğrafyasında uzak bir bölgede yaşanması ve arada filtre görevi gören ülkeler bulunması da göz önünde tutulmalıdır. Son olarak, kitlesel olarak Birliğe kabul edilen kişilere de facto da olsa kalıcı çözüm vaat edilmiş olacağı, bu nedenle sürecin olağan sığınma sistemi içerisinde değerlendirilmesinin tercih edilmesi ve esasen Eski Yugoslavya tecrübesinin yüksek sayıdaki insanı koruma noktasında ortak bir amaca sahip olan ülkeler bakımından bile dayanışmanın sağlanamadığını göstermesi ve bir bakıma başarısız olması[41] gibi sebeplerle Geçici Koruma Yönergesi’nin Suriyeli akını bakımından kullanılmadığı söylenebilecektir.

Ayrıca, eski Yugoslavya'dan farklı olarak, 2015'ten sonra Arap Baharı'nın tetiklediği mülteci akınının, coğrafi olarak Avrupa'nın uzak olduğu bir bölgede gerçekleştiğinin ve sınır devletlerinin “filtre” görevi gördüğünün altını çizmek önemlidir. Bu bakış açısının yaşanılan Ukrayna mülteci krizine AB'nin yaklaşımı ile ortaya çıkmıştır. Suriye akınından farklı olarak, savaşın başlamasından sadece beş gün sonra, AB devletlerinin hemen hepsi Ukraynalı mültecilere kapılarını açacaklarını duyurmuşlardır. Benzer şekilde AB Komiseri lva Johansson, AB adına bir açıklama yaparak tüm Ukraynalılara herhangi bir statü belirlemesi yapılmaksızın uluslararası koruma sağlanacağını beyan etmiştir.[42] Yapılan açıklamalar sadece günler içinde detaylandırılmış ve kitlesel olarak Avrupa Birliği sınırına ulaşan mülteciler için Birliğin hiç kullanılmamış enstrümanı olan Geçici Koruma Direktifi’nin aktif hale getirileceği bildirilmiştir.

Johansson açıklamasında geçici korumanın aktive edilmesi için geniş bir destek olacağını düşündüğünü hatta Perşembe günü (3 Mart) konunun gündeme getirileceğini belirtmiştir.[43] Bu açıklamanın hemen ardından da Avrupa Komisyonu Ukraynalılar için Geçici Koruma Statüsünün aktif hale getirilmesine ilişkin bir öneri metnini Avrupa Konseyi’ne sunmuştur. Metin öngörüldüğü biçimde 3 Mart günü Konsey’in önüne gelmiş ve AB uygulamasında en zor usullerden biri olan nitelikli çoğunluk usulüne göre oybirliği ile kabul edilmiştir.[44]

Ukraynalılar için Getirilen Geçici Koruma Rejiminin Kapsamı Nedir?

Komisyonun öneri metnine[45] bakıldığında, Geçici Korumanın üç grup için önerildiği görülmektedir: Rus silahlı kuvvetlerinin askeri işgalini takiben; 24 Şubat 2022 tarihi itibariyle yerinden edilmiş olan ve o tarihteki durum nedeniyle ülkelerine veya menşe bölgelerine dönemeyen

  • Ukrayna'da ikamet eden Ukrayna vatandaşları,

  • Ukrayna'da yasal olarak ikamet eden üçüncü ülke vatandaşları veya vatansız kişiler, Bu kişiler mülteci statüsünden veya eşdeğer korumadan yararlanan veya kitlesel akınlara yol açan olaylar başladığında sığınma başvurusunda bulunmuş kişiler olabilecektir. Ayrıca Ukrayna'da uzun süreli olarak yasal ikamet eden üçüncü ülke vatandaşları ülkelerine veya menşe bölgelerine güvenli bir şekilde geri dönüp dönemeyeceklerine bakılmaksızın geçici korumadan yararlanabileceklerdir.

  • Yukarıdaki sayılan iki kategorinin kitlesel akına neden olan olaylar başladığında Ukrayna’da bulunan aile üyeleri, ülkelerine güvenli ve kalıcı bir biçimde dönüp dönemeyeceğine bakılmaksızın geçici korumadan yararlanabilirler.[46]

Direktif, olası bir geçici koruma sistemi için sadece bir çerçeve oluşturmaktadır. Geçici koruma rejiminin işler hale gelebilmesi için Konsey'in (yani Üye Devletlerin İçişleri Bakanlarının) Komisyon’un önerisi üzerine kitlesel bir akını olduğunu nitelikli çoğunlukla oylayarak bu sistemi aktive etmeleri gerekmektedir.

Söz konusu Konsey Kararında;

  1. Geçici Korumanın uygulanacağı kişilerin bir tanımı
  2. Geçici korumanın yürürlüğe gireceği tarih
  3. Üye devletlerden ağırlama kapasitelerine ilişkin alınan bilgiler
  4. Komisyon, BMMYK ve ilgili diğer sivil toplum kuruluşlarından konuya ilişkin edinilen bilgilerin yer alması beklenmektedir.

Böylece Konsey’in yeterli bilgi ışığında geçici koruma statüsüne ihtiyaç olduğuna karar vermesi beklenmektedir.

Geçici Korumanın Süresi

Geçici koruma rejiminin süresi Geçici Koruma Direktifi’nin 4. maddesinde 1 yıl olarak belirlenmiştir. Bu süre 6 aylık 2 periyot halinde toplam 1 yıl daha otomatik olarak uzatılabilecektir. Ayrıca 6. maddenin 2. fıkrasında düzenlendiği şekliyle 1 yıllık geçici koruma süresinin sona ermesine rağmen geçici koruma rejiminin ilan edilmesine sebep olan hususlarda herhangi bir değişiklik bulunmuyor ise, Komisyon’un üye bir devletin talebi üzerine yahut kendiliğinden sunacağı bir öneri sonucunda nitelikli çoğunluk ile alınmış olan bir Konsey kararı ile (ilk geçici koruma rejiminin tesisi için gerekli olan usul izlenmek suretiyle) geçici korumanın süresini 1 yıl daha uzatabilecektir. Böylece 6 aylık 2 periyot halindeki otomatik süre uzaması ve sonrasında Konsey kararı ile sürenin uzatılması ile geçici koruma rejimi toplamda 3 yıl süre ile yürürlükte olacaktır.

Geçici Koruma Altına Alınan Kişilere Tanınan Haklar Nelerdir?

Geçici Koruma altına alınan kişilere tanınacak haklar Geçici Koruma Direktifi’nin 8 ila 20. maddelerinde düzenlenmiştir. Üye Devletlerin her şeyden önce geçici korunanlara, geçici koruma süresince oturma izni vermeleri gerekmektedir. Sosyal haklar ve barınma bağlamında ise Üye Devletler geçici korumadan yararlanan kişilerin uygun barınma imkanlarına sahip olmalarını veya gerekirse konut edinme araçlarını almalarını sağlamalıdırlar. Ayrıca -en azından acil yardım hizmetleri ve hastalıkların zaruri tedavisi başta olmak üzere- sağlık hizmetlerine erişim imkanı da tanınmalıdır. Özel ihtiyaç sahibi olarak tanımlanan refakatsiz küçükler veya işkence, tecavüz veya diğer ciddi psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet biçimlerine maruz kalmış kişiler için de özel önlemlerin alınması ve gerekli hizmetlerin sağlanması gerekmektedir.

Üye Devletlerin ayrıca, 18 yaşın altındakiler için “ev sahibi Üye Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında eğitim sistemine erişim” imkanı sağlaması da öngörülmüştür. Ayrıca şarta tabi olarak aile birleşimi imkanı da tanınabilmektedir. Üye devletin şartlarına göre iş piyasasına erişim imkanı sağlaması da mümkündür. Geçici korunanlara sunulacak hizmetler Direktif kapsamında kabul devletine yetki veren bir üslupla kaleme alınmıştır. Başka bir deyişle geçici korunanlar bakımından talep edilebilir haklar düzenlenmemektedir. Ancak, Üye Devletler dilerse geçici koruma kapsamındaki kişiler için Direktif’in getirdiği düzenlemelerden daha elverişli kurallar benimseyebileceklerdir.[47]

Geçici Koruma Süresince Sığınma Başvularının Durumu

Geçici koruma statüsü, kitlesel akın şeklinde kabul ülkesine sığınan kişilere bireysel statü belirlemesi yapılmaksızın koruma sağlamayı hedeflemektedir. Kitleyi oluşturan kişilerden bir kısmı 1951 Cenevre Sözleşmesi anlamında mülteci olma şartlarını taşıyor olabileceği gibi, bu şartları taşımıyor da olabilirler. Ancak bireysel değerlendirme yapılmadan bu kişilere özel korunma sağlanması mümkün değildir. AB Geçici Koruma Direktifi’ne bakıldığında Direktif’in “Geçici Koruma Kapsamı İçerisinde Sığınma Prosedüründen Yararlanma” başlıklı IV. Bölümünde 17/1. maddesinde geçici korumadan yararlanan kişilerin herhangi bir zamanda sığınma için başvuruda bulunabilecekleri hususu düzenlenmiştir. Ancak başvurunun ne kadar süre içerisinde inceleneceği belirtilmediği için, her ne kadar başvurunun geçici koruma sona erdikten sonra tamamlanması gerekiyor olsa da (mad. 17/2), pratikte sığınma başvurusunun işleme alınmasının geçici koruma süresinin bitimine kadar bekletilebilmesi mümkün olmuştur. Ayrıca mad. 19/1 uyarınca üye devletler, bir sığınma başvurusunun değerlendirmesi devam etmekte iken, geçici koruma statüsünden yararlanan bir kimsenin aynı zamanda sığınma arayan statüsünden yararlanamayacağını kararlaştırabilme imkanına da sahiptirler. Bu bağlamda Türkiye, Geçici Koruma Yönetmeliğinin 16. maddesi gereğince geçici koruma altındaki yabancıların bireysel uluslararası koruma başvurularının geçici korumanın uygulandığı süre içinde işleme konulmayacağını düzenlemiştir. Birlik içerisinde bu hususun nasıl düzenleneceği devletlerin takdir hakkına bırakılmıştır.

Geçici Korumanın Sona Ermesi

Geçici koruma rejiminin nasıl sona ereceği hususu Direktif’in 6. maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre geçici korumanın sona erdiği ilk hal, Direktifte belirtilen sürenin dolması ile gerçekleşmektedir. Direktifte de geçici koruma rejiminin devamına ilişkin süre sona erdiğinde geçici koruma rejimi de ek bir karara gerek olmaksızın kendiliğinden sona erecektir (mad. 6/1-a).

Geçici koruma rejimi ayrıca, tıpkı yürürlüğe konulması usulünde olduğu gibi Komisyon’un bir üye devletin talebi üzerine yahut kendiliğinden sunduğu önerisi ile Konsey tarafından nitelikli çoğunlukla alınan bir karar sonucunda her zaman sona erdirilebilir (mad. 6/1-b). Bu halde sürenin bitmesi şartı aranmamaktadır. Ancak Konsey’in kararı keyfi alınabilecek bir karar değildir. Konsey kararının temel hak ve özgürlüklere ve non-refoulement ilkesi konusundaki yükümlülüklere saygı içinde alınması gerektiği gibi; geçici koruma sağlanan kişiler bakımından geri dönecekleri ülkedeki şartların geri dönüşe uygun olduğu hususunun da karara esas teşkil etmesi gerekmektedir (mad. 6/2). Başka bir deyişle, geçici korunanların ülkelerinden ayrılmalarına neden olan savaş, iç çatışma gibi hallerin artık olmadığı, barışın tesis edildiği ve insan haklarına saygılı ve hukukun üstünlüğünün garanti altına alındığı bir ortamın hüküm sürdüğünün kabul edilmesi gerekmektedir.[48]

Sonuç ve Değerlendirme

Üye Devletlerin Komisyon'un geçici koruma sistemini aktif hale getirme kararını kabul edip etmeyecekleri ve getirilen sistemin detayları Konsey kararı ile ortaya çıkacaktır. Direktif ilk olarak 2001 yılında kabul edildiğinde, Direktif’in mülteci hukukunun yerleşik kurallarının dolanılmasına ve sığınmacılara 1951 Cenevre Sözleşmesinde yer alan haklardan daha az haklar sağlayacağına ilişkin endişeler ileri sürülmüştür.[49] Avrupa Birliği’nin devletlerin 90’lı yıllardan itibaren, vize için gerekli belgeleri arttırmak, havaalanlarında uluslararası alan kurmak, güvenli üçüncü ülke politikaları geliştirmek, sığınmacı paylaşım programları uygulamak ve geri kabul anlaşmaları akdetmek gibi tedbirlerle non-entrèe olarak adlandırıldığı şekliyle ülkelerine giriş yapılmasını zorlaştırmaya çalışarak göçü dışsallaştıran (externalization) bir politika izlemektedir. Bu yaklaşımla geçici koruma uygulaması da doğru uygulanmadığı takdirde başka bir non-entrèe uygulaması haline gelebilecektir. Örneğin Almanya’nın Eski Yugoslavya krizi ve ABD’nin Haiti krizi sonrası geçici koruma uygulamalarının esasen mülteci hukukundan doğan yükümlülüklerini askıya alarak geçici koruma statüsünü, sığınmacıları dilediği zaman ülkelerine geri gönderilebilecek bir yaklaşımla uyguladığı ifade edilmektedir.[50] Bu bakış açısı esasen devletlerin sığınma hukukuna bakışını da göstermektedir. Kişilere olağan sığınma sistemine erişim sağlamak yerine devlete daha geniş yetkiler tanıyan geçici koruma statüsü ile çözüm üretilmesi; esasen kişiler bakımından temel bir hak olan sığınma arama hakkından yararlanmak yerine geçici koruma ayrıcalığından yararlanma talebinde bulunma gibi bir statüye evrilmektedir.[51]

Buna karşın AB’nin sığınma politikasını büyük oranda göçün dışsallaştırılması ve üçüncü ülkelerle yapılan ikili anlaşmalar ile sığınmacıların Avrupa Birliği’ne ulaşmaması üzerinden şekillendirdiği göz önüne alındığında, Ukrayna krizine geçici koruma statüsü ile çözüm sunması hiç de azımsanmayacak bir gelişmedir. Ancak daha önce yaşanan kitlesel akınlarda üye devletlerden gelen taleplere rağmen hiç kullanılmayan bu statünün Ukraynalılar için bürokratik engellere takılmaksızın acil ve yeterli koruma sağlamak için çok hızlı biçimde aktif hale getirilmesi söz konusu mekanizmanın Suriyeliler için neden etkinleştirilmediği sorusunu daha belirgin hale getirmektedir. Cevap sadece coğrafi mesafe veya kültürel sebepler olabilir mi? Yoksa Avrupa’ya mülteci olarak kabul edilebilmek için aranan -ten rengi veya göz rengi gibi- başka gizli Avrupa koşulları mı var?[52] Belirli bir bölgeden gelen ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişilere acil ve etkili çözüm bulunması mevcut siyasi ortamda mülteci hukuku adına oldukça umut vericidir, ancak sürecin ve siyasi iradenin dünyanın o kadar da uzak olmayan başka yerlerindeki savaş ve zulümden kaçan başka insanlara yapılan muamele ile çok farklı ilerlemesi akıllarda yeni sorular oluşturmaktadır.


Dipnotlar


  1. European Commission, “Ukraine: Commission Proposes Temporary Protection for People fleeing war in Ukraine and guidelines for Borderchecks”, 2 Mart 2022, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_22_1469 Erişim tarihi 3 Mart 2022. ↩︎

  2. 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi (1951 Convention Relating to the Status of Refugees), 14 Aralık 1950 tarih ve 429(V) sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı ile yapılan Konferansta kabul edilmiş, 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanarak 22 Nisan 1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir. ↩︎

  3. 1951 Cenevre Sözleşmesinin 1967 tarihli Protokolü (1967 Protocol Relating to the Status of Refugees) 31 Ocak 1967 tarihinde imzaya açılarak 4 Ekim 1967 tarihinde yürürlüğe girmiştir. ↩︎

  4. Marx Reinhard, “Part Two General Provisions, Article 1E (Definition of the Term ‘Refugee’/Définition du Terme ‘Réfugié’)”, in Andreas Zimmermann, Felix Machts, Jonas Dörschner (eds) The 1951 Convention Relating to the Status of Refugees and its 1967 Protocol: A Commentary, (OUP 2011). ↩︎

  5. James Hathaway, The Rights of Refugees (2th, CUP 2021) 94. ↩︎

  6. Volker Türk ve Rebecca Dowd, “Protection Gaps,” in Elena Fiddian-Qasmiyeh, Gil Loescher, Katy Long, Nando Sigona (eds) The Oxford Handbook of Refugee and Forced Migration Studies (OUP 2014) 278-301 278; Joan Fitzpatrick, “Revitalizing the 1951 Refugee Convention” (1996) 9 Harvard Human Rights Journal 229-53 259. ↩︎

  7. Guy S. Goodwin-Gill, “The International Law of Refugee Protection” in Elena Fiddian-Qasmiyeh, Gil Loescher, Katy Long, Nando Sigona (eds) The Oxford Handbook of Refugee and Forced Migration Studies (OUP 2014) 36- 50 44 vd; Türk ve Dowd (n 5) 279; Fitzpatrick (n 6) 245 vd. ↩︎

  8. 1951 Sözleşmesinde yer alan boşluklar hakkında detaylı bir analiz için Bkz Türk ve Dowd (n 5). ↩︎

  9. BMMYK, “Guidelines on Temporary Protection or Stay Arrangements”, 2014, https://www.refworld.org/docid/52fba2404.html; 4.4.2013 tarih ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, RG 28615- 11.4.2013, mad. 91 ve 22.10.2014 tarih ve 29153 sayılı RG’de yayınlanarak yürürlüğe giren 13.10.2014 tarih ve 2014/6883 sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği. ↩︎

  10. Esra Yılmaz Eren, Mülteci Hukukunda Geçici Koruma (2th, Seçkin 2021) 65. ↩︎

  11. Deborah Perluss, Joan. F. Hartman, “Temporary Refugee: Emergence of a Customary Norm” (1986) 26 Virginia International Law Review 559. ↩︎

  12. Matthew J. Gibney, “Between Control and Humanitarianism: Temporary Protection in Contemporary Europe” (2000) 14 Georgetown Immigration Law Journal 689-707 689; Joan Fitzpatrick, “Temporary Protection of Refugees: Elements of a Formalized Regime” (2000) 94 American Journal of International Law 279-306 282; Joanne Van Selm-Thorburn, “Transcending Boundaries: Temporary Protection and Burden-Sharing in Europe” (1995) 7 International Journal of Refugee Law 459-80 465. ↩︎

  13. Joanne Van Selm-Thorburn, Refugee Protection in Europe: Lessons of the Yugoslav Crisis (Martinus Nijhoff Publishers 1998) 198-200. ↩︎

  14. Donatella Luca, “Questioning Temporary Protection”, (1994) 6(4) International Journal of Refugee Law 535-61 535. ↩︎

  15. UNHCR ExCoM, Conclusion No. 15 (XXX) Refugees without an Asylum Country (1979). ↩︎

  16. UNHCR ExCoM, Conclusion 19 (XXXI) Temporary Refugee (1980); UNHCR ExCoM, Conclusion 22 (XXXII) 1981. ↩︎

  17. UNHCR, ExCoM, Note on International Protection, A/AC.96/830, 7 Eylül 1994, para. 45. ↩︎

  18. International Law Association, Report of the Committee on Refugee Procedures of the International Law Association (Delhi Conference, 2002). Final Report and Draft Guidelines on Temporary Protection, 2002, https://www.refworld.org/docid/428090994.htmlErişim tarihi 28 Şubat 2022, mad. 8. ↩︎

  19. Fitzpatrick, “Temporary Protection of Refugees” (n 12) 281. ↩︎

  20. UNHCR, Guidelines on Temporary Protection, 2014, para 3. ↩︎

  21. Morten Kjaerum, “Temporary Protection in Europe in the 1990s” (1994) 6 International Journal of Refugee Law 444-56 450. ↩︎

  22. EU Council Directive 2001/55/EC of 20 July 2001 on Minimum Standards for Giving Temporary Protection in the Event of a Mass Influx of Displaced Persons and on Measures Promoting a Balance of Efforts between Member States in Receiving Such Persons and Bearing the Consequences thereof, OJ L212, 07.08.2001. ↩︎

  23. Commission Proposal for a Council Directive on Minimum Standards for Giving Temporary Protection in the Event of a Mass Influx of Displaced Persons and on Measures Promoting a Balance of Efforts between Member States in Receiving such and Bearing the Consequences thereof, OJ C 311 E, 31.10.2000, Explanatory Memorandum (mad. 2/d’ye ilişkin yorum) ↩︎

  24. Karoline Kerber, “The Temporary Protection Directive” (2002) 4 European Journal of Migration and Law 193-214 196-197. ↩︎

  25. Guy s. Goodwin-Gill ve Jane McAdam, The Refugee in International Law (4th OUP 2021) 335. ↩︎

  26. Geçici Koruma Direktifi, mad. 5. ↩︎

  27. Fransa, İspanya ve Portekiz nitelikli çoğunlukla karar alınmasına karşı çıkmışlar, oybirliği ile karar alınmasını talep etmişlerdir. (Fransa temsilcisinin Sığınma Çalışma Grubundaki söylemi için Konsey Belgesi 8510/00 ASILE 24, 3 ve Konsey Belgesi 10209/00 ve 6128/ 01 ASILE 15, para. 9). ↩︎

  28. Yaklaşık 27.000 Tunuslu ve 12.000 civarında ise Libyalı’nın İtalya ve Malta kıyılarına sığınma amacıyla geldikleri belirtilmektedir. Bkz. European Migration Network, Italy Annual Policy Report 2011, https://ec.europa.eu/home-affairs/sites/default/files/what-we-do/networks/european_migration_network/reports/docs/annual-policy/2011/it_20121017_apr2011_en_version_finalrevised_en.pdfErişim Tarihi 27 Şubat 2022, s. 18. ↩︎

  29. Ivan Camilleri, “Malstrom Again Rejects Call for Activation of Migrants Mechanism” (Times of Malta, 11 Nisan 2011) https://timesofmalta.com/articles/view/malmstrom-again-rejects-call-for-activation-of-migration-mechanism.359381Erişim tarihi 27 Şubat 2022. ↩︎

  30. UNHCR, Refugees/Migrants Emergency Response- Mediterranean, https://data2.unhcr.org/en/situations/mediterranean?id=83 Erişim tarihi: 21 Temmuz 2017; Jonathon Clayton, Hereward Holland, “Over one million sea arrivals reach Europe in 2015” (UNHCR News, 30 Aralık 2015) https://www.unhcr.org/news/latest/2015/12/5683d0b56/million-sea-arrivals-reach-europe-2015.html Erişim tarihi 27 Şubat 2022. ↩︎

  31. Kitlesel akının nasıl değerlendirileceğine ilişkin olarak Bkz Yılmaz Eren (n 10) 131 vd. ↩︎

  32. European Commission Dictorate- General for Migration and Home Affairs, Study on the Temporary Protection Directive Final Report, Ocak 2016, https://ec.europa.eu/home-affairs/sites/default/files/e-library/documents/policies/asylum/temporary-protection/docs/final_report_evaluation_tpd_en.pdfErişim Tarihi 27 Şubat 2022, 19. ↩︎

  33. EC Study on the Temporary Protection Directive Final Report (n 31) 19. ↩︎

  34. AB kendi hazırladığı bu Direktifi fiilen uygulamaz iken, Türkiye ev sahibi olduğu sayıları 4 milyona yaklaşan Suriyeliye YUKK mad. 91’de ve Geçici Koruma Yönetmeliği hukuki temelinde geçici koruma statüsü tanımıştır. Statünün detayları için Bkz Yılmaz Eren (n 10). ↩︎

  35. European Commission, Communication from the Commission to the European Parliament, the Council, the European Economic and Social Committee and the Committee of the Regions. A European Agenda on Migration, 13 May 2015, COM(2015) 240 https://www.refworld.org/docid/555c861f4.html Erişim tarihi 27 Şubat 2022. ↩︎

  36. Türkiye üzerinden AB’ye yönelik göç dalgasını durdurmayı veya düzenlemeyi hedefleyen AB ve Türkiye arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması ve Türkiye –AB Ortak Eylem Planı (15 Ekim 2015, https://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/15_ekim_2015_turkiye_ab_ortak_eylem_plani_.pdfErişim tarihi 27 Şubat 2022) ve bu ortak plan kapsamında yayınlanan AB-Türkiye Ortak Bildirisi (EU-Turkey Statement, 18 Mart 2016, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2016/03/18/eu-turkey-statement/Erişim tarihi 27 Şubat 2022) doktrinde oldukça eleştirilmiştir. Bkz ECRE, “The EU-Turkey deal poses serious threats to refugees’ and migrants’ human rights”, 4 December 2015, https://www.ecre.org/the-eu-turkey-deal-poses-serious-threats-to-refugees-and-migrants-human-rights/Erişim tarihi 27 Şubat 2022. Benjamin Ward, “Dispatches: Risks of the EU-Turkey Migration Deal- HRW”, 1 Aralık 2015, https://www.hrw.org/news/2015/12/01/dispatches-risks-eu-turkey-migration-dealErişim tarihi 27 Şubat 2022. Asylum in Europe (AIDA), Country Report: Turkey, May 2015. https://asylumineurope.org/reports/country/turkey/Erişim Tarihi 27 Şubat 2022. ↩︎

  37. Yönergenin aktif hale getirilmesi süreci hakkında detaylı bilgi için Bkz Yılmaz Eren (n 9) 140 vd. ↩︎

  38. AB Birlik düzeyinde yeknesak bir sorumluluk ve yük paylaşımı oluşturulması için daha önce çalışmalar yapılmış ancak ortak bir karar alınamamıştır. Dan Bulley, "Shame on EU? Europe, RtoP, and the Politics of Refugee Protection” (2017) 31 Ethics&International Affairs 51-70. ↩︎

  39. Stephan Castles, Hein de Haas, Marc J. Miller, The Age of Migration: International Population Movements in the Modern World (5th, Guilford Press 2013); Klaus F Zimmermann, “European Migration: Push and Pull” (1996) 19(2) International Regional Science Review 95-128; Jeremy Ferwerda, Justin Gest, “Pull Factors and Migration Preferences: Evidence from the Middle East and North Africa” (2021) 55(2) International Migration Review 431-59. ↩︎

  40. Danielle Gluns, Janna Wessels, “Waste of Paper or Useful Tool?: The Potential of the Temporary Protection Directive in the Current Refugee Crisis” (2017) 36(2) Refugee Survey Quarterly 57-83; Meltem İneli-Ciğer, “Time to Activate the Temporary Protection Directive Why the Directive can Play a Key Role in Solving the Migration Crisis in Europe” (2016) 18(1) European Journal of Migration and Law 1-33; H. Deniz Genç, N. Aslı Şirin Öner, “Why Not Activated? The Temporary Protection Directive and The Mystery of Temporary Protection in the European Union” (2019) 7 (1) International Journal of Political Science & Urban Studies 1-18. ↩︎

  41. John Koo, “Mass Influxes and Protection in Europe: A Reflection on a Temporary Episode of an Enduring Problem” (2018) 20 European Journal of Migration and Law 157-81 172. ↩︎

  42. Bernd Riegerd, “The European Union Prepares for Millions of Refugees from Ukrania”, (Deutsche Welle, 28 Şubat 2022). https://www.dw.com/en/the-european-union-prepares-for-millions-of-refugees-from-ukraine/a-60939993Erişim Tarihi 2 Mart 2022. ↩︎

  43. "I think there will be a broad support for [the activation]. We had a first discussion. Of course, everything goes very quick now, and some member states might need some more time, but I hope that we will be able to adopt it already on Thursday". Jorge Liberiero, “Brussels Will Apply a Never-Used EU Tool to Host Ukranian Refugees. How Does It Work?”, (Euronews, 28 Şubat 2022) https://www.euronews.com/my-europe/amp/2022/02/28/brussels-will-apply-a-never-used-eu-law-to-host-ukrainian-refugees-how-does-it-workErişim Tarihi 2 Mart 2022. ↩︎

  44. Jorge Liboreiro ve Christopher Pitchers, “EU Countries Agree to Host Ukranian Refugees Under the Exceptional Protection Scheme” (Euronews, 3 Mart 2022) https://www.euronews.com/my-europe/2022/03/03/eu-countries-agree-to-trigger-a-never-used-law-to-host-ukrainian-refugeesErişim Tarihi 3 Mart 2022. ↩︎

  45. European Commission, “Proposal for a Council Implementing Decision establishing the existence of a mass influx of displaced persons from Ukraine within the meaning of Article 5 of Council Directive 2001/55/EC of 20 July 2001, and having the effect of introducing temporary protection”, Brussels, 2.3.2022 COM(2022) 91 final 2022/0069 (NLE), < https://ec.europa.eu/home-affairs/proposal-council-implementing-decision-implementing-temporary-protection-directive_en> Erişim Tarihi 3 Mart 2022. ↩︎

  46. Kimlerin aile üyesi sayılacağına ilişkin Bkz 2001/55 sayılı Geçici Koruma Direktifi , mad. 15. ↩︎

  47. Geçici korunanlara sunulacak Hizmetler için Bkz Geçici Koruma Direktifi, m. 8-20. Türkiye’deki geçici korunanlara sunulan hizmetlere ilişkin değerlendirme için Bkz Esra Yılmaz Eren, “Geçici Koruma Statüsü ve Türkiye’deki Suriyelilere Sağlanan Hizmetlere İlişkin Bir Değerlendirme” (2016) 1(2) Middle East Journal of Refuge Studies 109-39. ↩︎

  48. Geçici korumanın niteliği gereği kısa süreli uygulanması gerektiğine ve nasıl sona ereceğine dair analiz için Bkz Esra Yılmaz Eren “‘Is Temporary Protection Eternal? The Future of Temporary Protection Status of Syrians in Turkey’ (2019) 9 Border Crossing 125-134. ↩︎

  49. Fitzpatrick, “Temporary Protection of Refugees” (n 12) 281; Alice Edwards, “Temporary protection, derogation and the 1951 Refugee Convention” (2012) 13(2) Melbourne Journal of International Law 595-635 630-34. ↩︎

  50. François Crèpeau ve Leanne Holland, “Temporary Protection, Continuing Insecurity: A Regime Replacing Convention Protection of Refugees in Violation of International Law” (1997) 12 Canadian Journal of Law&Society 239-61 257. ↩︎

  51. İbid. ↩︎

  52. Moustafa Bayoumi, “They are ‘civilised’ and ‘look like us’: The Racist Coverageof Ukraine” (The Guardian, 2 Mart 2022) https://www.theguardian.com/commentisfree/2022/mar/02/civilised-european-look-like-us-racist-coverage-ukraineErişim tarihi 2 Mart 2022. ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Türk- Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku A.B.D