Lexpera Blog

Bir Hakkaniyet Meselesi Olarak Ayırt Etme Gücünden Yoksun Kişinin Haksız Fiil Sorumluluğu

Kural olarak kusura dayalı olan haksız fiil hukukumuzda ayırt etme gücünden yoksun kişilerin kusurlarının bulunamayacağı gerekçesiyle eylemlerinden sorumlu tutulamayacakları kabul edilmektedir. TMK m. 15, ayırt etme gücünden yoksun kişilerin eylemlerinden ancak kanunda özellikle belirtilmiş hallerde sorumlu tutulabileceklerini düzenlemiştir. Bu hüküm kapsamında ayırt etme gücünden yoksun kişilerin haksız fiillerinden sorumlu olabilmelerinin iki dayanağı olabilir. Bunlar TBK m. 59’da belirtildiği üzere kişinin kendi kusuruyla ayırt etme gücünden yoksun kaldığı süre içerisinde bir zarara sebebiyet vermesi, diğer durum ise TBK m. 65’te düzenlenmiş olan hakkaniyet sorumluluğudur.

Hakkaniyet sorumluluğu, kanunun kusursuz sorumluluk halleri başlığı altında düzenlemiş bulunduğu bir sorumluluk türüdür. TMK m. 15’in işaret ettiği, ayırt etme gücünden yoksun kişinin eylemlerinin sonuçlarından sorumlu tutulabilmesi bu hüküm kapsamında mümkün olabilecektir (TBK m. 59’da yer alan ayırt etme gücünü kendi kusuruyla yitiren kişinin durumuna ek olarak). Bu hüküm gereğince ayırt etme gücünden yoksun kişinin haksız fiilinden sorumlu tutulabilmesi ancak hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda mümkündür.

TBK m. 65 ve devamında düzenlenmiş olan ve hakkaniyet sorumluluğu dışında kalan diğer sorumluluk hallerini doğuracak bir eylemin söz konusu olması halinde hükmün TBK m. 65 hakkaniyet sorumluluğu uyarınca mı yoksa kanunda sayılmış olan diğer sorumluluk halleri uyarınca mı kurulması gerektiği incelenmeye değer bir meseledir.

Kusursuz sorumluluk hallerinde sorumluluğun kurulması için kusur şartı aranmadığından öğretide ağırlıklı olarak kabul edilen görüş kişinin ayırt etme gücü bulunmasa da TBK m. 65 dışında kalan kusursuz sorumluluk halleri uyarınca sorumluluğun kurulabileceği yönündedir[1]. Başka bir ifade ile kişinin kusursuz sorumluluk hallerine dayalı olarak sorumlu tutulabilmesi için ayırt etme gücünün bulunması aranmaz. Bu konuda gerçekleştirilmesi gereken ilk tespit, kanunda TBK m. 65 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiş olan sorumluluk türlerinin niteliğidir. Zira bu görüşün de kendi içerisinde ikiye ayrıldığını kabul etmek mümkündür. Kurtuluş kanıtı getirilmesinin mümkün olduğu (olağan/esnek sebep sorumluluğu) halleri de bir kusursuz sorumluluk hali olarak kabul eden görüş[2] kapsamında, ayırt etme gücünden yoksun kişiler bu hallerde de eylemlerinden sorumlu tutulabilecektir. Buna karşılık, kurtuluş kanıtı getirilmesinin mümkün kabul edildiği bu durumları gerçek anlamda bir kusursuz sorumluluk hali olarak kabul etmeyen ve sadece katı sebep sorumluluğu hallerini gerçek anlamda kusursuz sorumluluk olarak adlandıran görüşün[3] benimsenmesi, bu hükümler açısından ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumlu olamayacağı sonucunu doğuracaktır.

Ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumluluğuna ilişkin öğretide yer alan diğer görüş ise ayırt etme gücünden yoksun kişinin eylemlerinden sorumlu tutulmasını bir kusur meselesi değil, bir hakkaniyet meselesi olarak kabul eder[4]. Bu nedenle TBK m. 65 ve devamında yer alan kusursuz sorumluluk hallerinden yalnızca TBK m. 65’de öngörülen hakkaniyet sorumluluğu ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumlu tutulabilmesine dayanak teşkil edebilir. Devamındaki hükümler kapsamına giren bir haksız fiilin işlenmesi halinde yine TBK m. 65 uyarınca bir hakkaniyet değerlendirmesi yapılmalı ve ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumlu tutulabilmesi ancak hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda mümkün olmalıdır. Ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumluluğu kusur meselesinden ziyade bir hakkaniyet meselesidir. Bu nedenle, öğretide yer alan ikinci görüşün takip edilmesi daha yerinde gözükmektedir.

Hakkaniyete ilişkin bu değerlendirme yapılırken ise öncelikle kişinin ayırt etme gücü bulunsaydı bu eyleminden sorumlu tutulup tutulmayacağı tespit edilmelidir. Bu husus ayırt etme gücünden yoksun kişinin sorumluluğunun temel sınırını teşkil etmektedir. Zira ayırt etme gücü bulunsaydı sorumlu tutulmayacak bir kişinin yalnızca ayırt etme gücünün bulunmaması nedeniyle hakkaniyet gereği sorumlu tutulması mümkün olmamalıdır. Hakkaniyet değerlendirmesi yapılırken durumun bütün hal ve şartlarının özellikle de tarafların ekonomik durumu, ayırt etme gücünün ne derecede ortadan kalkmış olduğu, ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulabilecek başka bir kişinin ya da zararın ortaya çıkmasına ilişkin bir sigortanın bulunup bulunmadığı, zarar görenin müterafik kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücünden yoksun kişinin eyleminin toplum üzerindeki etkisinin dikkate alınması gerekmektedir.

Dipnotlar:


  1. TANDOĞAN, Haluk, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Turhan, Ankara 1981, s. 10 vd.; OĞUZMAN, Kemal/ÖZ, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt 2, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2018, s. 188, N. 555. ↩︎

  2. TANDOĞAN, s. 14 vd.; OĞUZMAN/ÖZ, s. 188 vd.; YAVUZ, Cevdet, “Türk Borçlar Kanunu Tasarısına Göre Kusursuz Sorumluluk Halleri ve İlkeleri, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 14, S. 4, Y. 2008, s. 40 vd. ↩︎

  3. EREN, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin, Ankara 2018, s. 642; SANLI, Kerem Cem, Haksız Fiil Hukukunun Ekonomik Analizi, Arıkan, İstanbul 2007, s. 477; BAŞOĞLU, Başak, “Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku ve Özellikle Tehlike Sorumluluğuna İlişkin Değerlendirmeler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 2, Y. 2015, s. 38 vd. ↩︎

  4. SANLI, s. 483 vd., özellikle dn. 2096. ↩︎