Lexpera Blog

İtalya’da Covid-19 Salgın Hastalığıyla Mücadele Kapsamında Öngörülen Kolluk Tedbirlerinin ve İdari Yaptırımların Hukuka Uygunluğuna Dair Güncel Bir Consiglio di Stato Kararı


Consiglio di Stato: İtalyan Danıştayı


2019 Aralık ayının son günlerinde ilk kez Çin’de görülen ve Covid-19 olarak adlandırılan virüsün etkileri, ilk aşamada iktisadî ve tıbbî açıdan hastalıkla mücadele konusundaki tahmine dayalı yaklaşımlar ekseninde tartışılmıştır. Ancak virüsün dünya üzerinde hızla yayılarak ölümle sonuçlanan vakalara yol açması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından salgın hastalık (pandemic)[1] olarak ilân edilmesi, bütün alâkanın neredeyse tüm dünya nispetinde bireyin günlük hayatına sirâyet eden hukuki tedbirler üzerine yönelmesine sebep olmuştur. Söz konusu hukuki tedbirler, öncelikle virüsün yayılma hızını düşürmeye yönelik olarak bireyin seyahat özgürlüğü ve çalışma özgürlüğü gibi anayasal seviyede korunan temel hak ve özgürlüklerinin tedrîcen sınırlandırılmasını öngörmektedir. Bu kapsamda, İdarenin kolluk faaliyeti olarak bilinen, kamu düzeninin korunması amacıyla tesis ettiği ve bireyin gündelik hayatı üzerindeki sınırlandırıcı etkisi her geçen gün artmakta olan kolluk tedbirlerinin ve bu tedbirlere uyulmaması halinde uygulanacak idari yaptırımların bireyin temel hak ve özgürlükleri ile irtibatı ve hukuka uygunluk denetiminde başvurulacak kıstaslar yeniden tartışmaya açılırken, bu vesileyle idare hukuku biliminin[2] kadim meselelerinden biri olan kamu yararı – bireyin yararı çatışması[3] (veya yarışması) da yeniden gün yüzüne çıkmıştır.

Bu çalışma, idare hukuku araştırmacılarının (ve hatta meraklılarının) alâkasını celp edebileceği düşüncesiyle İtalya’da İdare tarafından covid-19 salgın hastalığına karşı kamu sağlığının korunması amacıyla öngörülen kolluk tedbirleri ve idari yaptırımlara ilişkin bir uyuşmazlık hakkında İtalyan Danıştayı tarafından 30/03/2020 tarihinde verilen bir kararın ve bu karara temel teşkil eden Kalabriya Bölge İdare Mahkemesi’nin 28/03/2020 tarihli kararının tercümesini içermektedir. Covid-19 salgın hastalığının Avrupa’da en hızlı şekilde yayıldığı ve en çok ölüm vakasının görüldüğü İtalya’da, İdare tarafından her ne kadar de jure sokağa çıkma yasağı ilân edilmemişse de, 2020 Mart ayı itibarıyla çıkarılan birçok kanun hükmünde kararname (decreto-legge) ve Bakanlar Kurulu kararıyla (decreto del P.C.M), de facto sokağa çıkma yasağına yaklaşan ölçüde kolluk tedbirlerine yer verilirken, bunlara uyulmaması halinde idari para cezası dâhil olmak üzere birçok yaptırım öngörülmüştür[4].

Uyuşmazlık konusu olayda, “zarurî ihtiyaçlar haricinde ikametgâh adresinin terk edilmemesi”, yani (polis tarafından talep edilmesi halinde, yapılan harcamaları belgelemek şartıyla) eczaneye gitmek veya market alışverişi yapmak haricinde evde kalınmasını öngören kolluk tedbiri karşısında, İtalya’nın Kalabriya bölgesinde yaşayan bir tarım işçisinin, her gün çalışmakta olduğu tarlaya gitmeye devam etmesi üzerine, Corigliano Rossano Belediyesi[5] tarafından bu tarım işçisi hakkında “14 gün sıhhî gözetim altında tutulmak şartıyla evde zorunlu karantina uygulaması” yönünde idari yaptırım kararı[6] verilmiştir. Bunun üzerine açılan davada, Belediye tarafından tesis edilen evde zorunlu karantina işlemi ve bunun dayanağını teşkil eden Kalabriya Bölge İdaresi’nin[7] düzenleyici işleminin; İtalyan İdari Yargılama Usûlü Kanunu 56. maddesinde, ivedi usûlle yürütmesinin durdurulması[8] (l’istanza di misure cautelari monocratiche), ardından yapılacak inceleme sonucunda iptali (il ricorso per l’annullamento); aynı zamanda davacının karantina müddetince çalışamaması nedeniyle uğrayacağı maddi ve manevi zararların tazmini (il risarcimento del danno emergente e del danno morale) talep edilmektedir.

Kalabriya Bölge İdare Mahkemesi (Il Tribunale Amministrativo Regionale per la Calabria) nezdinde açılan davada[9], öncelikle ivedi usûl izlenerek yapılan yürütmenin durdurulması başvurusunu inceleyen Mahkeme Başkanı, aşağıda tercümesi verilen karar gerekçesinde yürütmenin durdurulması talebinin REDDİNE karar vermiştir[10]:

“{...} Yapılan inceleme neticesinde, ivedi usûlle yapılan yürütmenin durdurulması talebi hakkında karar verilebilmesi için davacı tarafın maruz kaldığı ileri sürülen olağandışı ihlâli (la violazione specifica) ispatlayacak mahiyette yeterli bilgi veya belgenin bulunmadığı;
Bununla birlikte söz konusu salgın döneminde, çatışan menfaatler arasında bir mukayesede bulunulması durumunda (in sede di comparazione degli interessi in conflitto), toplum sağlığının korunması (la tutela della salute della collettività) ve salgın hastalığın insanlara bulaşma riskinin ortadan kaldırılması yönündeki kamu yararına (menfaatine) üstünlük tanınması gerekmektedir. Kaldı ki, İdare tarafından davacı taraf hakkında öngörülen sıhhî gözetim şartıyla evde zorunlu karantinada tutulma süresinin yarıdan fazlası tamamlanmış ve bu sürenin 3 Nisan 2020 tarihinde sona ereceği görülmüştür. Bu nedenle bahsi geçen başvurunun REDDİNE karar verilmiştir.
(RIGETTA l’istanza in epigrafe.)”

Kalabriya Bölge İdare Mahkemesi tarafından ivedi usûl uyarınca yapılan yürütmenin durdurulması talebi hakkında verilen ret kararına karşı davacı tarafın itirazda bulunması üzerine, İtalyan Danıştayı aşağıda tercümesi verilen karar gerekçesiyle bu itirazın REDDİNE karar vermiştir[11]:

“{...} tarım işçisi olarak çalışan davacıya, Kalabriya Bölge İdaresi’nin n. 12/2020 sayılı kararını ihlâl ettiği gerekçesiyle «3 Nisan 2020 tarihine kadar evde zorunlu karantinada tutulması» yönündeki Belediye kararı tebliğ edilmiş; davacının yürütmenin durdurulması talebi hakkında Kalabriya Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen ret kararına karşı yaptığı itiraz başvurusunda ise, virüse ilişkin test sonuçlarının pozitif çıkmadığı; virüs bulaşmış hiç kimseyle irtibatı bulunmadığı; İdare tarafından alınan tedbirler uyarınca faaliyetlerine yasak getirilen bir alanda çalışmadığı; bu süreçte çalışamadığı takdirde işten çıkarılma riskiyle karşı karşıya olduğu iddia edilmiştir.
İtiraz başvurusunun aşağıdaki üç başlık altında incelenmesine karar verildi:

  1. Bölge İdare Mahkemesi kararı (il decreto monocratico presidenziale) hakkındaki itiraz başvurusunun kabul edilebilirliği,
  2. Başvurucunun telâfisi güç ve imkânsız bir zarara uğramış olması (l’esistenza di un danno grave ed irreparabile per l’appellante)
  3. Bölge İdare Mahkemesi’nin veciz, fakat gerekçeli (una succinta ma precisa motivazione) kararına da konu edilen “fumus boni juris”[12] şartı.

İtiraz başvurusunun kabul edilebillirliği incelendi:

  • Danıştay, Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı’nın yürütmenin durdurulması talebine ilişkin kararları hakkında yapılan itiraz başvurularını, başvuranın anayasal seviyede korunan bir hakkının (bene della vita) telâfi edilemez ve kesin olarak ihlâl edilmesiyle sonuçlanan istisnaî ve sınırlı hallere mahsus olmak üzere kabul etmektedir.
  • Başvuru konusu uyuşmazlıkta, her ne kadar karantina süresinin dolmasına 4 gün kalmış olsa da, başvuran, bu süre zarfında işe gidebileceğini, bu durumda işten çıkarılma riskinin ortadan kalkacağını, İdare tarafından öngörülen sınırlamalar dâhilinde temel ihtiyaçlarını tedarik için evinden çıkabileceğini iddia etmektedir.
  • Bu nedenle itiraz başvurusuna dayanak olarak ileri sürülen iddiaların, anayasal seviyede korunan temel haklara ilişkin olduğu görülmektedir.

İvedi usûlle yapılan yürütmenin durdurulması talebinin kabul edilebilmesi için öngörülen şartlar incelendi:

  • “fumus boni juris”in tutarlı olduğunun, yani yargılamanın ileriki safhalarında da dava konusu iddianın var olduğunun; kezâ aynı zamanda, yürütmesinin durdurulması talep edilen işlemlerin ihtivâ ettiği kamu yararından daha üstün, telâfisi güç ve imkânsız zararların varlığının teyit edilmesi gerekmektedir.
  • İtiraz başvurusunun kabul edilebilmesi için gerekli olan telâfisi güç ve imkânsız zararların doğması şartının sağlanamaması halinde ise,
    A) Belediye ve Kalabriya Bölge İdaresi tarafından tesis edilen işlemler, yürürlükteki mevzuat ve salgın hastalığın bölgeden bölgeye farklılık arz etmekte olan etkileri göz önüne alınarak, bölgelerarası âhengi sağlamak üzere İdari makamlara tanınmış olan takdir yetkisi çerçevesinde alınan kararlar uyarınca tesis edilmiştir.
    B) Kalabriya Bölge İdaresi’nin düzenleyici işlemi ve Belediye’nin bu işlemi esas alarak tesis ettiği bireysel işlem, covid-19 salgın hastalığının hâlihazırda baş gösterdiği Kuzey İtalya’da virüsten etkilenmiş kişilerin ve virüs kaynaklı enfeksiyonun muazzam bir hızla Güney İtalya’ya yayılmasına ilişkin somut ve muhtemel tehlikenin (il pericolo concreto e imminente) ortaya çıktığı günlerde tesis edilmiştir. Bundan ötürü mahalli idare makamları tarafından haklı olarak önleyici amaçla ve daha ziyade sınırlandırıcı nitelikteki bu tedbirler alınmıştır. Böylece covid-19 salgın hastalığının Güney İtalya’ya da yayılmasının önüne geçilerek, kat’î nitelik arz eden tedbirlerin ilk bakışta menfi gibi görünen etkileri de azalmış olacaktır.
    C) İkinci dünya savaşından bu yana ilk kez temel hak ve özgürlüklerin (seyahat özgürlüğü, çalışma özgürlüğü, özel yaşamın gizliliği) bu kadar yoğun şekilde sınırlandırıldığı böyle bir tabloda, söz konusu sınırlandırma rejiminin amacı; anayasal açıdan çok daha öncelikli ve umumî bir değer olan kamu sağlığının, başka bir deyimle halkın genel sağlığının (la salute della generalità dei cittadini), günden güne artan ölüm vakalarına ilişkin trajik istatistikler ve bilimsel veriler uyarınca, salgın hastalığı başkalarına da bulaştırma ihtimali bulunan bireylerin bu yöndeki ısrarlı tutum ve davranışlarına karşı korumaktır.
    D) Açıklanan bu nedenlere bağlı olarak, bireysel zararın ağırlığı (la gravità del danno individuale), İtalya’nın bugün başkaca herhangi bir gerekçe ile aşılamaz nitelik arz eden ulusal menfaatlerine karşılık gelen kamunun (toplumun) üstün yararının korunmasına ilişkin öncelikli ihtiyacı (la primaria esigenza di cautela avanzata nell’interesse della collettività) ne ortadan kaldırabilir; ne sınırlandırabilir ne de ondan daha baskın gelebilir.
    E) Kaldı ki, davacının uğradığı zararların olumsuz neticeleri telâfi edilemez nitelikte değildir. Hem merkezi idare, hem de bölge idaresi tarafından hâlihazırda yapılan ve salgın sonrası (post-pandemic) süreçle başa çıkabilmek için gelecekte yapılacak hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Hatta kısa vadede, salgına karşı alınan kat’î tedbirlerin uygulanması neticesinde ortaya çıkabilecek zararları hafifletecek ya da telâfi edilebilir kılacak nitelikte, örneğin (işten çıkarılma riskine karşı) çalışma hakkının korunması ve temel gıda ve öncelikli ihtiyaçların giderilebilmesine yönelik (Corigliano Belediyesi de dâhil olmak üzere tüm belediyelerin üstlenmesi gereken) acil yardım tedbirleri (le misure di soccorso emergenziale) öngörülebilecektir.
    F) Davacı hakkında tesis edilen zorunlu karantina dört gün içinde sona erecektir. Bununla birlikte davacının, kural olarak, iptal davasının esası hakkındaki inceleme esnasında, evde zorunlu karantinada geçen müddet zarfında mahrum kaldığı gelire (maaş) karşılık gelen meblağı belgelemesi ve talep etmesi de mümkündür; meğerki, İdare tarafından uygulanan kat’î ve zorlayıcı tedbirler nedeniyle davacı ve benzer şekilde işçi statüsünü haiz kişilerin uğradığı ekonomik zarar, işçi haklarının korunmasına ilişkin yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre giderilmiş olmasın.
    G)Yukarıdaki değerlendirmeler, bu âcil oturumu gerçekleştiren hâkimin, (yürütmenin durdurulması talebinin reddine karşı yapılan) itiraz başvurusunu davacı lehine karara bağlamasını mümkün kılmamaktadır. Ne var ki, ilk derece ve kanun yolu (ikinci derece) mahkemesi, hiç şüphesiz, uyuşmazlığın esası hakkında karar verirken bu itirazları değerlendirme imkânı bulacaktır.
    İtirazın kabuledilebilir olduğuna, itirazın REDDİNE karar verilmiştir.
    (Dichiara ammissibile, e respinge l’istanza cautelare.)”

Görüldüğü üzere, covid-19 salgın hastalığıyla mücadele edilebilmesi için İtalya’da merkezi idare ve bölge idareleri tarafından yürürlüğe konulan kolluk tedbirleri ve bunlara uyulmaması halinde uygulanacak idari yaptırımlar, temel hak ve özgürlükleri ciddi ölçüde sınırlandırırken, aynı zamanda söz konusu tedbirlere uyulmaması nedeniyle İdare tarafından tesis edilen idari yaptırımlara karşı ivedi şekilde yargısal denetimin sağlanması ihtiyacı da ortaya çıkmaktadır. Buna ilişkin olarak gündeme gelen ve İtalyan idari yargılama hukukunda 2000’li yıllarda dönüşüm geçirdiği gözlemlenen “yürütmenin durdurulması” müessesesi, yapılan kanun değişiklikleriyle artık “yürütmenin durdurulması” (la sospensione dell’atto amministrativo) adıyla dahi anılmamaktadır. Ancak, klâsik unsurlarını korumak suretiyle (özellikle telâfisi güç ve imkânsız zararların doğması ihtimali) İtalyan Hukuk Muhakemeleri Usûlü Kanunu’ndan ilham alınarak idari yargılama usûlüne mahsus kriterlere göre kurgulanan yürütmenin durdurulması usûlü, “ihtiyati tedbir” (il procedimento cautelare) başlığı altında İtalyan Idari Yargılama Usûlü Kanunu’nda (madde 55-62) yeniden hayat bulmuş görünmektedir.

Bununla birlikte, hem Kalabriya Bölge İdare Mahkemesi’nin “yürütmenin durdurulması” talebi hakkındaki “ret” kararında, hem de İtalyan Danıştayı’nın bu karara karşı yapılan itirazı değerlendirdiği kararında, kamu yararı – bireysel yarar çatışmasına ilişkin İtalyan idari yargı hâkiminin yaklaşımları öne çıkmaktadır. Daha doğru bir ifadeyle “temel hak ve özgürlükler arasındaki yarışma” hususunda, toplumun genel sağlığının (hatta buna, salgına karşı alınan tedbirlere uymamakta direnen bireyler de dâhil) korunması amacı, salgın hastalıkla mücadele sürecinde bireyin (zarar görmesi kuvvetle muhtemel) ekonomik menfaatleri karşısında, İtalyan Danıştayı’nın da deyimiyle “daha da öncelikli bir değer” (un valore di ancor più primario) arz etmektedir. Dolayısıyla zaman zaman Türk Danıştayı’nın kararlarında da karşımıza çıkan “üstün kamu yararı” yaklaşımının, covid-19 salgın hastalığıyla mücadele sürecinde İtalyan idari yargısının kararlarında da kilit bir rol üstlendiğini söyleyebiliriz.


Kaynakça

  • Fabio R. TRABUCCO, “Prime note al D.P.C.M. 8 marzo 2020: con l’emergenza Coronavirus la gerarchia delle fonti diventa un optional”. İnternet erişim: http://www.lexitalia.it/a/2020/121654
  • Guido CORSO, La Giustizia Amministrativa, Il Mulino, Bologna, Edizione e-book, 2010.
  • Halit UYANIK, Ekonomik Kamu Yararı Kavramının Türk İdare Hukukundaki Anlam ve İşlevi, On iki Levha Yayıncılık, İstanbul, Ekim 2013.
  • Marcello CLARICH, Manuale di Diritto Amministrativo, il Mulino, Bologna, 3. Ed., 2017.
  • Maria Alessandra SANDULLI, “La fase cautelare”, Relazione tenuta al 56° Convegno di studi amministrativi dal titolo “La gestione del nuovo processo amministrativo: adeguamenti organizzativi e riforme strutturali”, (Kongrede sunulan tebliğ) Varenna, Villa Monastero, 23-25 settembre 2010.
  • Sabino CASSESE, Luisa TORCHIA, Diritto Amministrativo – Una Conversazione, il Mulino, Bologna, Edizione e-book, 2014.
  • Tekin AKILLIOĞLU, “Kamu Yararı Kavramı Üzerine Düşünceler”, İHİD (İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi), Cilt: 9, Sayı: 1-3, 1988.

Dipnotlar


  1. Dünya Sağlık Örgütü Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından 11 Mart 2020 tarihinde yapılan basın açıklamasında covid-19, salgın hastalık olarak ilân edilmiştir. Basın bülteni için bkz. İnternet erişim: https://www.who.int/dg/speeches/detail/who-director-general-s-opening-remarks-at-the-media-briefing-on-covid-19---11-march-2020 (Son erişim tarihi: 06.04.2020) ↩︎

  2. İdare hukuku bilimi, kamu hukukunun temellerinden birini teşkil eden idare hukukunun normatif esaslarının keşfedilmesi (la ricognizione delle fonti normative) ve ortaya çıkan her bir kavram ve müessesenin kendi bağlamı içinde ve idare hukukuna özgü bir hukuki metod (il metodo giuridico) dâhilinde sistemleştirilmesini ifade etmektedir. Bu konuya dair İtalyan idare hukuku doktrinindeki güncel bir yaklaşım için bkz. Marcello CLARICH, Manuale di Diritto Amministrativo, il Mulino, 3. Ed., 2017, s. 46; “İdare hukuku çalışanlar, idare hukuku bilimi ile idare hukukunun yaşayan boyutu (le pratiche amministrative) –yani gerçek idare hukuku- arasında sürekli bir irtibat kurmak zorundadır.” yaklaşımı için bkz. Sabino CASSESE, Luisa TORCHIA, Diritto Amministrativo – Una Conversazione, il Mulino, Bologna, Edizione e-book, 2014, s. 28. ↩︎

  3. 1789 Fransız Devrimi ile ortaya çıkan kamu yararı anlayışının, bireysel yararların toplum yararı ile çelişebileceği fikrini de beraberinde getirdiği görüşü için bkz. Tekin AKILLIOĞLU, “Kamu Yararı Kavramı Üzerine Düşünceler”, İHİD (İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi), Yıl: 1988, Cilt: 9, Sayı: 1-3, s. 16; Bu konu hakkındaki teorik temellere ilişkin güncel bir kaynak için bkz. Halit UYANIK, Ekonomik Kamu Yararı Kavramının Türk İdare Hukukundaki Anlam ve İşlevi, On iki Levha Yayıncılık, İstanbul, Ekim 2013. ↩︎

  4. İtalyan hukukunda, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması kural olarak “ancak kanunla düzenleme” yapılması halinde mümkünken, Covid-19 salgın hastalığıyla mücadele kapsamında Giuseppe Conte Hükümeti tarafından çıkarılan Bakanlar Kurulu kararlarıyla (yani düzenleyici işlemler) olağandışı bir hukuki sürecin yaşandığı, dolayısıyla normlar hiyerarşisine dair bilinen kaidelerin dondurulduğu, askıya alındığı ileri sürülmektedir. Detaylı bilgi için bkz. Fabio R. TRABUCCO, “Prime note al D.P.C.M. 8 marzo 2020: con l’emergenza Coronavirus la gerarchia delle fonti diventa un optional”. İnternet erişim: http://www.lexitalia.it/a/2020/121654 ↩︎

  5. Kalabriya Bölgesi’nin Cosenza ili sınırları içinde yer almaktadır. ↩︎

  6. La quarantena obbligatoria a carico della ricorrente “sancendone la sorveglianza sanitaria con isolamento presso la propria residenza dal 21/3/20 al 3/4/20↩︎

  7. 1948 İtalyan Anayasası ile kısmi olarak bölgesel özerklik tanınan yirmi bölge idaresinden biridir. ↩︎

  8. İtalyan İdari Yargılama Usûlü Kanunu’nda 55 ilâ 62. maddeler arasında, dava konusu idari işlemin yürütülmesi halinde telâfisi güç ve imkânsız zararların ortaya çıkması tehlikesi karşısında, dava devam ederken -kimi istisnai hallerde henüz dava açılmadan dahi- alınabilecek atipik geçici tedbir (la misura cautelare atipica) kararlarına ilişkin usûller düzenlenmektedir. Kanunkoyucu tarafından 2000 yılında 205 sayılı Kanun’la (İtalyan hukuk muhakemeleri kanunu’nda ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri idari yargıya uyarlamak suretiyle) yapılan değişiklikler, idari yargı hâkimine klâsik yürütmeyi durdurma kararı vermenin ötesinde başka birçok imkân getirmektedir. Yeni düzenlemelere göre, idari yargı hâkimi ihtiyati tedbire (l’ingiunzione); mahkeme tarafından takdir edilecek bir miktar paranın davacıya ödenmesine (pagare una somma di denaro); davacının istemi hakkında İdare tarafından yeniden inceleme yapılmasına (riesaminare l’istanza del privato); davanın esası hakkında verilecek karar için hâkim tarafından talep edilen tüm bilgi-belge ya da açıklamaların mahkemeye sunulmasına (di fornire documenti o chiarimenti in base ai quali la misura possa essere presa dal giudice) karar verebilmektedir. Bu düzenlemeler uyarınca, idari yargıda dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulması ve geçici tedbir kararlarına hükmedilebilmesi için üç farklı şekilde başvuru imkânı bulunmaktadır. 1- Kolejyal Yürütmenin Durdurulması (Normal usûl), 2- Tek Hâkimle Yürütmenin Durdurulması (ivedi usûl), 3- Dava öncesi Yürütmenin Durdurulması (ante causam, henüz dava açılmadan, dava açılması için öngörülen süre ile sınırlı olarak yürütmenin durdurulması).
    Bu uyuşmazlıkta davacı taraf, İtalyan İdari Yargılama Usûlü Kanunu 56. maddesinde düzenlenen “Tek Hâkimle Yürütmenin Durdurulması” (misure cautelari monocratiche) usûlünü izlemiştir. Dolayısıyla burada, diğer iki usûle değinilmeyecektir. Türkçesi “monokratik ihtiyati tedbirler”, ancak idari yargılama hukukuna mahsus kavramlarla “Tek Hâkimle Yürütmenin Durdurulması” şeklinde tercüme edilebilecek bir usûl öngörülmektedir. Bu usûle göre, kanunkoyucunun deyimiyle “fevkalâde ve ivedi hallerde” (in caso di estrema gravità ed urgenza), Bölge İdaresi Mahkemesi Başkanından ya da Başkan tarafından görevlendirilecek bir hâkimden, “mahkeme heyeti dosya üzerinde henüz ilk incelemesini yapmamış” ve “davalı tarafın savunması dinlenmemiş” olmasına rağmen (inaudita altera parte) dava konusu işlem hakkında ihtiyati tedbirlerin alınması (il decreto cautelare), klâsik deyimiyle yürütmenin durdurulması talep edilebilmektedir. Ancak bu başvurunun geçerli olabilmesi için, davacının duruşma yapılması yönünde talepte bulunması veyahut mahkemenin re’sen buna karar vermesi gerekmektedir. Ayrıca, başvuruyu inceleyen Mahkeme Başkanı’nın (ya da görevlendirdiği hâkimin) gerekli görmesi halinde, tedbir kararı vermeden önce davanın taraflarıyla görüşmesi de mümkündür. Tedbir kararı verilmesi durumunda, mahkeme heyetinin bir araya geldiği (dosya üzerinde yapılacak) ilk toplantıda söz konusu karar yeniden değerlendirilir; sonuçta heyet tarafıdan ya onama (confermata); ya da kaldırma (non confermata) kararı verilir. ↩︎

  9. Bu dava neden İdare Mahkemesi’nde değil de Bölge İdare Mahkemesi’nde açılmış?” sorusuna ilişkin şu cevabı vermek mümkündür: İtalyan idari yargılama sistemi, ilk derece ve ikinci derece şeklinde iki dereceli olup iki tür mahkemeden müteşekkildir: Danıştay (Consiglio di Stato) ve Bölge İdare Mahkemesi (Il Tribunale Amministrativo Regionale – TAR). Dolayısıyla ilk derece aşaması TAR’da görülmektedir. ↩︎

  10. Kalabriya Bölge İdare Mahkemesi’nin E. 359/2020, K. 165/2020 sayılı ve 28.03.2020 tarihli kararına İtalyan Danıştayı’nın resmi web sayfasından erişebilmek için bkz. https://www.giustizia-amministrativa.it/portale/pages/istituzionale/visualizza?nodeRef=&schema=tar_cz&nrg=202000359&nomeFile=202000165_06.html&subDir=Provvedimenti İnternet erişim: (30.03.2020) ↩︎

  11. İtalyan Danıştayı’nın 3. Daire, E. 2825/2020, K. 1553/2020 sayılı ve 30.03.2020 tarihli kararına resmi web sayfasından erişebilmek için bkz. https://www.giustizia-amministrativa.it/portale/pages/istituzionale/visualizza?nodeRef=&schema=cds&nrg=202002825&nomeFile=202001553_16.html&subDir=Provvedimenti İnternet erişim: (30.03.2020) ↩︎

  12. Latince bir deyim. Türkçe’ye “muteber hakkın kokusu” olarak tercüme edebiliriz. Mânâ olarak, başvurucunun mahkeme nezdinde talep konusu haline getirdiği şeyin, hakîkatte var olduğunu, başvurunun güvenilirliğini ifade etmektedir. Yani başvuru konusu edilen “şey” bir faraziye veyahut kurgu değil, vâki(dir)/sahihtir. ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve diğer mevzuat hükümlerine aykırı ve bilimsel yazma etik kurallarını aşan iktibaslar konusunda yazarların ve On İki Levha Yayıncılık’ın rızası bulunmamaktadır.
Author image
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı, Araştırma Görevlisi