Lexpera Blog

Kozmopolit Hukuk: Kant ve Schmitt

İki dünya savaşından sonra devletlerin bir araya gelerek dünyadaki tüm insanların barış ve güvenlik içinde yaşamalarını sağlamak ve bu durumu garanti altına almak adına oluşturdukları Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 24. Maddesine göre bu görev, Güvenlik Konseyi’ne aittir. Konsey özellikle, üyesi olan beş daimi üyenin sahip olduğu veto hakkına dayanarak, amacına uygun şekilde görevini yerine getiremediği gerekçesiyle uluslararası alanda gerek savaş mağduru devletler, gerek insan hakları adına oluşturulmuş örgütler ve de dünya kamuoyu tarafından ciddi şekilde eleştirilmektedir. Özellikle dünyanın belirli bölgelerinde adeta istikrar kazanmış olan ağır insan hakları ihlalleri karşısında yetersiz ve yetkisiz kalan/bırakılan bu organın güçlü devletlerin tekelinden çıkartılacak şekilde yeniden düzenlenmesinin zorunlu hale geldiğine yönelik tavsiye ve öneriler içeren çeşitli akademik yazılar uluslararası literatürde yer almaktadır.

İki büyük dünya savaşından sonra devletler arasında üçüncü bir dünya savaşı çıkmamış olsa da özellikle dünyanın belirli bölgelerinde gerçekleşen iç savaşlar ve sonrasında yaşanan ağır insan hakları ihlalleri dünya gündemini her defasında uzunca fakat kalıcı olmayacak şekilde meşgul etmiştir. Orta Doğu Bölgesi başta olmak üzere, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın hakim olduğu Afrika ülkelerinde yaşanan iç savaşlar ve çatışmalar sebebiyle, insan hakları ihlallerini engellemek amacıyla bu bölgelere güçlü devletlerce yapılan müdahaleler de ağır ihlaller kadar olumsuz şekilde eleştirilmiştir.

Amerika başta olmak üzere Güvenlik Konseyi üyelerinin, uygun gördüğü takdirde, müdahale ettikleri bölgelerde çatışma, savaş ve insan hakları ihlallerinin sonu gelmediği gibi bu müdahalelerin uygulanma yöntemleri nedeniyle de önemli derece hak ihlalleri ortaya çıkmıştır ve uluslararası kamuoyunda tepki çekmiştir; mesela Afganistan, Irak ve son olarak Suriye müdahalelerinde olduğu gibi bu ülkelerde kalıcı bir barış sağlanamadığı gibi , ülkeler üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar çekişmesine giren güçlü ve müdahaleci devletler, bu bölgelerdeki istikrarsızlığın da kalıcı olmasına neden olmaktadırlar.

Savaş, barış, devletler ve onların egemenliği ya da insan hakları üzerine ilk çağlardan günümüze dair önemli isimler önemli eserler vermiştir. Bu eserlerden bazıları gerçekleşmiş birer öngörü niteliğindedir; öyle ki birçoğu günümüz dünyasının sorunları üzerine yeniden ele alınıyor. Son yıllarda Immanuel Kant ve Carl Schmitt’in görüşleri paralelinde, Birleşmiş Milletler, egemenlik, savaş hukuku ya da insan hakları ihlalleri gibi konuları ele alan ve genellikle günümüz uluslararası hukukun minvalini eleştiren birçok önemli eserler ortaya konulmaktadır. Bu iki düşünürün görüşlerinin güncelliğini bu denli korumalarının bize göre iki önemli nedeni vardır; birincisi, ikisinin de (farklı zaman dilimlerinde yaşamış olsalar dahi) uluslararası hukuk ve devletler üzerine gerçekleşmiş öngörüleri mevcuttur; ikinci ise Kant’ın tezine karşı Schmitt’in anti-tez olarak ortaya koyduğu eleştirilerinin güncel uluslararası hukuk sorunları ile örtüşüyor olmasıdır.

Birçok önemli eserleriyle, hala ilgi odağı olan Immanuel Kant’ın, günümüz uluslararası hukuk yapısının ve sözleşmelerinin entelektüel temeli olarak görülen “Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Deneme” (1795) adlı eseri de son yıllarda özellikle kozmopolit hukuk üzerine yapılan çalışmalar için başvurulan önemli bir çalışmadır. Kant’ın idealist bir yaklaşımla ortaya koyduğu bu eserde, devletlerin bir hukuk çatısı altında bir araya gelerek, kozmopolit bir düzen kurabileceklerinden bahseder. Düşünür, neredeyse tüm öğretisinin temeline koyduğu ahlak anlayışı üzerine şekillendirmeye çalıştığı bu kozmopolit düzen sonucunda ortaya kozmopolit bir hukuk düzeninin çıkacağını ifade eder. Öyle ki bu düzenin oluşturulması için devletler için şart koştuğu bazı maddeler bugünkü Birleşmiş Milletler sözleşmesiyle neredeyse, en azından anlam ve amaç bakımından, aynıdır;

“İster küçük, ister büyük hiçbir bağımsız devlet, başka herhangi bir devletin egemenliği altına miras, değişim, alım-satım ya da bağış yollarıyla hiçbir zaman geçmemelidir”

“Hiçbir devlet, başka bir devletin anayasasına ya da hükümetine zor kullanarak karışmamalıdır.”

Bu maddeler Kant’ın 1795 yılında ele aldığı eserde geçmektedir. Kant’ın bu tavsiyelere uyulması şartıyla, zamanla dünya üzerinde kalıcı bir barışın olabileceği iddiası zaman zaman ütopya olarak değerlendirilmiş ve eleştirilmiş olsa da biz bu görüşe katılmıyoruz; zira bugün dünyada kalıcı bir barışın sağlanamamış olması Kant’ın görüşlerinin ütopik olduğundan değil, egemen ve güçlü devletlerin uluslararası hukuku gerçek anlamda uygulamak konusundaki isteksizliğindendir. Bu noktada bir diğer düşünür, Carl Schmitt’in görüşlerine başvurmakta fayda vardır. Kant’ın aksine oldukça realist bir bakış açısına sahip olan Schmitt, uluslararası hukuk düzeninin hiçbir zaman bir dünya barışı sağlayamayacağını iddia eder. Ve kalıcı barış gibi bir düzeni idealize edenleri de apolitik olmakla eleştirir; çünkü ona göre siyaset hukuktan üstündür. Politik-olan esas karar vericidir ki hukuku da istediği şekilde yönetebilir. Sırf bu düşüncesinden dolayı Schmitt, Milletler Cemiyeti, Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlara inanmaz ve şu bağlamda eleştirir; ona göre hukukun uygulanabilmesi öncelikle politikanın alanına girer; bu yüzden, oluşturulan bu kuruluşlar zamanla siyasallaşacak ve güçlü devletlerin araçları haline gelecektir; Güvenlik Konseyi üyelerinin gerektiğinde kendi çıkarları doğrultusunda karar aldıkları ya da almadıkları için insan hakları ihlallerine neden oldukları gerçeği karşısında Schmitt’in bu öngörüsü bugün gerçekleşmiştir.

Sonuç olarak, küreselleşen bu yeni dünya düzeninde, ilk çağlardan bugüne hiçbir değişime uğramaksızın ve istikrarlı bir şekilde devam eden ağır insan hakları ihlalleri, Kant’ın ideali ile Schmitt’in realizmi arasında, insanlığı bir bilinmezliğe doğru sürüklemektedir.


Bu konuda ayrıca Zeynep Gültepe'nin "Immanuel Kant'ın Kozmopolit Hukuk İdealine Karşı Carl Schmitt'in Realizmi" adlı eserine başvurulabilir.

On iki Levha Yayıncılık

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Hakkında Zeynep Gültepe