Lexpera Blog

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararını Verdi: Rekabet Yasağından Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir

İşçinin hizmet akdi sona erdikten sonra, Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m. 444 vd. düzenlenen rekabet yasağının ihlalinden doğan davalarda görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu hususunda geçtiğimiz günlerde Yargıtay 11’inci Hukuk Dairesi görüşünü açıkladı. Bu yazımızda, özellikle 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (“İMK”) 25.10.2017 itibariyle yürürlüğe girmesinden sonra tartışmaların yeniden alevlendiği görevli mahkeme hususunda geçmişteki uygulamalara değinecek, sonrasında görüşümüzü ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin kararını aktaracağız.

I. Önceki Düzenlemeler ve Uygulamalar

TBK m. 444 vd düzenlenen hizmet ilişkisi sonrası için öngörülen rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıklar eski TTK döneminden bu yana mutlak ticari dava kapsamında düzenlenmiş olup mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu döneminde verilen Yargıtay kararlarında 2012 yılına kadar iş mahkemelerinin, 2012 sonrasında ise ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna karar verildiği, son dönemde uygulamanın ticaret mahkemelerinin görevli olduğu şeklinde yerleştiği görülmektedir.

Şöyle ki; Mülga İş Mahkemeleri Kanunu döneminde, Yargıtay içtihatlarında, iş sözleşmesinin devam ettiği süreçte işçinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıldığı iddiasıyla açılan davaların iş mahkemesinde görüleceği, öte yandan iş sözleşmesi sona erdikten sonraki dönem için kararlaştırılan rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık iddiasıyla açılan davalarda ise ticaret mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmektedir.

İlk olarak; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun uyuşmazlığı görev yönünden değerlendirdiği 2008 tarihli bir kararında, “dava konusu rekabet yasağının dayanağı, isçinin hizmet akdinden kaynaklanan sadakat borcundan kaynaklanmakta olup, hizmet akdinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme iş mahkemesidir.” denilmektedir (Yargıtay HGK 22.09.2008 tarih ve 9-517/566 sayılı kararı, aynı yönde 21.09.2011 tarih ve 9-508/545 sayılı kararı).

Sonrasında ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu defa ticaret mahkemelerinin görevli olduğu yönünde kararlar vermiş ve içtihat istikrarlı biçimde bu yönde yerleşmiştir. “…İş akdinin devamı sırasında işçinin sadakat borcundan kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırılık halinde, bu tür davalara bakmakla görevli mahkeme iş mahkemesidir. İş akdinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi halinde ise, buna dayalı olarak açılacak dava niteliği itibariyle 818 Sayılı BK'nun 348. maddesi kapsamına girmekle ve bu kapsamdaki davalar TTK.nun 4/1-3 maddesinin açık hükmü karşısında tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari davalardan olmakla, bu tür davaların ticaret mahkemesinde incelenip karara bağlanması gerekir…” şeklinde karar vermiştir (Yargıtay 29.02.2012 gün ve 2011/11-781 E., 2012/109 K., aynı yönde Yargıtay HGK 27.02.2013 tarih ve E. 2012/9-854, K. 2013/292 sayılı kararları).

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de aynı yönde, “Hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen 818 S.K. 348. md. kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklara dair davaların 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu`nun 4/1-3. maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece mutlak şekilde ticaret mahkemelerinin görevine giren davada görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalıdır.” şeklinde ifade ederek ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu belirtmektedir (Yargıtay 9. HD, E. 2011/8669, K. 2013/12931, T. 30.4.2013. Aynı yönde; Yargıtay 9. HD E. 2012/25286, 2014/17992 K., 03.06.2014 T. Kararı, Yargıtay 9. HD E. 2012/9107, K. 2013/28992, T. 12.11.2013.).

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise, “İş aktinin devamı sırasında işçinin sadakat borcundan kaynaklanan rekabet etmeme yasağına aykırılık halinde, bu tür davalara bakmakla görevli mahkeme iş mahkemesidir. İş aktinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi halinde ise, buna dayalı olarak açılacak dava niteliği itibariyle 6098 sayılı TBK'nın 444. maddesi kapsamına girmekle ve bu kapsamdaki davalar TTK'nın 4/1-3 maddesinin açık hükmü karşısında tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari davalardan olup, bu tür davalar ticaret mahkemelerinde incelenip karara bağlanır.” denilmek suretiyle ticaret mahkemelerinin görevli olduğu ifade edilmektedir (Yargıtay 11 HD 17.10.2016 tarihli, 2016/10595 E., 2016/8147 K. Aynı yönde, Yargıtay 11 HD 25.06.2013 T., 2012/18643 E., 2013/13305 K., Yargıtay 11 HD 25.01.2011 T., 2009/12088 E., 2011/718 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 10.11.2014 tarihli 2014/10834 E. 2014/17252 K.)

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise, 2016/27017 E., 2020/665 K., 20.01.2020 T. Kararında; “Somut olayda taraflar arasında imzalanan gizlilik anlaşması başlıklı beyan ve taahhütname gereğince davacının çalışma ilişkisinin sona ermesinden sonra aynı işkolunda işverenle rekabet halinde olan bir başka işyerinde çalışmaya başlaması nedeni ile istenen tazminat alacağı konusunda davaya bakma görevi ticaret mahkemesine aittir.” denilmektedir.

Görüldüğü üzere, mülga İş Mahkemeleri döneminde Yargıtay HGK ve Yargıtay’ın çeşitli daireleri hizmet akdi devamı sırasında rekabet etmeme borcuna aykırılık halinde iş mahkemelerinin, hizmet ilişkisinin sona erdiği dönemde rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık halinde ise ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu kabul etmektedir.

II. 7036 Sayılı İMK Yürürlüğe Girdikten Sonra Ortaya Çıkan Tartışma

7036 sayılı girmesinden sonra İMK m. 5/a uyarınca, iş mahkemeleri; İş Kanununda veya Türk Borçlar Kanununda düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakmakla görevlidir.” hükmüne istinaden doktrinde ve yargı içtihatlarında İMK m. 5/a ile TTK m. 4/1-c arasında çatışma olduğu ve uyuşmazlığın hangi norma göre çözüleceği konusunda görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.

Bu noktada, doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüş, yargıya intikal eden uyuşmazlıklarda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri tarafından, benzer olaylarda kesin nitelikte farklı yönde kararlar verildiğinden, uygulama birliğinin sağlanması için İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talebi ile Yargıtay’a başvurulmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından önceki tarihli kararlarında, hizmet ilişkisi sona erdikten sonraki dönem için öngörülen rekabet yasağından doğan uyuşmazlıkların ticari dava kapsamında olduğu görüşünü benimsenmiş ise de, anılan dairenin 01.06.2021 tarihli kararında bu uygulamadan dönülerek TBK m. 444 kapsamındaki rekabet yasağından doğan davaların iş mahkemelerinin görevli olduğuna karar verilmiştir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 25.10.2017 itibariyle yürürlüğe girmesinden sonra Yargıtay 9’uncu Hukuk Dairesi 1 Haziran 2021 tarihli kararında içtihadını değiştirmiş ve TBK m. 444’ten doğan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiş idi[1].

III. Görüşümüz

Görevli mahkemenin tayini hususunda 2021 yılının Eylül ayında Legal Hukuk Dergisi’nin 225. sayısında yayımlanan “Rekabet Yasağından Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkemenin 7036 Sayılı Kanun’un Yürürlüğe Girmesi Sonrasında Değerlendirilmesi” başlıklı makalemizde[2]; gerek rekabet yasağı, gerekse İMK m. 5/a ile TTK m. 4/1-c hükümlerine ilişkin olarak Serozan tarafından işaret edilen hükmün lafzına, tarihine, amacına, onun sistematiğine, anayasal değer yargılarına, eşitlik ilkesine ve sosyal gerçekliğe uygun değerlendirme için tüm yorum ilkeleri uyarınca değerlendirmeler yapılmış ve özetle;

  • Görevli mahkemenin tespiti için yasa hükümlerini yorumlarken, sistematik yorum ilkeleri esas alınarak değerlendirme yapılması gerektiği, bunun için, yasa hükmünün ait olduğu hukuk dalı ve tüm hukuk sistemi içindeki sistematik yerinin incelenmesi gerektiği, bu bağlamda, çalışmamızda bağlantılı normlar incelenirken farklı disiplinler söz konusu olsa da, TTK m. 1 ile Türk Ticaret Kanunu ile Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu arasında kurulan bağlantının dikkate alındığı ve incelemenin, tüm yorum ilkeleri dikkate alınarak; yasa hükmünün lafzı ve koruduğu menfaat araştırılarak gerçekleştirildiği,

  • İlgili düzenlemelerin; tüm hukuk düzeni içinde yer aldığı sistematik bakımından değerlendirme yaptığımızda, ticari işletmenin gayri maddi varlıklarından ve kişilik haklarından sayılan “sır” vb. unsurların TBK’nda düzenlenen rekabet yasağı ile korunması ve bu yasağın ihlalinden doğan uyuşmazlıkların TTK m. 4/1-c kapsamında mutlak ticari dava olarak kabul edilmesinin, korunan menfaatin temelinde gerek TTK gerekse BK’nın ayrılmaz bir parçası ve tamamlayıcısı olduğu Medeni Kanun kapsamındaki ticari işletmenin ekonomik geleceğinin ve sırlarının korunmasının kişilik haklarının parçası ve gereği olması yattığı, rekabet yasağının amacının işçinin ekonomik özgürlüğünü değil, tam aksine ticari işletmenin geleceğini korumak olduğu, bu nedenle İş Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında düzenleme yapılmadığı,

  • Rekabet yasağına ilişkin normun koruma amacının; yatırım yapmak, risk almak suretiyle kurulan ticari işletmelerin zaman içinde emek ve masraf ile elde ettiği bilgi ve birikimi korumak olduğu, ticaret hayatına özgü, kişinin ekonomik özgürlüğü ve ticaret hayatına katılmasına yönelik olan bu hususların ticari dava kapsamında incelenmesi gerektiği, ticari sır, iş sırrı, üretim sırrı, müşteri çevresi gibi gizli ve ekonomik değer ifade eden bilgilerin ve tacir sıfatına bağlanan hak ve yükümlülüklerin işçi-işveren sıfatları ve iş ilişkisi ile ilgisi olmadığı, tarafların hizmet akdi sona ermesini takiben işçi-işveren sıfatını taşımadıkları ve taraflar arasındaki ilişkinin artık iş ilişkisi kapsamında nitelendirilemeyeceği,

  • TBK m. 447 uyarınca rekabet yasağının sona erme sebeplerinden biri olan, iş sözleşmesinin feshinin haklı olup olmadığı konusunda bir uyuşmazlık/dava bulunduğu takdirde, bu hususta iş mahkemesinin kararı, ticaret mahkemesi tarafından bekletici mesele yapılabileceği, vakıaların büyük çoğunluğunda iş ilişkisinin istifa, ikale gibi yollarla sona erdiği,

  • Hizmet ilişkisi sonrası için düzenlenen rekabet yasağında, 4857 sayılı İş Kanunu’nun korumasına ihtiyaç duyulan bir hizmet ilişkisi ve görece zayıf konumda bulunan bir işçi artık söz konusu olmadığı, kaldı ki, emredici nitelikteki TBK m. 445 uyarınca rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı, iş ilişkisinin sona ermesiyle bağımlılık ilişkisinin ortadan kalktığı ve taraflar eşit hale geldiği, herhalde, TMK m. 23 uyarınca kişinin çalışma özgürlüğünden vazgeçmesi veya çalışma özgürlüğünün hukuka veya ahlaka aykırı olarak sınırlanmasına rıza gösterdiği rekabet yasağı sözleşmeleri kesin hükümsüz olduğu, dolayısıyla bu noktada iş mahkemesi korumasına ihtiyaç duyulacağı görüşüne katılmanın mümkün olmadığı,

  • Kaldı ki, aynı bakış açısı ile, işçinin ticari sırlara nüfuz edip etmediği, yasak konusu bilgilerin ticari sır, imalat sırrı, iş sırrı vasfı taşıyıp taşımadığı, hangi sırların kullanıldığı, rakip işletme ve rekabet etme iddiasının doğru olup olmadığı, haksız rekabet teşkil edip etmediği, ortaya çıkan zararın maddi ve manevi boyutunun da iş mahkemesi tarafından tespiti mümkün olmadığı, anılan hususların TTK kapsamında sağlıklı değerlendirilmesi ancak ticaret mahkemelerin uzmanlığı dahilinde mümkün olacağı,

  • Son olarak, konuya kanunlar ihtilafı açısından yaklaştığımızda, iş mahkemelerinin görevini düzenleyen İMK m. 5’in sonraki tarihli genel hükmün, TBK m. 444 ila m. 447 arasında düzenlenen rekabet yasağından doğan uyuşmazlıkların mutlak ticari dava olduğunu düzenleyen TTK m. 4/1-c’nin ise önceki tarihli özel hüküm olduğu, kanun koyucunun özel hükmü kaldırdığına dair açık bir iradesi bulunmadığı takdirde sonraki genel hükmün, önceki özel hükmü yürürlükten kaldırmayacağı gerçeği karşısında, TTK m. 4/1-c’nin uygulanmayacağını kabul etmek mümkün olmadığı, zira, görevin kanunla düzenlendiği ve kamu düzenine ilişkin olduğu, yasa koyucunun sonraki hüküm olan İMK m. 5’in ne lafzında ne de gerekçesinde bu yönde bir irade ortaya koymadığını ifade etmiştik.

IV. Yargıtay 11’inci Hukuk Dairesinin Uyuşmazlığın Giderilmesine Dair Kararı

Yargıtay 11 Hukuk Dairesi, 3 Aralık 2021 tarihli ve E. 2021/1534, K. 2021/6811 sayılı uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararında; “TBK’nın 444-447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1–c maddesi gereğince aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca Ticaret Mahkemelerine ait olacağına” karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde;

  • TTK’nın 1. maddesinin bu Kanunun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtmekte olup 6098 sayılı Kanun’un 646. maddesi uyarınca TBK’nın Türk Medeni Kanunu’nun 5. kitabı ve onun tamamlayıcısı olarak addedilmesi nedeniyle TBK’da düzenlenen hükümlerin diğer kanunlarla ilişkilendirilmesine ilişkin yorum faaliyetinde, yöntemsel olarak, söz konusu üç temel kanuna yansıyan bu bütünlüğün göz önünde bulundurulması gerektiği,

  • 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun “Görev” kenar başlıklı 5. maddesi, madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, İş Mahkemeleri’nin görev alanını 5521 sayılı Kanun hükmüne nazaran genişletmiş, 6098 sayılı TBK’da hizmet sözleşmesine tabi işçilerin, işverenleri ile “iş ilişkisi” nedeniyle sözleşme ve kanundan doğan hukuk uyuşmazlıklarını da iş mahkemelerinin görevi kapsamına alındığı,

  • Ancak, rekabet yasağına ilişkin TBK’nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen hükümler, doğrudan hizmet sözleşmesinin bir unsuru olarak görülemeyeceği gibi rekabet yasağının işçi-işveren arasındaki hizmet sözleşmesinin ve buna bağlı olarak iş ilişkisinin sona ermesinden sonra hüküm ifade edecek mahiyette olması, işçinin tek taraflı bir taahhüdü suretiyle de oluşturulması mümkün bulunmakla, rekabet yasağının ihlali halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkların iş ilişkisinden yahut hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilemeyeceği,

  • İşçinin bizatihi hizmet sözleşmesinden ve buna bağlı olarak oluşan iş (hizmet) ilişkisinden kaynaklanan rekabet etmeme ve işverene ait sırları saklama yükümlülüğü, TBK’nın 396. maddesinde tanımlanan ve kanundan kaynaklanan işçinin özen ve sadakat borcu ile ilişkili olduğu, TBK’nın 444. maddesinde tanımı yapılan ve taraf iradesine bağlı olarak ortaya çıkan rekabet etmeme taahhüdü (rekabet yasağı) ise, açıklanan bu karakteri nedeniyle, işçinin kanundan kaynaklanan özen ve sadakat yükümlülüğünün bir devamı yahut işçinin bu borcunun, sözleşme sona erdikten sonra da devamına olanak sağlayan bir düzenleme niteliğinde olmadığı,

  • Bu çerçevede, İş Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemelerinin görev alanları bakımından bir hüküm uyuşmazlığından bahsedilemeyeceği gibi 7306 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile TBK’daki rekabet yasağına ilişkin hükümlerin mutlak ticari dava olarak tanımlanmasına ilişkin TTK’nın 4. maddesi hükmünün zımnen ilga edilmiş olduğunun da ileri sürülemeyeceği,

  • İlave gerekçe şerhinde ise, somut uyuşmazlığın, 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun Görev başlıklı 5. maddesinin, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın 4/1 – c maddesini fiili olarak yürürlükten kaldırıp kaldırmadığı hususunda kaynaklandığı,

  • Kanunlar çatışması halinde, bunlardan hangisine itibar edilmesi gerektiğiyle ilgili önceki kanun-sonraki kanun, genel kanun-özel kanun gibi bir takım kıstasların mevcut olduğu,

  • Yürürlük tarihi kıstasına göre; sonraki kanun olan İş Mahkemeleri Kanununa öncelik verilmesi gerekli ise de, her iki kanun metni büyüteç altına alındığında; birinin özel hüküm, diğerinin ise ona kıyasla genel hüküm niteliğinde kaleme alındığı müşahede edilmekle konunun bu kapsamda ele alınıp tartışılması daha isabetli görülmüştür.

  • TTK’nın 4/C – 1 maddesinde ise TBK’nın 444-447 maddeleri açıkça zikredilmek suretiyle adeta nokta atışı yapılarak hiçbir tereddüte yer bırakmadan işin mutlak ticari dava mahiyetinde olduğu vurgulanmıştır. Bu durumda TTK’daki hükmün, İş Mahkemeleri Kanunundaki düzenlemeye nazaran özel hüküm niteliği taşıdığı apaçık ortada olduğu,

  • Diğer yandan, rekabet yasağı kapsamındaki “ticari sır” kavramı, konusunda ihtisas sahibi mahkemelerce, mevcut piyasa şartları çerçevesinde tartışılıp değerlendirilmesi gereken ticari bir kavram olduğundan, işin Ticaret Mahkemesinde görülmesi, hakkaniyet ilkesine de uygun düşeceği,

  • Sonuç olarak, TBK’nın 444 - 447 maddelerinden doğan rekabet yasağının ihlaline dair uyuşmazlıklara bakma görevinin TTK’nın 4/1 – c maddesi gereğince, Ticaret Mahkemelerine ait olacağı BAM Daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesi gerektiği hususundaki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmekle birlikte yukarıda açıklanan görüşün de gerekçeye eklenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.


Dipnotlar


  1. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin, T. 01.06.2021, E. 2021/3076, K. 2021/9789 sayılı kararının gerekçesinde; işçinin haklarının adalet mercilerinde çabuk, kolay ve ucuz bir surette almasını temin etmek amacıyla özel İş Mahkemeleri Kanunu çıkarıldığı, İş Mahkemeleri Kanunu ile işçi ve işveren arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden doğan uyuşmazlıkları çözme görevinin iş mahkemesine verilmiş olmasının, Türk Ticaret Kanunu'nun 5.maddesinde yer alan “aksine hüküm bulunmadıkça” ibaresinin karşılığı olduğu, rekabet yasağına ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444–447.maddeleri hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler içinde düzenlendiği, her iki kanunda da rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulması ve sınırları özellikle işçinin korunması ilkesi dikkate alınarak düzenlendiği, işçi ile işveren arasında sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına ilişkin bir anlaşma olmadıkça, Borçlar Kanunu'ndaki hükümler tek başına işverene talep hakkı vermeyeceği, burada borcun kaynağının kanun değil, iş sözleşmesi olduğu, TBK’nun 447.maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak ya da işçi tarafından haklı nedenle feshedilmiş olması halinde rekabet yasağının sona ereceği düzenlenmiş olup, haklı fesih müessesesinin iş hukuku ilkeleri çerçevesinde ticaret mahkemesince değerlendirilmesinin güç olduğu, uyuşmazlığın kaynağı iş sözleşmesi olduğundan Türk Borçlar Kanununun 444 ve devamı maddelerine dayalı olarak İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kişinin, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılan cezai şartın tahsiline ilişkin davalarda iş mahkemeleri görevli olduğu belirtilmektedir. ↩︎

  2. “Rekabet Yasağından Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkemenin 7036 Sayılı Kanun’un Yürürlüğe Girmesinden Sonra Değerlendirilmesi”, Legal Hukuk Dergisi, 19(225), 2021, s.3965-4020. ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Pekdinçer & Partners
Author image
LL.M., Pekdinçer Hukuk Bürosu Of Counsel