Lexpera Blog

Ankara 38. Bölge Adliye Mahkemesinin Cumhuriyet Halk Partisinin 38. Olağan Kurultayı Hakkında Verdiği “Mutlak Butlan” Kararı Sonrasında Ortaya Çıkan Hukuki Sorunlar

1. Giriş Yerine: Ankara 38. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Anayasaya Aykırılığı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın iptaline ilişkin davada Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 24 Ekim 2025’te verdiği “davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına” dair hükme ilişkin kararla ilgili istinaf incelemesini tamamlayarak esas dava ile birleşmesine karar verilen dosyalar yönünden yapılan istinaf başvurularının kabulü ile Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ilgili kararının kaldırılmasına karar vermiştir. BAM bu kararında ayrıca “mutlak butlanla sakatlanmış 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay ile göreve gelen genel başkan Özgür Özel'in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi Üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar TEDBİREN GÖREV ÜSTLENMELERİNE/GÖREVE İADELERİNE” de hükmetmiştir. Öncelikle bu kararın siyasi partilere ilişkin yasal hükümlere ve seçim hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu belirtmek gerekir. Seçim sonucunu sakatladığı ileri sürülen usulsüzlüklerin çözüm yeri hukuk mahkemeleri değildir.[1] YSK içtihadında da seçim işlemleri nedeniyle seçimin iptali taleplerinin olağanüstü itiraz yolu ile süresi içinde yazılı başvuru olması halinde incelenebileceği ve seçimin iptali taleplerinin tam kanunsuzluk sonucunu doğurmayacağı açıkça görülmektedir.[2] Gerçekten de CHP 38. Kurultayına ilişkin itirazların nasıl karara bağlanacağı, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) 21. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre siyasi parti kongrelerinde “kongre divanının” çekilmesinden sonra seçim kurulunun görevi başlar. Söz konusu seçimlerin yürütülmesi ve yönetimi görevini SPK’nın 21. maddesinin 7. fıkrası gereği üstlenecek sandık kurullarının oluşturulması görevi ise seçim kurulu başkanına verilmektedir. Seçim kurullarının (YSK dahil) bile kongreyi iptal yetkisi yoktur; seçim kurulunun iptal yetkisi de seçimli kongrelerde seçimlerin iptali ile sınırlıdır.[3]

Dolayısıyla SPK’da yer alan açık düzenlemeler karşısında Türk Medeni Kanunu’nun "Kararın İptali" başlıklı 83. maddesi hükmüne dayanarak Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılamaz. Burada bir görev ihlali söz konusudur. Nitekim Anayasa Mahkemesi de çeşitli kararlarında başka mercilerin Dernekler Kanunu’ndaki hükümleri gerekçe göstererek siyasi partiler hakkında müeyyide uygulamasının düşünülemeyeceğini vurgulamaktadır.[4]

Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi kararına ilişkin olarak yukarıda yapılan hukuki tespit saklı kalmak kaydıyla, aynı Mahkeme tarafından bu karar bağlamında verilmiş olan tedbir kararının çeşitli yönlerden değerlendirilmesi gerekmektedir. “Mutlak butlan” ile iptal edilen kongrenin devamındaki olağanüstü kurultayda kabul edilen tüzüğün hukuki durumu, TBMM CHP Grup Başkanlığı’na ilişkin hukuki tartışmalar, CHP’nin seçime girme yeterliliği ve “mutlak butlan” kararının SPK’nın 14. maddesinin 6. fıkrasında öngörülen büyük kongrenin olağanüstü toplanabilmesi yollarını kapatıp kapatmadığı bu bağlamda ele alınmalıdır.

2. Bölge Adliye Mahkemesinin Tedbir Kararı Sonrasında 39. Olağan Kurultay’da Kabul Edilen Tüzüğün Hukuki Durumu ve Sonuçları

Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili kararında “CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayının mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) nedeni ile iptaline karar verildiğinden bu tarihten sonra yapılan tüm Olağan ve Olağanüstü Kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların İPTALİNE, 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultaydan ÖNCEKİ DURUMA DÖNÜLMESİNE” karar verilmişse de bu karar henüz kesinleşmediğinden, BAM ilgili kararda bir alt fıkrada bazı tedbirlere hükmetmiştir. Bu noktada Mahkeme, “mutlak butlanla sakatlanmış 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay ile göreve gelen genel başkan Özgür Özel'in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi Üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar TEDBİREN GÖREV ÜSTLENMELERİNE/GÖREVE İADELERİNE, İhtiyati tedbir kararının, gereği için Yüksek Seçim Kuruluna, Ankara İl Seçim Kuruluna, Çankaya 4. İlçe Seçim Kuruluna ve Ankara Valiliğine gönderilmesine“ karar vermiştir.

Bu noktada ihtiyati tedbir kararının içerdiği hükümlerde düzenlenmeyen iki önemli konu dikkat çekmektedir. Tedbir kararı, 4-5 KASIM 2023 tarihli Kurultay ve sonrasındaki yapılan Kurultay’larda alınan karara ilişkin bir hüküm içermemektedir. Bunun doğal sonucu ise 6-7-8 EYLÜL 2024 tarihinde yapılan olağanüstü kurultay sonucunda kabul edilen parti tüzüğünün halen yürürlükte olmasıdır.

Diğer tartışmalı durum ise CHP Merkez Yönetim Kuruluna ilişkindir. Zira bu tedbir kararında “4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar“ görevi üstlenmeleri hüküm altına alınmış olsa da, Merkez Yönetim Kurulu üyelerine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Dolayısıyla ilgili tedbir kararı gereğince görevi üstlenmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Merkez Yönetim Kurulu üyelerini göreve seçmesi için Parti Meclisinden onay alması gerekmektedir. Zira CHP’nin 20 Olağanüstü Kurultay sonucunda kabul Tüzüğü uyarınca “Genel Sekreter ile hukuk, seçim, idari ve mali işler, örgüt, yerel yönetimler, medya, halkla ilişkiler ve bilişimden sorumlu alanlardaki genel başkan yardımcıları ile sayı ve görev alanları genel başkanca belirlenen diğer genel başkan yardımcıları genel başkanın önerisi üzerine Parti Meclisinin (PM) salt çoğunluğunun onayıyla göreve başlar.” Bu nedenle ilgili MYK üyelerinin, PM üyelerinin onayını alması gerekmektedir. Oysa ki 2018 tarihli Tüzük, MYK üyelerinin doğrudan Genel Başkan tarafından göreve atanmasını; ancak PM üyelerinin üye tam sayısının 1/3’ünün önerisi üzerine yine PM üyelerinin salt çoğunluğuyla MYK üyelerinin görevden alınabilinmesini öngörrmekteydi.

Özetle ilgili BAM kararına karşın Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin göreve başlayabilmeleri halen yürürlükte olan Tüzük hükümleri uyarınca PM onayına tabidir.

3. 23 Mayıs Tarihli TBMM CHP Grup Başkanlığı Seçimi

Kamuoyunda yine oldukça tartışmalı olan bir başka husus ise BAM’ın verdiği mutlak butlan kararı sonrasında CHP Grup Başkanlığı görevini kimin yürüteceği ve bu göreve ilişkin yapılan seçimin nasıl olacağıdır.

Bu noktada çok kısaca siyasi parti gruplarının anayasal statüsüne değinmek gerekmektedir: Siyasi parti gruplarında yer alan milletvekillerinin belirli bir ölçüde parti disiplinine bağlı kalmak zorunda kalsalar da bu durum karşılaştırmalı hukukta “serbest milletvekili ilkesi (freies Mandat)”[5] olarak ifade edilen ve 1982 Anayasası’nın “milletin temsili” başlıklı 80. maddesindeki milletvekillerinin tüm milletin temsilcisi olduğu şeklinde yer alan hüküm gereğince parti genel merkezlerine karşı özerkliklerini güvence altına almaktadır.[6] Diğer bir ifadeyle temsili vekalet ilkesi ve uygulanması, siyasi parti gruplarında yer alan milletvekillerinin belirlenmesinde genel merkezlerin belirli bir riziko üstlenmelerini ve parti disiplinin parti grubunda yoğunlaşmasından kaçınılmasını gerektirir.[7]

Siyasi parti gruplarına ilişkin düzenlemeler gerek TBMM İçtüzüğü gerekse de SPK’da yer almaktadır. TBMM İçtüzüğü’nün 18. maddesinde, en az 20 milletvekili bulunan siyasi partilerin TBMM’de grup kurma hakları olduğu belirtilmektedir. Parlamentodaki siyasi parti gruplarının başkanına ilişkin ise 2820 sayılı Kanun’un 26. maddesi, partinin genel başkanının milletvekili değilse grup başkanının grup üyeleri arasından seçileceğini öngörmektedir. Genel başkanların daha çok partilerin genel merkezinde bulunduğu göz alındığında, parlamento grubunun sevk ve idaresinde en önemli görev grup başkanına düşmektedir.[8]

2820 sayılı SPK’nın ilgili hükümleri dışında halen yürürlükte olan 2024 tarihli CHP Tüzüğü ve CHP TBMM Grup İçyönetmeliğinin 6. maddesi uyarınca CHP Genel Başkanı aynı zamanda TBMM Grup Başkanı’dır. Ancak genel başkanının TBMM üyesi olmaması durumunda TBMM Grubu, üyeleri arasından, Başkanını üye tamsayısının salt çoğunluğu ile bir yıl için seçer. Bu durumda, ilgili İçyönetmelik uyarınca TBMM Grup Başkanı Genel Başkana bağlı olarak çalışsa da, Grup Başkanının bu noktada Genel Başkan’a bağlı olmasının içeriği ve bu hükme uyulmaması durumunda TBMM Grup Başkanı açısından yaptırımın ne olacağı belirsizdir. Bu durumda akla gelebilecek yegane hüküm yine Tüzüğün 63. maddesinde yer alan “Partili TBMM üyelerinin grup disiplinine, iç yönetmeliğe, bağlayıcı grup kararlarına aykırı ya da göreviyle bağdaşmayan eylemlerinden doğan parti suçları Grup Yönetim Kurulunun istemi üzerine Grup Disiplin Kurulunca karara bağlanır“ hükmüdür.

4. BAM Hukuk Dairesi’nin Tedbir Kararı CHP’nin Seçime Katılma Yeterliliğinin Kaybına Yol Açar Mı?

BAM Hukuk Dairesinin “mutlak butlan” kararı sonrasında tartışmalı olan hususlardan birisi de 2820 sayılı SPK’nın 36. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca “parti tüzüğünde belirtilen süreler içinde birinci ve ikinci fıkrada belirlenen teşkilatlanma yeter sayısı esas alınarak ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamış olan siyasi partilerin seçime katılma yeterliliğini kaybedeceği” yönündeki hükmün CHP açısından uygulama alanı bulup bulamayacağıdır.

2820 sayılı Kanun’un 36. maddesinin ilk fıkrasında “siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması” şartı aranmaktadır. Yasa koyucu “ülke çapında örgütlenme” ve akabinde “büyük kongrenin yapılması” kuralı ile siyasi partilerin seçime girme yeterliliği açısından gerekli olan “ciddilik” kriterinin yerine getirilmesini aramaktadır.[9] Hiç kuşkusuz SPK’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hüküm kendi iradesi ile kongrelerini yapmamış olan siyasi partiler açısından geçerlidir.

Bu noktada bir hukuk mahkemesi kararı sonucunda kendi iradesi hilafına yapmış olduğu büyük kongreleri iptal edilen bir siyasi partinin, 2820 sayılı SPK’nın 36. maddesi uyarınca seçime katılma yeterliliği olmadığına yönelik bir tespit, siyasi parti özgürlüğü ve seçilme hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturacaktır. Bu durumda en büyük görev, 298 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca siyasi partilerin parlamento seçimlerine katılma yeterliliğine sahip olup olmadıklarının tespitini yapmakla görevli olan YSK’ya düşmektedir.

5. BAM Hukuk Dairesi’nin Tedbir Kararı Büyük Kongrenin Olağanüstü Toplanmasını Engeller mi?

Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından verilmiş olan tedbir kararının, 2820 sayılı SPK’nın 14. maddesinin 6. fıkrasında öngörülen büyük kongrenin olağanüstü toplanabilmesi yollarını kapatıp kapatmadığı, söz konusu karar sonrasında yaşanan tartışmaların en önemli noktasını oluşturmaktadır.

Bu anayasal sorunun çözümünde dört basamaklı bir temel hak ve özgürlük denetiminden hareket edilebilir: a) İlgili temel hak ve özgürlüğün konusu (koruma alanı), b) Temel hak ve özgürlüğe müdahale, c) Sınırlama d) Sınırlamanın sınırı.

a. Siyasi Parti Özgürlüğünün Koruma Alanının Belirlenmesi

Her temel hak ve özgürlük, belirli alan ve koşulları korur. Buradaki temel hak uyuşmazlığının ilgili olduğu özgürlük, siyasi parti özgürlüğüdür. Bu sebeple siyasi parti özgürlüğünün koruma alanının belirlenmesi gerekmektedir.

Siyasi parti özgürlüğü anayasal güvenceleri içeren bir haktır. Önceden izin alınmaksızın serbestçe siyasi parti kurma özgürlüğü, parti özgürlüğünün anayasal çekirdeğini oluştursa da[10] sadece bununla sınırlı değildir. Vatandaşlar ve partiler, siyasi parti özgürlüğü üzerinden devlete karşı şu gibi güvencelere dayanabilirler: faaliyet özgürlüğü, finansman özgürlüğü, üye kabul özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, tüzük ve program oluşturma özgürlüğü vd.

Parti organlarını serbestçe seçebilmek siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğünün bir ifadesidir. Parti içi düzenlemelerin demokrasi ilkelerine uygun olma gereği, bu özgürlük alanının belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Demokratik iç yapının güvence altına alınması için parti üyelerinin etkin katılımın gerçekleşeceği büyük kongrenin toplanması da bir zorunluluktur. Partiler sadece organlarıyla faaliyette bulunabileceğinden, bu organlar için de demokrasi ilkesi bir geçerli olmalıdır. Bu noktada karşımıza siyasi partiler hukukunda bütün bir parti örgütü üzerinde haiz olduğu yönetim ve denetim işlevleriyle en önemli organ olarak büyük kongre çıkmaktadır.[11]

Büyük kongre sahip olduğu parti içi kural koyma, parti tüzük ve programını belirleme gibi temel kararları alma yetkileriyle yaratıcı bir organdır. Büyük kongre bu asli yetkilerinden yoksun bırakılamaz. Bu nedenle büyük kongrenin toplanması demokratik meşruluk açısından büyük önem taşır. Bu sayede parti içi demokrasinin gerektirdiği “uzlaşma ve ortak akıl” en geniş temsil kabiliyetine haiz olan organ olan büyük kongre aracılığıyla sağlanmış olacaktır.[12]

SPK gereği büyük kongre üyelerinin en az beşte biri yazılı istemde bulunarak büyük kongrenin olağanüstü toplanmasını sağlayabilir. Bu yetki, parti üyelerinin katılma haklarını sağlamak ve korumak amacıyla öngörülmüş bir grup hakkıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi’ne göre de beşte bir oranına ulaşan delegenin herhangi bir kabule bağlı olmayan toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı hukuki sonuç doğurucu olup (yenilik doğuran hak), bu sonuç parti yönetimini bağlayıcı niteliktedir.[13]

CHP Tüzüğü’nün 48. maddesinin 5. fıkrasına göre salt çoğunluğu temsil eden büyük kongre delegelerinin gündeme seçim maddesi ekleme yetkisi bulunmaktadır. Fıkranın sonunda yer alan “konulabilir” ifadesi uygulamada bir tereddüt oluşturmamalıdır. Her ne kadar CHP Tüzüğü seçimli olağanüstü kongrenin toplanması konusunda genel başkana SPK’nın tanıdığından daha geniş bir yetki alanı tanımış olsa da salt çoğunluğu temsil eden büyük kongre delegelerinin imzasıyla seçimli olağanüstü kongrenin toplanması, siyasi parti özgürlüğünü güvence altına alan Anayasa ve SPK hükümlerine uygun yorumun bir gereğidir. Yargıtay içtihadı da tümüyle bu yöndedir; “‘çağrılabilir’ ifadesi, beşte bir delegenin olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olağanüstü kongre toplantısıyla sınırlıdır. Tüzükte yer alan bu ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması, yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını işlevsiz hale getirir ve bu talebi partinin “kabulüne” bağlı kılar. Bu itibarla, beşte bir oranına ulaşan delegenin, toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı siyasi partiyi yasal olarak bağlar. Dahası, oluşan olağanüstü kongre istemi, yenilik doğurucu olduğundan, bu sonuç doğduktan sonraki vazgeçmeler veya beyanı geri almalar dahi hukuken geçerli kabul edilemez.”[14]

b. Siyasi Parti Özgürlüğüne Yapılan Müdahale

Müdahale, devletin temel hak ve özgürlüklerin koruma alanına zorla girmesi anlamına gelir. BAM tarafından CHP genel başkanı ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri hakkında verilmiş olan tedbir kararıyla siyasi parti özgürlüğüne bir müdahalede bulunulduğu açıktır. Ancak müdahalenin varlığı, her zaman meşruluğu anlamına gelmez. Temel hak ihlali, müdahalenin temel hakkın sınırları içine girmemesi ya da sınırlamanın sınırlarını aşması halinde söz konusu olur.

Klasik bir müdahale; amaca yönelik, doğrudan etkili, zorunlu ve gerçekleştirilebilir bir hukuki işlemi gerektirir. Bu da müdahalenin son çare olması (ultima ratio) ilkesinin[15] de gereği olup; henüz çözümlenmemiş bir ceza yargılamasındaki iddialara dayanılarak verilen “ihtiyati tedbir” kararıyla siyasi partinin yönetim organlarının görevlerinden uzaklaştırılması, bu ilkeye aykırılık teşkil etmektedir.

c. Siyasi Parti Özgürlüğünün Sınırları

Devlet önleminin temel hak ve özgürlüğün koruma alanına müdahale ettiğinin saptanmasıyla ihlalin gerçekleştiği söylenemez. Çoğunlukla temel hak ve özgürlükler belirli anayasal sınırlara tabidir ve temel hak ve özgürlük sahibi meşru müdahalelere katlanmak zorundadır. Sınırlara uyulması, müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlar.

Temel hak ve özgürlüklerin sınırları, Anayasa’da düzenlenmiştir. Sınırlama için yasal dayanak, anayasal temel olmaksızın yeterli değildir. Çoğunlukla parti özgürlüğünün sınırları; siyasi partilerin işlevlerinden ve örgütlenmelerinin demokratik olma gereğinden (Anayasa md. 68/2, 69/1), partilerin fırsat eşitliğinden (Anayasa md. 10, 68/son), hesap verme yükümlülüğünden (Anayasa md. 69/3) ve anayasaya içkin diğer sınırlardan kaynaklanır.

Somut sorun bakımından sınırlamanın meşru amacından söz edilebilir olsa da usulüne uyularak yapılmış olan bir kanuna dayanması ve bu kanunun da açık ve belirli olması gerekir. Kanun açık ve belirli değilse, kanunun amacıyla ulaşılacak olandan daha çok sınırlamaya kapı açar. Bu bağlamda yasa, sınırlamanın koşullarını, sınırlama yetkisini tamamen idare ve yargıcın takdirine bırakmayacak şekilde açık ve net olarak belirlemelidir.

Bu gereklilik özellikle temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması bakımından çok önemlidir. Anayasa Mahkemesi’ne göre de; “Türk hukukunun bazı alanlarında, hâkimin yarattığı hukuk, hukukun bir kaynağı olarak kabul edilmekle birlikte insan hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılması gibi tamamen biçimsel kanunilik ilkesi temelinde örgütlenen bir alanda hiçbir zaman “kanun” niteliğinde kural özelliği kazanamaz. Öte yandan temel bir hak ve özgürlüğe yapılan müdahalenin süreklilik kazanarak ulaşılabilir ve öngörülebilir hale gelmesi, müdahalenin dayanağı olan kamu gücü işlemini bir “kanun” haline getirmez. Aksi bir düşüncenin kabulü, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kamu gücü işleminden veya eyleminden kaynaklanan hak ihlallerinin “kanuni” dayanaklarının olduğunun kabul edilmesi anlamına gelecektir.”[16]

Anayasa Mahkemesi, “Halkın Kurtuluş Partisi III” kararında, süresi içinde il ve ilçe kongrelerini yapmayan bir siyasi partinin ilgili teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin tespitine karar verilmesi nedeniyle siyasi örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile yapılmış olan bireysel başvuru sonucunda, sulh hukuk mahkemelerinin yapmış olduğu tespitin “kanunun hükümlerini aşan, öngörülemez ve genişletici” bir yorum olduğu gerekçesiyle siyasi örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmiştir.[17]

Aynı doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de “Cumhuriyet Halk Partisi” hakkında 2008 ve 2009 yılında yapılan mali denetim sonucunda parti aleyhine AYM tarafından hükmedilen yaptırımların, örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini tespit ettiği kararında, siyasi partiler hakkında uygulanacak yaptırımlarda “öngörülebilirlik” standardının daha da yüksek tutulması gerektiğini vurgulamıştır.[18]

Somut olayda BAM 36. Hukuk Dairesi’nce verilen tedbir kararıyla CHP’nin siyasi örgütlenme özgürlüğüne yapılmış olan müdahalenin yasal dayanağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun (HMK) 389. maddesidir. Ancak maddenin uygulanmasında Mahkeme’nin ihtiyati tedbirin türü ve sınırlarını tam ve doğru olarak belirlemesi önemlidir. İhtiyati tedbir kararı, özellikle ihtiyati tedbir kararını uygulayacak memuru tereddütte sevk etmeyecek açıklıkta verilmelidir. Nitekim HMK md. 391/2 uyarınca ihtiyati tedbir kararında; “Tereddüde yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği” yazılmalıdır.

BAM kararında yalnızca “genel başkan, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi Üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultay öncesi görevde bulunan genel başkan ile Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görev üstlenmelerine” karar verilmiştir. Söz konusu tedbir kararı, büyük kurultayın toplanmasına ilişkin bir hüküm içermemektedir. CHP Kurultayının toplanmasına engel olabilecek aksi yönde herhangi bir uygulama siyasi parti özgürlüğüne yasal dayanağı olmayan bir müdahale teşkil edecektir. İlgili hak ve özgürlüğün doğasına da uygun olmayan böyle bir müdahale de açıkça anayasaya aykırı olacaktır.

Üstelik BAM davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde ihtiyati tedbir kararı da veremez.[19] Yargıtay, davanın esasını çözümler tarzda karar verilemeyeceğini değişik tarihlerdeki kararlarında belirtmiştir. “Uyuşmazlığın esasını çözümleyecek şekilde ve davacının dava sonunda elde etmesi gereğinin peşinen hükme bağlayacak nitelikte tedbir kararı verilemeyeceği düşünülerek bu konudaki davacı isteğinin reddi icap ettiği halde mahkemece bu esaslara aykırı şekilde tedbir kararı verilmesi usule aykırıdır.”[20] Davacıların talebini karşılayan içeriğiyle söz konusu tedbir kararı usul hukukunun yerleşik ilkelerine aykırıdır Bu açıdan da BAM görev alanına girmeyen bu konudaki yargılama yetkisini görev alanına girmeyen bir konuda kullanan BAM’ın verdiği tedbir kararı sınırlama odaklı değil, temel hak ve özgürlük lehine yorumlanmalıdır.

Oysa hukukun diğer dallarında olduğu gibi siyasi parti hukukunda da yorum, Anayasa normları (temel hak ve özgürlükler) dikkate alınarak yapılmalıdır. Yasa koyucunun ilke olarak koyduğu amacı koruduğu sürece ilgili normun Anayasa’ya uygun yorumlanması gerekir. Bu bağlamda yargılama usulüne ilişkin yasa hükümleri, mahkeme tarafından siyasi parti özgürlüğüne aykırı yorumlanmamalıdır. Yargıcın temel haklar alanında hareket ettiğinin farkına varamaması; diğer bir söyleyişle yargıç kararını, medeni hukuk normlarının uygulanmasında temel hakların anlamını hiç dikkate almayarak ya da yanlış dikkate alarak vermişse, bir temel hak ihlaline yol açar. Bireysel başvuru kurumunun uygulanması da derece mahkemelerinde yapılan yargılamalarda anayasal ihlali engelleyecek ya da ortadan kaldıracak tüm meşru muhakeme araçlarının kullanımının sağlanması gereğini daha güncel hale getirmiştir.

Somut olayda bireysel başvuru yolunu kullanabilmek için kabul edilebilirlik koşulu olan tüm kanun yollarının tüketildiğini göstermek üzere bu tedbir kararına itiraz edilerek tedbirin kaldırılması talebinde bulunmak gerekmektedir. AYM'nin de bu bireysel başvuru bağlamında siyasi parti özgürlüğüne yönelik ciddi tehlikenin önlenmesi için geçici tedbir kararı vermesi uygun olacaktır.[21]

d. Sınırlamanın Sınırı

Müdahalenin özgürlükler hukuku alanında sınırlarını belirleyen ölçülülük ilkesi, kullanılan aracın, bununla izlenen amaç ve bu yolla temel haklara verilen zarar bakımından elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkelerine uygunluğunu gerektirir. Sınırlamada kullanılan araç, amacın gerçekleşmesine hizmet ediyorsa elverişlidir. Zorunluluk ilkesi gereği öngörülen amaca daha yumuşak araçla ulaşılabilecekse, sınırlama anayasaya aykırıdır. Son olarak orantılılık ilkesi gereği, tedbirin konusu düzenleme amacıyla adil ve dengeli bir ilişki içinde bulunmalıdır.

Ölçülülük ilkesi somut uyuşmazlıkta uygulandığında daha ilk aşamada şu söylenmelidir; BAM’ın tedbir kararı geçerli olduğu sürece olağanüstü büyük kongrenin yapılamayacağı sonucuna varmak, HMK’nın özgün amacını aşan bir ölçüsüz bir müdahale olacaktır. Burada ayrıca sistematik yorum yönteminin gereği olaraksiyasi parti özgürlüğünü güvence altına alan anayasal norm geniş, istisnaları ise dar yorumlanmalıdır. Genel kurala istisna getiren hükümler ancak dar yoruma göre anlamlandırılabilir. Zira istisna olan tedbir kararı, kural olan parti özgürlüğünün kapsamını daraltttığından, istisnanın geniş yorumu genel kuralın değiştirilmesi anlamına gelecektir. Anayasal normun özelliği gereği sınırlandırma ya ds istisna neyeilişkin ise sadece ona mahsustur. Olağanüstü kongreye ilişkin olmayan tedbir kararına dayanılarak parti örgütlenme özgürlüğüne sınırlama getirilemez.

Ölçülülük ilkesi uyarınca tartımda, müdahalenin ağırlığı ile onu haklı kılan nedenlerin ağırlığının oransız durmamasını gerektirir. Temel hakka müdahaleyle zedelenen çıkar ile müdahalenin hizmet ettiği genel çıkar arasında uygun bir denge kurmalıdır. Siyasi partinin kanuna uygun faaliyetlerde bulunması yönündeki meşru amaca oranla büyük kongrenin toplanmasını engellemeye yönelik parti özgürlüğüne yapılan müdahale arasında hakkaniyete uygun bir denge de bulunmamaktadır. CHP üyesi vatandaşların olağanüstü kurultaydaki seçme ve seçilme haklarını özü itibariyle ihlal edecek böylesine ağır bir yaptırım, “güdülen meşru amaçla orantısız” olacaktır.

Siyasi partilere seçimlerde başrolü oynama, devlet yardımıyla birlikte kapatma kararının AYM tarafından alınması gibi başlıca anayasal ayrıcalıklar tanınmıştır. Anayasa, parti faaliyetlerinde kapatma kararı verilinceye kadar var olan tehlikeyi, parti özgürlüğü uğruna göze almaktadır. Parti ayrıcalığı olarak bilinen bu ilke siyasi partilere mevcut örgütlenme ve üye yapısıyla, AYM kapatma kararı verinceye dek çalışma izni vermektedir. “Parti ayrıcalığı” günümüzde sadece kapatma davasının anayasa mahkemesi tarafından yürütülmesi ve yürütme erkinin bir siyasi partiyi “illegalleştirme” yönünde hiçbir karar alamaması yönündeki klasik tanımıyla ele alınmamakta; daha geniş yorumuyla bu ilke, siyasi parti faaliyetlerinin devlet tarafından engellenmesine karşı da bir koruma sağlamaktadır.[22] Buradan hareketle, parti ayrıcalığı, parti üye ve destekçilerinin genel olarak izin verilmiş araçlarla gerçekleştirdikleri parti faaliyetlerini de kapsar. Somut olayda üyelerin hukuki olmayan araçlara başvurduğu ileri sürülse bile parti ayrıcalığı parti örgütünü öncelikle korur. Bu açıdan da bakıldığında parti faaliyet özgürlüğünün koruma alanı içinde önemli bir yer tutan parti büyük kongresinin toplanmasının önlenmesi dolaylı olarak siyasi partinin anayasal ayrıcalığını da ortadan kaldıracaktır.

6. Sonuç

Devlet iktidarının meşruluğu, bireyin özgürlüğüne dayalı bir ortak yaşamın dış düzenini sağlamak zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Bu zorunluluk, bağımsız bir yargı organının hukuki işlemlerin adalete uygun bir şekilde sonuçlandırılmasıyla yerine getirilir. Yargı bağımsızlığı ise ancak kamuoyundan güç ve destek aldığı oranda pekişir. Bunun için de mahkeme kararlarını kişisel veya siyasi eğilimler değil hukuka uygun yasalar biçimlendirmelidir.

Hukukun diğer dallarında olduğu gibi siyasi parti hukukunda da yorum, anayasa normları dikkate alınarak yapılmalıdır. Yasanın sözüyle örtüştüğü ve yasa koyucunun ilke olarak koyduğu amacı koruduğu sürece ilgili normun Anayasaya uygun yorumlanması gerekir. Bu bağlamda birden çok anlamlı bir yorumun elde edilebildiği hukuk kavram ve kurumları Anayasa çerçevesinde kalınarak yorumlanmalıdır. Bireysel başvuru kurumunun uygulanması da uzman mahkemelerde yapılan yargılamalarda anayasal ihlali engelleyecek ya da ortadan kaldıracak tüm meşru muhakeme araçlarının kullanımının sağlanması gereğini daha güncel hale getirmiştir. Bu bağlamda kanunların yorumu ve uygulamasında temel hak ve özgürlüklerin etkin kılınması bir zorunluluk haline gelmiştir.

Mutlak butlan ve bu bağlamda verilen tedbir kararı örgütlenme özgürlüğünü ihlal etmektedir. Bir de bu tedbir kararının kapsamı dışına çıkılarak, CHP Kurultayının olağanüstü toplanmasının önlenmesi yoluna gidilecek olması bu temel hak ihlalini daha da ağırlaştıracaktır. Siyasi partilerin yönetim kadroları yalnızca kendi üyeleri ve yetkili organları aracılığıyla belirlenmelidir. Kurultayın olağanüstü toplanması, parti yönetiminin örgütlenme özgürlüğünü neredeyse ortadan kaldıracak biçimde dışarıdan şekillendirilmiş olmasının da önünne geçecektir. örgütlenme özgürlüğünün özünü ortadan kaldırmıştır. Aksi bir durum çoğulcu demokrasi ve çok partili siyasal sistem açısından da endişe vericidir.[23]

Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi’nin tedbir kararı, yeni bir kurultay yapılmasına engel değildir. Nitekim benzer bir durum daha önce de yaşanmıştır. CHP 39. Olağan İstanbul İl Kongresi'nin durdurulması talebi, YSK tarafından reddetmişti. YSK’ye göre usulüne uygun olarak başlamış olan kongre süreçleri durdurulamaz. Kendileri için bir hüküm içermeyen bu tedbir kararının kesinleşme sürecinde, mevcut delegeler demokratik seçim haklarından yoksun bırakılamazlar. Aksi bir yorum yukarıda açıklanan nedenlerle siyasi parti özgürlüğüyle de bağdaşmayacaktır.


Dipnotlar


  1. Aynı yönde bkz. Sibel İnceoğlu, “Bir Siyasi Partinin Karar ve Yönetim Organları Bölge Adliye Mahkemesi Kararıyla Değiştirilebilir Mi?”, Lexpera Blog, https://blog.lexpera.com.tr/bir-siyasi-partinin-karar-ve-yonetim-organlari-bolge-adliye-mahkemesi-karariyla-degistirilebilir-mi/ (Erişim tarihi: 05.06.2026). ↩︎

  2. YSK, Karar No:265, K.t. 01.112008. ↩︎

  3. Levent Gönenç, Türkiye’de Seçim Uyuşmazlıkları ve Çözüm Yolları, Adalet Yayınevi, Ankara 2008, s. 154-155. ↩︎

  4. Bkz. AYM, Deniz Dönmez ve Diğerleri Başvurusu, B. No:2014/4663; AYM, “Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi Başvurusu”, B. No: 2014/15220 ↩︎

  5. Nitekim Federal Alman Anayasa Mahkemesi, parlamentodaki siyasi parti gruplarının anayasal dayanağı olarak, 1949 tarihli Bonn Anayasası’nın 38. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “serbest milletvekili” ilkesini göstermektedir. Bkz. Deutscher Bundestag, Wissentschaftliche Dienste, “Zulässigkeit einer Fraktionsspaltung”, wd-3-174-16-pdf-data.pdf, s. 6. ↩︎

  6. Tolga Şirin de aynı kanaattedir. Bkz. https://x.com/i/status/2060043315395854637 (Erişim tarihi: 04.06.2026). ↩︎

  7. Korkut Kanadoğlu, Siyasi Partiler Kanunu Şerhi: Cilt I (Md. 1-35), Beta Yayınevi, İstanbul 2010, s. 259. ↩︎

  8. Kanadoğlu, s. 260. ↩︎

  9. Ahmet Mert Duygun, Karşılaştırmalı Anayasa Hukukunda Siyasi Fırsat Eşitliği, Adalet Yayınevi, Ankara 2026, s. 158. ↩︎

  10. Christian Hillgruber, “Parteienfreiheit”, in: Handbuch der Grundrechte in Deutschland und Europa (Hrsg. Merten/Papier), Band V, C.F Müller Verlag, München 2013, s. 463 vd. ↩︎

  11. Ulrich von Alemann /Philipp Erbentraut /Jens Waltheri, Das Parteiensystem der Bundesrepublik Deutschland: eine Einführung, Wiesbaden 2018, s. 179 vd. ↩︎

  12. Fabian Michl, “Repräsentation und Präsenz: Parteitage als Ort des Kompromisses”, MIP 2022 | Heft 2-Sonderausgabe: Parteitage, s. 150. ↩︎

  13. AYM, Esas Sayısı:2004/2 (Siyasî Parti-İhtar) Karar Sayısı:2005/4 Karar Günü:25.7.2005, RG. Tarih-Sayısı: 06.08.2005 – 25898. ↩︎

  14. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 2016/9624 E., 2016/8464 K. ↩︎

  15. Müdahalede son çare ilkesine dair bkz. AYM, Ali Gürbüz ve Hasan Bayar Başvurusu, B. No:2013/568. ↩︎

  16. AYM, Tuğba Arslan Başvurusu, B. No. 2014/256. ↩︎

  17. AYM, Halkın Kurtuluş Partisi Başvurusu-3, B. No: 2019/30833. ↩︎

  18. AİHM, Cumhuriyet Halk Partisi v. Türkiye, B. No:19920/13. ↩︎

  19. Aynı yönde eleştiriler için bkz. Muhammet Özekes, “CHP’nin Kurultay Kararı ile İlgili Olarak Usûl Hukuku Bakımından Ortaya Çıkan Sorunlar Hakkında Ön Kısa Değerlendirme”, https://www.linkedin.com/posts/muhammet-özekes-3b613b1a6_özekes-chp-kararı-değerlendirme-ugcPost-7467587888793182208-ssAx/?utm_medium=ios_app&rcm=ACoAAA004hABmxUYetSMuSKg4swoT__sxwU3SIw&utm_source=social_share_send&utm_campaign=whatsapp (Erişim tarihi: 05.06.2026). ↩︎

  20. Yargıtay 4. HD. 02.01.1969; aktaran Cengiz Serhat Konuralp, “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na Göre İhtiyati Tedbirler”, İÜHFM C. LXXI, Sy. 2, s. 225-274. ↩︎

  21. Siyasi parti özgürlüğüne ilişkin uyuşmazlıklar için bireysel başvuruda geçici tedbirin oynayabileceği işleve dair bkz. Duygun, s. 499-500. ↩︎

  22. Duygun, s.148-149. ↩︎

  23. Ana muhalefet partisinin yönetiminin hukuk mahkemeleri tarafından atandığı bir sistemin demokratik olmadığına dair bkz. Kemal Gözler, “Asliye Hukuk Mahkemeleri, Siyasî Parti Organlarının Seçimine İlişkin Karar Verebilir mi?”, www.anayasa.gen.tr/chp-kayyim.htm (Erişim tarihi: 05.06.2026). ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve diğer mevzuat hükümlerine aykırı ve bilimsel yazma etik kurallarını aşan iktibaslar konusunda yazarların ve On İki Levha Yayıncılık’ın rızası bulunmamaktadır.
Author image
İstanbul
Author image
Hakkında Dr. Mert Duygun