Lexpera Blog

Bir Siyasi Partinin Karar ve Yönetim Organları Bölge Adliye Mahkemesi Kararıyla Değiştirilebilir Mi?

Tarihsel Arka Plan

Türkiye Cumhuriyeti’nin seçim ve siyasi partiler tarihi oldukça çalkantılı süreçlerle şekillenmiştir. 1924 Anayasası döneminde gerek CHP gerekse Demokrat Parti yönetiminde seçim güvenliği ve siyasi partilerin serbestçe faaliyet gösterebilmeleri bakımından sayısız müdahale gerçekleşmiştir. Örneğin 1925’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmış, 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kendini feshetmek zorunda kalmıştır. Çok partili hayata geçilebilmesi için 1940’ları beklemek gerekmiştir. Tek parti dönemi olmasına rağmen, 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu’na tabi olarak 1945’te Milli Kalkınma Partisinin kurulmasına izin verilmiş, ardından 6 ay sonra kurulan Demokrat Parti yine aynı Kanuna tabi olarak izinle dernek statüsünde kurulmuştur. 1946’da izin sistemi kaldırılmış ve hemen seçime gidilmişse de bu seçimler, kanunundaki güvence eksiklikleri nedeniyle seçim yolsuzluklarıyla anılmış ve CHP iktidarı devam etmiştir.[1]

Şaibeli seçimler sonrasında, yine CHP iktidarında 1950’de reform yapılmış ve yeni Milletvekilleri Seçim Kanunu’nunda çeşitli güvenceler, özellikle de yargı denetimi güvencesinin de sağlanmasıyla Demokrat Parti iktidara gelebilmiştir. Ancak partilere ve seçimlere doğrudan veya dolaylı müdahaleler Demokrat Parti döneminde de devam etmiştir. 1953’te “CHP’nin Haksız İktisaplarının İadesi Hakkında Kanun” isimli bir Kanun çıkarılarak CHP’nin malvarlıklarına el koyulmuş, hemen seçim öncesinde 1954’te de Millet Partisi Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla feshedilmiştir. Seçim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle muhalefetin iş birliği yapması ve seçim dönemleri dışında toplantı gösteri özgürlüklerinin kullanılması da engellenmiştir. Yine DP iktidarında, 1960 yılında TBMM’de kurulan, “CHP’nin yıkıcı, gayrı meşru ve kanun dışı faaliyetlerini” araştırmakla görevli kılınan ve DP’li 15 üyeden oluşan Tahkikat Encümeni adeta bir ihtilal organı gibi olağanüstü yetkilere sahip olmuştur.[2]

Bu tarihsel tecrübe, serbest seçime dayalı çoğulcu demokrasinin ilk adımları için iki önemli şey söylemiştir: Birincisi, siyasi partilerin kuruluşu, faaliyetlerinin serbestliği ve özerkliği keyfiliğe bırakılamayacak şekilde öngörülebilir anayasal ve yasal güvencelerle korunmalıdır. İkincisi, serbest seçimlerin yapılabilmesi için yine anayasal ve yasal güvenceler detaylı bir biçimde tanımlanmalı ve yargısal gözetim altında seçimler yapılmalıdır. Nitekim 1961 Anayasası bu çerçevede, siyasi partileri dernekler statüsünden çıkarıp ayrı bir anayasal statüde güvenceleriyle birlikte tanımlamıştır. Siyasi partilere herhangi bir idari ya da adli merci eliyle müdahale edilemesin diye gerek faaliyetleri gerekse mali açıdan denetimi Anayasa Mahkemesine (AYM) bırakılmıştır. Sadece genel ya da mahalli seçimler bakımından değil, ülkedeki kamusal nitelikli pek çok seçim, yargı güvencesi altında olsun diye özel bir yargı kolu, seçim yargısı oluşturulmuş, bunun en tepesinde de anayasal bir kurum olarak Yüksek Seçim Kurulu kurulmuştur.

AYM, bu tarihsel arka planı yansıtır bir biçimde Venedik Komisyonun Siyasi Parti Düzenlemeleri Üzerine İlkelerine atıfla şöyle diyor: “Komisyon, partinin iç işleyişine ilişkin kurallarla ilgili olarak; bunların en sağlıklı şekilde parti tüzüğü ya da partinin ayrıntılı biçimde kabul ettiği ilkeler yoluyla düzenlenebileceğini, partinin iç işleyişine ilişkin hususların genel olarak devlet müdahalesine kapalı olması gerektiğini belirtmiştir. Komisyona göre bazı devletler, siyasi partilerin demokratik bir toplumda sahip olduğu önem doğrultusunda parti içi demokrasiyi sağlamak amacıyla belli konularda bazı yükümlülükler öngörmekteyse de, buna ilişkin düzenlemelerin esası ve uygulanabilirliği özenle değerlendirilmeli, ayrıca söz konusu düzenlemeler siyasi partilerin kendi iç işleyişlerine ilişkin faaliyetlerine gereksiz bir müdahaleyi engellemek amacıyla sınırlı olmalıdır. Komisyon, kamu otoritelerinin siyasi partiler üzerinde aşırı kontrol ve denetim fonksiyonu üstlenmekten kaçınması gerektiğini vurgularken üyelik, parti kongre ve toplantılarının sayısı ve sıklığı ya da yerel teşkilâtın faaliyetleri gibi konularda yapılacak düzenlemeleri, geniş denetim yetkisine örnek olarak göstermiştir. Siyasi partilerle ilgili düzenlemeleri uygulayacak olan otoriteler yönünden ise Komisyon; yetkili otoritelerin hem yasal düzeyde hem de uygulamada tarafsızlıklarının garanti altına alınmış olması, düzenlemelerde verilen yetkinin sınırları ve kapsamının açıkça belirlenmesi ve yetkili organların, kuralları tarafsız ve keyfi olmayan bir biçimde uygulamasının sağlanması gerektiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda Komisyon, siyasi partiler üzerindeki bürokratik kontrolün azaltılması ve şeffaflık ile kurumsal güvenin sağlanması amacıyla siyasi partiler üzerindeki denetim yetkisinin yürütme organından ayrı, bağımsız bir otoriteye verilmesi gerektiğini de belirtmiştir”.[3]

Kanunilik Ölçütü Gereği, Siyasi Partiler Kanunundaki Diğer Kanunlara Yapılan Göndermeler Kıyas Yoluyla Genişletilemez

Hak ve özgürlüklere müdahale gerek İHAS (md 8.9.10.11) gerekse AY (md 13) gereği kanunla öngörülmüş olmak zorundadır. Hak ve özgürlüklerin güvencesi olan kanunilik ölçütü gereği ve siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olmasından hareketle, AYM, Siyasi Partiler Kanunu’nda (SPK) yer alan ve Dernekler Kanunu ile Medeni Kanun’a atıf yapan hükümlerin son derece dar bir biçimde yorumlanması ve uygulanması gerektiğini belirtmekte, SPK’da açıkça verilmiş bir yetki/görev ya da başı sonu belirli bir tanımlama bulunmadıkça, yollama yapılan diğer Kanunların hükümlerinin kıyas yoluyla siyasi partilere uygulanamayacağının altını çizmektedir. Zira haklara müdahale ve sınırlama getiren hukuk kurallarının şekli anlamda yasayla öngörülmüş olmasının yanı sıra belirlilik ilkesine de uygun olması gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılıdır. Gerek gerçek gerekse tüzel kişiler, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların devlete hangi müdahale yetkilerini sağladığını, kanundan öğrenebilme olanağına sahip olmalıdır.

Bu nedenle AYM örneğin, Siyasi Partiler Kanunu’nun 118. md’sindeki[4] ve 29. md’sindeki[5] atıflara dayanarak, süresinde il kongresini yapmayan başvurucu partinin il teşkilâtı yönetim kurulu başkanı olan birinci başvurucu hakkında İl Dernekler Müdürlüğünün, Dernekler Kanunu’nun 32. md’sindeki idari para cezasını uygulamasını ve bu cezanın sulh ceza hakimliği tarafından iptal edilmemesini değerlendirmiştir. 2015 yılında sonuçlanan bu davada AYM, siyasi partiye yönelik bu müdahalenin hukuk devletinde olması gereken belirlilikte kanunla tayin edilmediği sonucuna ulaşmış ve “kanunilik ölçütüne” aykırı bularak Anayasanın 68. md’sinde yer alan siyasi parti örgütlenme özgürlüğü bakımından ihlal kararı vermiştir.

AYM’ye göre: “5253 sayılı Kanun’un (yürürlükteki Dernekler Kanunu) 32. maddesinin birinci fıkrasının, genel kurulu toplantıya çağırmayan veya toplantıyı mevzuata uygun yapmayan yöneticiler hakkında cezai müeyyide öngören (b) bendinin, siyasi partilerin her kademedeki kongrelerini toplantıya çağırmayan veya kongreleri mevzuata uygun yapmayan siyasi parti sorumluları hakkında da uygulanması mümkündür.”[6] Ancak AYM bu tür atıfların dar yorumlanması gerektiğinin altını çizmektedir; Mahkemeye göre, SPK’da “ceza müeyyideleri” bakımından derneklerle ilgili hükümlere atıf yapılmış olsa da “ceza müeyyidelerinin uygulanma usulü ve bu kapsamda müeyyideleri uygulayacak merci” bakımından herhangi bir atıf yapılmamıştır, dolayısıyla bu tür atıflar yetki/görev ve usul bakımından başka mercilere yetki ve görev veriyormuş gibi genişletilemez.

Nitekim AYM şöyle diyor: “2820 sayılı Kanun’un 101. maddesinde, Kanun’da sayılan hâllerde bir siyasi partinin kapatılmasına veya devlet yardımından yoksun bırakılmasına; 2820 sayılı Kanun’un 104. maddesinde ise bu Kanun’un 101. maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bir siyasi parti hakkında ihtarda bulunulmasına karar verme yetkisi Anayasa Mahkemesine tanınmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun 2820 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle, 5253 sayılı Kanun’un 32. maddesinde düzenlenen “ceza müeyyideleri” dışında, aynı Kanun’un 33. maddesinde düzenlenenceza müeyyidelerini uygulayacak merci” bakımından da dernekler hakkındaki hükümlere atıf yaptığı düşünülemez[7].

AYM aynı konuda 2016 yılında verdiği başka bir kararında yine bu gerekçeleri sıraladıktan sonra, “siyasi partiler hakkındaki düzenlemelerde kamu otoritelerine verilen yetkilerin sınırlarının ve kapsamının açıkça belirlenmesi, böylelikle siyasi partiler ve sorumlularının muhtemel keyfî uygulamalarla karşılaşmalarının önüne geçilmesi gerekmektedir”.[8] Diğer bir deyişle, açıkça ve detaylı bir biçimde SPK’da düzenlenmemiş bir yetki ya da görev, kıyas yoluyla siyasi partiler için de uygulanamaz.

2023 yılında Halkın Kurtuluş Partisi (3) başvurusunda AYM benzer gerekçelerle, bu sefer de süresi içinde il ve ilçe kongrelerini yapmayan bir siyasi partinin ilgili teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin tespitine yönelik, Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin[9] yaptığı atıftan hareket ederek Dernekler Kanunu’nun 36. ve Türk Medeni Kanunu’nun 87. maddelerini[10] uygulamak suretiyle sulh hukuk mahkemelerinin verdiği kararları da Anayasanın 68. md’sinin ihlali olarak görmüştür. AYM’ye göre söz konusu sulh hukuk mahkemelerinin kararları kanunilik şartını taşımamaktadır, diğer bir deyişle kullanılan yetkinin kanuni karşılığı yoktur.

Bu kararda AYM’nin şu tespitleri çok dikkat çekicidir: “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı üzerine kaymakamlıklar ve valiliklerin başvurucu Partinin il ve ilçe teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin tespitini sulh hukuk mahkemelerinden talep ettiği, sulh hukuk mahkemelerinin de bu talepleri karara bağladığı görülmüştür. Dolayısıyla kamu makamlarının gerek 2820 sayılı Kanun'un 3. maddesi kapsamında siyasi parti tüzel kişiliklerinin teşkilatlarla bir bütün olduğunu gerek 4721 sayılı Kanun'un 87. maddesinde "her ilgili" ifadesinin kaymakamlık ve valilikleri kapsamadığını dikkate almaksızın verdiği kararların anılan hükümlerin amacını aşan, genişletici ve öngörülemez bir yorum olduğu sonucuna ulaşılmıştır.”[11]

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) de siyasi partilerin demokratik toplumlarda oynadıkları önemli rolü dikkate alarak, giderlerinin denetlenmesi gibi örgüt kurma ve faaliyet özgürlüklerine müdahale etkisi taşıyabilecek yasal düzenlemelerin, nasıl yorumlanacağı ve uygulanacağına ilişkin makul açıklık ve kesinlikte olması gerektiğinin altını çizmektedir. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi v. Türkiye kararında, mali denetime yönelik yasal düzenlemeler olmasına rağmen söz konusu düzenlemelerin yeterli açıklıktan uzak olması ve AYM tarafından yorumunda ve uygulamasında yeterli tutarlılık ve kesinlik olmaması yine kanunilik ilkesi bakımından İHAS md 11 ihlali yaratmıştır.[12]

Bölge Adliye Mahkemesinin CHP Hakkında Verdiği Mutlak Butlan Kararı Anayasal Bir Yetki Kullanımı mı? Kanuni mi?

Yazının başlığında sorduğumuz soruya geri dönecek olursak; bir siyasi partinin karar ve yönetim organları Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kesin hükümsüz (mutlak butlan) kabul edilebilir mi?

21 Mayıs 2026 günü Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4/5 Kasım 2023 tarihli Olağan Seçimli Kurultayı ve 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi hakkında Borçlar Kanunu’nun 27/1 maddesine dayanarak kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) tespiti yapmış ve buna ek olarak ihtiyati tedbir kararı vererek, bu kurultayda ve il kongresinde seçilmiş yönetimleri görevden almış ve yerlerine 2023 öncesindeki organları getirmiştir.[13]

Bu kararın dayanaklarını anlamak oldukça zordur, zira mahkeme kararı son derece belirsiz ifadeler içermektedir ve kurduğu hukuki argümantasyonu belirli bir mantık silsilesi içinde açıklamaktan uzaktır.

Atıf yaptığı bazı maddelere bakacak olursak, bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Siyasi Partiler Kanununun 29. maddesinde yer alan "22 Kasım 1972 tarihli 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu kanununa aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır" hükmü, aynı kanunun 121. maddesinde yer alan "Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri siyasi partiler hakkında da uygulanır" hükmü ile Türk Medeni Kanunu’nun "Kararın İptali" başlıklı 83. maddesinde[14] yer alan ve kimlerin hangi sürelerde dernek genel kurul kararına iptal davası açabileceğini düzenleyen hükmüdür. Bu hükümlere dayanarak kendini yetkili ve görevli gören Bölge Mahkemesi, Borçlar Kanunu md 27/1’i uygulayarak mutlak butlan kararı vermiş ve ardından Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılamayacak işleri sayan Hukuk Muhakemeleri Kanunu 357. md’yi kendisine ihtiyati tedbir kararı verme yetkisi tanıyan bir hüküm gibi yorumlayarak, Kurultayda seçilmiş yönetimi düşürmüş ve yerine eski yönetimi getirmiştir.

Diğer bir deyişle, Siyasi Partiler Kanunu’nun 29. ve 121. md’lerinde yapılan Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu atıflarından yola çıkan mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md 357’ye kadar varabilmiştir. Ancak kararda SPK’nın ilgili maddelerinde yer alan “bu kanuna aykırı olmayan hükümleri” ibareleri hiçbir biçimde değerlendirilmemiştir. Oysa Siyasi Partiler Kanunu’nda siyasi partilerin kongrelerinin ve seçimlerinin nasıl yapılacağı, kim tarafından, nasıl denetleneceği yetkili ve görevli makam ve başvuru süreleri dahil detaylı bir biçimde belirtilerek düzenlenmiştir.[15] Siyasi partilerin çeşitli kademelerdeki kongrelerinde yapılan seçimler dernek genel kurul kararları değildir, SPK’nın 21. md’si açıkça her kademedeki kongre seçimlerinin seçim yargısı gözetiminde yapılacağını ve seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptali yönündeki taleplerin de seçim yargısı tarafından karara bağlanacağını belirtmektedir. Dolayısıyla açık hükümler varken, bu hükümler hiç dile getirilmeden seçim yargısının baypas edilmesi ve Dernekler Kanunu ve Medeni Kanun’un kıyasen uygulanması yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında belirtildiği gibi öngörülemez bir belirsizlik yaratmaktadır ve kanunilik ölçütü gerçekleşmediği için açıkça Anayasanın 68. ve 13. md’lerine aykırıdır.

Mutlak Butlan Kararı Adil Yargılanma Hakkına ve Hukuk Devletine Uygun mu?

AYM şöyle demektedir: “Yasayla kurulmuş mahkeme, kuruluş, yetki, yargılama yöntemleri gibi konuların “yargılamadan önce” yasayla düzenleme anlamına gelir. Yasayla düzenleme ise “belirliliği” ve “öngörülebilirliği” içerir”.[16] Bölge Adliye Mahkemesinin Siyasi Partiler Kanunundaki yetki, görev ve usul kurallarını dikkate almayarak kıyas yoluyla kendini yetkili ve görevli görmesi, sadece siyasi parti özgürlüğüne müdahalenin yasal olmaması bakımından değil, yasayla kurulmuş mahkemede yargılanma hakkı bakımından da sorunludur[17] (AY md 36, 37 ve 142).

Bölge Adliye Mahkemesinin kararının diğer vahim yönü, butlan sonucuna ulaşırken dayandığı irade fesadı değerlendirmesinde, irade fesadı olduğu tespitini kaç kişi için yaptığını delilleriyle birlikte açıkça ortaya koyup tartışmamasıdır. Oysa SPK md 21/11 şunun da altını çiziyor: “Hakim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline” karar verebilir. Mahkeme sadece kendini seçim yargısının yerine koymakla kalmamış, kararda hangi turda hangi delillerle kimlerin böyle usulsüzlükler yaptığını ya da delege iradelerini sakatladığını belirlemeyerek ve kesin hükme varılmamış ceza davalarındaki iddianamelere dayanarak, tarafların bu deliller ve iddialar hakkındaki savunmalarını almayarak karara varmıştır. Diğer bir deyişle adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından gerekçeli karar, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama hak ve ilkeleri ihlal edilmiştir.[18]

Kaldı ki, kararı veren yargıçların irade fesadından ne anladığı da gerekçeden anlaşılamamaktadır. Halbuki Türkiye’de oy almak için hediye vermek, yardım yapmak, iş vaadinde bulunmak gibi eylemler ne yazık ki son derece yaygın uygulamalardır.[19] Bunların etik olup olmadığı ya da liyakate uygun olup olmadığı elbette sorgulanabilir ve sorgulanmalıdır, ancak her etik ihlali bir hukuki yaptırıma tabi olmadığı gibi, bireysel olarak ceza gerektiren her eylem (SPK md 112) otomatik olarak kolektif bir kararın iptaline neden olmayabilir. Siyasi partililer tarafından yapılan her türlü hediye, iş vaadi vs. irade fesadı olarak değerlendirilecek olursa Türkiye’de yapılmış bütün seçimlerin geriye dönük olarak iptal ettirilmesi riski ortaya çıkar.

Sonuç olarak bütün bu yönleriyle bakıldığında, söz konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararının yarattığı sonuçlar, kanunilik ölçütü çerçevesinde AY md 68’e aykırı olduğu gibi, adil yargılanma hakkı (AY md 36, 37 ve 142/1; İHAS md 6) ve hukuk devleti (AY md 2) çerçevesinde yasayla kurulmuş mahkeme açısından da çok ciddi sorunlar taşımaktadır. Adil yargılamanın dayandığı ilkelere aykırılık yaratacak bir biçimde deliller özenle değerlendirilmemiş, çelişmeli yargılama yapılmamış, ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmamıştır (AY md 36, 141/3; İHAS md 6).

Bölge Adliye Mahkemesi Siyasi Parti Yönetimini Tedbiren (Üstelik Süresiz ve Koşulsuz Bir Biçimde) Değiştirilebilir mi?

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, süresiz bir biçimde verdiği ihtiyati tedbirle parti karar ve yönetim organlarını değiştirerek, SPK 21’e ve dolayısıyla Anayasa md 68 ve 13’e aykırılığı daha da derinleştirmiştir. SPK md 21/11 demokratik seçimleri önceleyerek ve hedefleyerek şöyle diyor: “Hakim, …seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde bir aydan az ve iki aydan fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir…” İhtiyati tedbir kararı, bu kanun hükmüne açıkça aykırı bir biçimde süresi belirsiz ve nihai amacının sınırları çizilmeksizin partiyi yönetme yetkisini tedbiren atadığı kişilere vermiştir.

Bir siyasi partinin bu şekilde aylarca hatta yıllarca sürebilecek belirsiz bir süre, seçilmemiş kişilerce yönetilmesi o partinin fiilen tüzel kişiliğini ortadan kaldıracak nitelikte adeta dağıtacak şekilde bir müdahale oluşturmaktadır. AYM, siyasi partilerin, genel merkez ile il ve ilçe teşkilatlarını da kapsayan ve tek bir tüzel kişiliğe sahip kuruluş olduğunun altını defaatle çizmiş ve siyasi partilerin dağılma durumunun tespiti taleplerinin karara bağlanmasının başka herhangi bir mahkemenin değil kendi görev ve yetkisinde olduğunu belirtmiştir.[20] SPK md 36’ya göre, siyasi partinin kongrelerini seçimden 6 ay önce yapmış olmaları seçime katılabilmelerinin ön koşuludur; üst üste iki kez il ve büyük kongrelerini yapmamaları seçime katılma yeterliliğini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca kongrelerin gecikmesi SPK’nın başka emredici hükümleriyle de çatışma yaratacaktır, örneğin md 14/6Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler içerisinde toplanır. Bu süre iki yıldan az üç yıldan fazla olamaz...” demektedir.

Bu emredici hükümlere aykırılıklar, AYM’nin md 104 gereğince parti hakkında ihtar kararı vermesine neden olabileceği gibi sürecin daha da ilerisine partinin dağılmasına kadar götürülmesine kapı aralamaktadır. AYM, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan davalar sonucunda, son geçerli kurultay tarihinden sonra üst üste iki kez süresi içinde büyük kongresini yapmayan veya süresinde zorunlu merkez organlarını oluşturmayan partiler hakkında “hukuki varlıklarının sona erdiği ve mallarının Hazineye geçtiği” tespitini yapan kararlar vermektedir.[21] Bölge Adliye Mahkemesi kararı sadece 2023 kurultayını iptal etmekle kalmamış, sonraki kurultayları da iptal etmiştir. Bu karar kesinleşecek olursa, en son yapılan geçerli kurultay 25/26 Temmuz 2020 tarihindeki 37. Kurultay olacaktır, nitekim aynı kararla o kurultayda seçilenler parti yönetimine tedbiren atanmışlardır. Bu durumda, yeni atanmış yönetim tarafından 26 Temmuz 2026’ya kadar kurultay yapılmaz ve bu karar Yargıtay’da kesinleşecek olur ise CHP iki kez üst üste kurultay yapmamış duruma düşürülebilecek ve AYM tarafından hakkında hukuki varlığının sonlandırılması kararı verilme tehdidi altına sokulacaktır.

Tedbir kararı hiçbir süresi veya amacı olmayan bir yetki olarak yorumlanıp, kabul edilecek olursa, bunun sonuçları, muhalefeti yani çoğulcu demokrasiyi yargı eliyle ortadan kaldırmak ve anayasal düzeni sonlandırmak anlamına gelir. O halde Anayasal demokratik hukuk devleti olduğu iddiasını taşıyan bir düzende, tedbiren atanmış yönetimin Yargıtay kararını beklemek ve bu süre içinde Kurultayı yapmamak gibi bir seçeneği olamaz, tersine derhal Kurultay yapması öncelikli görevidir.

Sonuç

Yukarıda belirtilen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin kararı açıkça Anayasaya aykırıdır; kanuni dayanağı bulunmadığı gibi adil yargılama ilkelerinden de yoksundur.

Yargıtay’ın acilen süre, koşul ve amaç sınırlaması belirtilmeksizin hükmedilmiş olan söz konusu ihtiyati tedbir kararını kaldırması ve hemen ardından görevsizlik nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozması elzemdir.

Ayrıca, Yüksek Seçim Kurulunun da bir an önce kendi yetki ve görev alanına sahip çıkması zorunludur; seçim yargısının görev ve yetkilerinin bu şekilde gasp edilmesinin bir demokratik hukuk devletinde kabul edilmesi mümkün değildir.

Son olarak, tedbiren atanmış yeni parti yönetiminin demokratik hukuk devletinin gereği olarak derhal yeni bir Kurultay yapması anayasal bir gerekliliktir.


Dipnotlar


  1. Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Der yay., İstanbul 1995, s. 261-288. ↩︎

  2. Tanör, 291-293. ↩︎

  3. Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi, B.N. 2014/15220, 04.06.2015, para. 49-50. ↩︎

  4. Md 118: “Bu Kanunla, 22 Kasım 1972 tarihli ve (mülga) 1630 sayılı Dernekler Kanununa yapılan atıflar hakkında, söz konusu Kanunda yer alan ve bu Kanun hükümlerine aykırı bulunmayan ceza müeyyideleri, siyasi partiler ve sorumluları hakkında da uygulanır”. ↩︎

  5. Md 29: “22 Kasım 1972 tarihli ve (mülga) 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır”. ↩︎

  6. Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi, para. 61. ↩︎

  7. Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi, para. 63-64. Aynı konuda başka siyasi partinin yöneticilerine verilen idari para cezaları hakkında da benzer kararlar verilmiştir. Örn. Hüda Par için verilen AYM kararları için bkz. Mehmet Tekcanlı, B.N. 2018/16233, 08.09.2021. Muhammed Zengin, 2018/7687, 02.03.2023. ↩︎

  8. Deniz Dönmez ve diğerleri, B.N. 2014/4663, 09.06.2016, para. 35. ↩︎

  9. Siyasi Partiler Kanunu Md 121: “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır”. ↩︎

  10. Türk Medeni Kanunu Md 87/5 ve son: “Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:
    (…. )
    5. Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.
    Her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini isteyebilir. ↩︎

  11. Halkın Kurtuluş Partisi (3), B.N. 2019/30833, 27.09.2023, para. 42. ↩︎

  12. Cumhuriyet Halk Partisi v. Türkiye, B.N. 19920/13, 26.04.2016, para. 89-106. ↩︎

  13. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, E. 2026/32, K. 2026/658, 21.05.2026. ↩︎

  14. TMK md 83: "Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır". ↩︎

  15. SPK md 21/5: Kongrelerde yapılacak seçimler ilgili seçim kurulunun gözetimi ve denetiminde yapılır…
    SPK md 21/10: Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.
    SPK 21/11: Hakim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde bir aydan az ve iki aydan fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir…. ↩︎

  16. E. 2010/32, K. 2011/105, K.T. 16.06.2011. ↩︎

  17. Bu konuda detaylı bilgi için bkz. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi -4, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi yay., Ankara 2018, s. 67-78. ↩︎

  18. Bkz. İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı…, s. 115-145, 177-179, 192-213. ↩︎

  19. Bianet, Zengin’den Günaydın’a “Utanmıyoruz Gurur Duyuyoruz Yanıtı”, 10.12.2025, https://bianet.org/haber/zenginden-gunaydina-utanmiyoruz-gurur-duyuyoruz-yaniti-314356 Sözcü, İŞKUR Alımlarında Liste Krizi. AKP İçinde Kayırma Tartışması 02.05.2026, https://www.sozcu.com.tr/iskur-alimlarinda-liste-krizi-akp-icinde-kayirma-tartismasi-p316226 T24, İŞKUR’un Personel Alım İlanını AKP’nin Duyurmasına Validen Savunma: Daha Fazla Kişi Katılsın Diyedir, 06.12.2024, https://t24.com.tr/politika/iskur-un-personel-alim-ilanini-akp-nin-duyurmasina-validen-savunma-daha-fazla-kisi-katilsin-diyedir,1201367?t=1780235662716 DW, Yerel Seçimlere Sosyal Yardım Vaatleri Damga Vurdu, 30.03.2024, https://www.dw.com/tr/yerel-seçimlere-sosyal-yardım-vaatleri-damga-vurdu/a-68697712 (Erişim: 25.05.2026). ↩︎

  20. E. 2015/2 (D.İş), K. 2016/4, 16.03.2016. E. 2018/13 (D.İş), K. 2018/13, 27.12.2018. E. 2017/8 (D. İş), K. 2017/7, 15.11.2017. ↩︎

  21. Örn. bkz. E. 2025/2 (D.İş), K. 2025/8, 08.10.2025. E. 2024/5 (D.İş.), K. 2025/3, 07.05.2025. E. 2024/3 (D.İş.), K. 2025/7, 08.10.2025. ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve diğer mevzuat hükümlerine aykırı ve bilimsel yazma etik kurallarını aşan iktibaslar konusunda yazarların ve On İki Levha Yayıncılık’ın rızası bulunmamaktadır.
Author image
Marmara Üniversitesi Hukuku Fakültesi, Anayasa Hukuku Anabilim Dalı