Lexpera Blog

COVID-19 Virüsü Sebebi ile Özel Okullar Tarafından Uygulanan Uzaktan Eğitimin Özel Okul Sözleşmelerine Etkisi

1. Giriş

Dünya çapında tüm sektörleri etkileyen Covid-19 virüsü Türkiye’deki eğitim-öğretim sektörünü de etkisi altına almıştır. Tüm dünyada olduğu gibi devletler tarafından bu salgına karşı alınan tedbirlerin sözleşmeler üzerinde birtakım etkileri oluşmuştur.

Ülkemizde de bu tedbirler kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı (“MEB”) Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün 16.03.2020 tarih ve 556022 sayılı yazısı ile örgün eğitim-öğretime 16.04.2020 tarihi itibariyle ara verilmiştir. Bu noktada, MEB uzaktan eğitim metodunu benimsemiş ve uygulamaya koymuştur.

Bu makale özelinde, Covid-19 virüsü sebebi ile alınan önlemler kapsamında ilk, orta ve lise düzeyindeki özel okullar tarafından yapılan uzaktan eğitimin okul kayıt sözleşmeleri üzerindeki etkisi ve sonuçları incelenmiştir.

2. Özel Okul Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Tabi Olduğu Mevzuat

Özel okul sözleşmeleri kanunda düzenlenmeyen sözleşmeler olduğundan, isimsiz sözleşme olarak dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla hukuki niteliğinin anlaşılması açısından, taraflara yüklediği borçların incelenmesi gerekmektedir.

Bahse konu sözleşmeler, eğitim-öğretim kurumuna öğrenciye eğitim hizmeti verme, veliye ise kararlaştırılan hizmet bedelini ödeme borcu yüklemesinden dolayı tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme ve veli tarafından öğrenci adına yapılmasından dolayı ise üçüncü kişi yararına kurulan sözleşmeler olarak nitelendirilmektedir. Keza bu sözleşmelerin, eğitim-öğretim kurumuna tek seferde ifası mümkün olmayan, ifası belirli bir süreye yayılmış bir borç yüklediğinden taraflar arasında sürekli borç ilişkisi kurduğu sabittir.

Ayrıca belirtilmelidir ki, okul kayıt sözleşmeleri kapsamında sunulacak eğitim hizmeti, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (“TKHK”) uyarınca bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işlemi olarak değerlendirilmekte ve bu kanun hükümlerine tabi olmaktadır.

Genel olarak, özel okullar ile veli arasında düzenlenen okul kayıt sözleşmesi için MEB tarafından hazırlanan bir tip sözleşme kullanılmaktadır. Özel okul sözleşmeleri, MEB’in düzenlemiş olduğu asgari şartları taşımak koşuluyla geçerli olmaktadır.[1] Bahse konu tip sözleşme, muhteviyatında fazlaca detayı bulundurmamakta; daha çok eğitim ücreti, ödeme şekilleri ve öğrenci bilgileri gibi esaslı unsurları içermektedir. Bununla birlikte, anılan tip sözleşmenin son kısmı, ilgili mevzuata aykırı olmadıkça ve MEB’in asgari şartlarını sağlamak koşulu ile taraflarca ayriyeten eklenebilecek maddelere imkân sağlamıştır. Dolayısıyla, genel mahiyette yapılan tespitlerin ötesinde, özel okul sözleşmelerinden kaynaklanacak ihtilaflarda her sözleşmenin kendi özelinde ve somut olay bağlamında incelenmesinin gerekliliği açıktır.

3. Uzaktan Eğitimin Ayıplı İfa Açısından Değerlendirilmesi

Yukarıda da belirtildiği üzere, özel okul sözleşmeleri hizmet edimi içerdiğinden TKHK kapsamında ele alınmaktadır.

Özel okul sözleşmeleri, sözleşme süresi boyunca eğitim hizmeti verilmesini içerdiğinden sürekli borç doğuran sözleşmelerdir. Bu tarz sözleşmelerde, ayıbın sonradan ortaya çıkması da mümkündür. Yani sürekli edimli sözleşmelerde, ayıpsız ifa borcu tıpkı kira sözleşmelerinde olduğu gibi tüm sözleşme süresi içinde devam etmektedir.[2]

Ayıplı hizmet, TKHK’nın 13. maddesi uyarınca sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmet olarak tanımlanmıştır.

Buradan da anlaşılacağı üzere, özel okulların vermiş olduğu eğitim hizmetin ayıplı sayılabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan sürede başlamaması veya objektif olarak sahip olması gereken özellikler ile sözleşme kapsamında kararlaştırılmış olan özellikleri taşımaması gerekmektedir. Böylece edimin ayıplı olması için vaat edilen subjektif nitelikleri ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması gerektiği belirtilmiştir.[3]

Özel okullar ile veliler arasında düzenlenen tip sözleşmeleri incelediğimizde, taraflarca kararlaştırılan eğitim hizmetinin tanımı ve koşullarına ait hiçbir hükmün yer almadığını görmekteyiz. Eğitim hizmetinin, devlet tarafından milli eğitim olarak ele alınmasından dolayı eğitimin tanımı ve koşulları 5580 sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu (“ÖÖKK”) ve bu kapsamda çıkan yönetmelikler çerçevesinde düzenlenmiştir.

Bu noktada, uzaktan eğitimin sözleşme kapsamında kararlaştırılan veya objektif olarak sahip olması gereken özelliklere sahip olmayan ayıplı bir hizmet kabul edilebilmesi için ÖÖKK ve bu kapsamda düzenlenen yönetmeliklerde tanımlanan eğitim hizmeti tanımına ve özelliklerine uymaması gerekmektedir.

26.07.2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 7. maddesiİlçe, il veya ülke genelinde eğitim ve öğretimi aksatacak nitelikte olağanüstü durum, sel, deprem, elverişsiz hava şartları ve benzeri doğal afetler ile hastalık/salgın hastalık gibi nedenlerle Bakanlıkça veya il/ilçe hıfzıssıhha kurulunun kararına istinaden mahalli mülki idare amirince okullarda eğitim ve öğretime ara verilir.” şeklindedir.

Yine aynı Yönetmelik’in 33/4. maddesiBu yönetmeliğin 7. maddesine göre eğitim öğretim faaliyetine ara verilmesi durumunda uzaktan eğitim yapılabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

07.09.2013 tarih ve 28758 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde bulunan ek madde 2 uyarınca ise salgın hastalık durumlarında eğitime ara verilmesi imkanını düzenlemiş ve aynı maddenin 5. fıkrası “Birinci fıkrada yer alan gerekçelerle yüz yüze yürütülmekte olan eğitim ve öğretim faaliyetlerine ara verildiği durumlarda, uzaktan eğitim yapılabilir” şeklinde açıklamıştır.

Anılan mevzuat hükümlerinden hareketle söylenebilir ki veli ile özel okul arasında düzenlenen sözleşme içeriğinde eğitim koşullarına veyahut şekline ilişkin bir tanım mevcut olmamakla birlikte, eğitim-öğretim kurumlarında salgın hastalık gibi nedenlerle yüz yüze eğitim yapılamadığı hallerde uzaktan eğitim yapılabilmesine yönelik düzenlemeler getirmiştir.

Konuya ilişkin soru işaretlerini de gidermek amaçlı MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün 08.05.2020 tarihli yazısı uyarınca uzaktan eğitimin telafi eğitiminin bir parçası olduğu ve uzaktan eğitimin rastgele bir eğitim olmayıp yüz yüze eğitim için hazırlanmış olan müfredatın birebir takip edildiği bir eğitim olduğu belirtilmiştir.[4] Bu noktada, milli eğitim yürütülmesiyle sorumlu Bakanlık tarafından da mevzuat açısından da uzaktan eğitimin eğitim hizmetinin bir parçası olduğu görüşünün benimsenmiş olduğu açıktır.

Ayrıca, TKHK’nın 13. maddesi kapsamında ayıplı hizmet, objektif olarak sahip olması gereken özelliklere sahip olmayan hizmet olarak tanımlanmıştır. Eğitim-öğretim hizmetindeki objektif ve ana unsurun öğretmen tarafından müfredatla çerçevesi belirlenmiş olan kazanımların edinilmesi için öğrenciye yapılan bilgi aktarımı olduğu, diğer sosyalleşme, spor yapma, yüz yüze yapılan etkinlik gibi unsurların ise yan unsur olduğu ileri sürülebilecektir. Bu çerçevede, uzaktan eğitim bir eğitim hizmetinin objektif olarak sahip olması beklenen ana unsuru, yani bilgi aktarımını içerdiğinden, ayıplı bir ifadan bahsedilmesi mümkün olmayacaktır.

Buna karşılık, aksi yöndeki görüş, yüz yüze eğitim öğretim yerine uzaktan öğretim verilmesinin, sözleşme muhatabı tarafından kabul edilmeyebileceği ve eğitim-öğretim faaliyetinin ayıplı olarak ifa edilmiş olabileceğine değinerek, bu kapsamda TKHK’nın 15. maddesi uyarınca ayıptan kaynaklanan seçimlik haklar içerisinden bulunan ayıp oranında bedel indirimi veya sözleşmeden dönme gibi seçeneklerin kullanılabileceğini belirtmiştir. Fakat sözleşmeden dönme seçeneğinin kullanılması halinde öğrenci açısından eğitimden vazgeçme anlamına geleceğinden bu seçeneğin tercih edileceği düşünülmemektedir.[5]

4. Uzaktan Eğitimin İmkansızlık Hükümleri Açısından Değerlendirilmesi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 136. maddesi ifa imkansızlığını “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkansızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır…” şeklinde açıklanmıştır.

TBK’nın 137. maddesi ise kısmi ifa imkansızlığını “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkansızlaşırsa borçlu, borcun sadece imkansızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkansızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılamayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkansızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkansızlık hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlemiştir.

MEB’in, Covid-19 tedbirleri kapsamında okullardaki örgün eğitim-öğretime ara vermiş olması ve kurumların MEB’in almış olduğu bu karar çerçevesinde eğitim hizmetini verememiş olması yukarda açıklanan ifa imkansızlığı müessesesini akıllara getirmiştir.

İfa imkansızlığı, Cumhuriyet döneminde hukuki imkansızlığı da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.[6] Hukuki imkansızlık, hukuka veya ahlaka aykırı bir edimin borçlanılmasından ortaya çıkabileceği gibi, idari veya zabıta tedbirlerinden veya kamulaştırmadan dolayı da ortaya çıkabilir.[7]

Bir hukuk kuralı, edimi yasaklamışsa artık o edim fiilen imkansızlaşmıştır. Bu açıdan üzerinde durulması gereken nokta, sonradan ortaya çıkan hukuka aykırılığın imkansızlık yaratıp yaratmayacağıdır.[8] Ayrıca belirtilmelidir ki, hukuki imkansızlığın söz konusu olabilmesi için, edimin sürekli bir hukuki engel sebebiyle yerine getirilememesi gerekir, geçici bir engel hukuki imkansızlığa sebep olmaz.[9] [10] O halde, değerlendirilmesi gereken esas nokta, fiziki eğitime ara verilmesi ve bu hizmetin uzaktan eğitim olarak verilmeye devam edilmesi bir hukuki imkansızlık oluşturup oluşturmadığıdır.

Bahsedildiği gibi eğitim hizmetinin esaslı unsuru öğretmen tarafından öğrenciye yapılan bilgi aktarımıdır. Daha önce değinildiği üzere, fiziki eğitimin kapsadığı diğer kazanımlar ise yan unsur olarak dikkate alınmalıdır.

Sözleşmelerde ana kural, bir sözleşmenin kurulmasından sonra tarafların yükümlülüklerini aynen yerine getirmek zorunda olmasıdır ve bu kurala uygulanan ilke ahde vefa ilkesidir. Bu ilkeye göre, şartlar ne kadar değişirse değişsin taraflardan aynen ifa beklenmektedir.[11] [12]

Fakat, sözleşmenin kurulmasından sonra dünya çapında yaşanan bu salgın hastalık gibi öngörülmesi mümkün olmayan ve yaşanan ağır koşullara rağmen borçludan borcunu aynen ifa etmesini beklemenin yararlar dengesine aykırı olduğu ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı durumlarda ifanın uyarlanmasının mümkün olduğu düşünülmektedir.[13]

Oluşan bu öngörülemeyen durum, doğrudan doğruya ifa edilmesi beklenen edimin nesnel, yapısal, tipik konusunu ortadan kaldırmıyorsa uyarlanması mümkündür. Bu noktada, eğitim hizmetinin tamamen hukuki imkansızlık nedeniyle ortadan kalktığını söylemek doğru olmayacaktır. Sadece, bu hizmetin aktarım şekli değişmiştir ve edimin esas, nesnel, yapısal, tipik konusu olan öğretmen tarafından bilgi aktarımı devam etmektedir.

Yukarıda da açıklandığı üzere, bu konuya ilişkin yönetmeliklerde de kurumlara, yüz yüze eğitime ara verildiği takdirde uzaktan eğitim yapma imkanı tanınmıştır. Ayrıca, MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün 08.05.2020 tarihli yazısı uyarınca uzaktan eğitimin telafi eğitimin bir parçası olduğu belirtilmiştir.

Bakanlığın bu yaklaşımı da göstermektedir ki, uzaktan eğitim yapan kurumların, okul kayıt sözleşmeleri kapsamında, eğitim hizmetini hukuki imkansızlık bağlamında ifa edemedikleri ve bundan dolayı velilerin TBK’nın 137. maddesinde açıklanan kısmi imkansızlık hükümlerine dayanarak imkansızlık oranında bedelde indirim görüşü kabul görmeyecektir.

5. Sözleşmelerdeki Yemek, Kitap, Servis Ücreti gibi Konuların İncelenmesi

Okul kayıt sözleşmeleri kapsamında kararlaştırılan ana unsur eğitim hizmetidir. Bu sözleşmeler içerisinde veyahut ayrı bir sözleşme olarak yemek, kahvaltı, takviye kursu, yatakhane, kırtasiye, servis gibi hizmetler ve ücretleri kararlaştırılmış olabilir.

Yukarıda da incelendiği üzere, eğitim hizmeti uzaktan eğitim şeklinde olağanüstü şartlara uyarlanarak verilmeye devam edilmekte ve bu yüzden sözleşme kapsamında bir hukuki imkansızlık veya ayıplı ifa durumu oluşturmamaktadır.

Fakat belirtilen yemek, servis, kırtasiye gibi hizmetlerin, MEB tarafından alınan önlemler kapsamında ifa edilmesi imkansızlaştığından TBK’nın 137. maddesi uyarınca yerine getirilemeyen süre bakımından kısmi imkansızlık hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

Bu noktada, kısmi imkansızlık söz konusu olduğundan borçlu sadece imkansızlaşan kısım açısından borcundan kurtulmaktadır. Peşin olarak ödenmiş bir ücret söz konusu olduğunda ise, veliler bu hizmetler için yerine getirilmeyen süre oranında sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak ücret iadesi talep edebilecektir.

6. Sonuç

Tüm dünyada yaşanmakta olan salgın hastalıktan dolayı MEB’in uygulamış olduğu yüz yüze eğitime ara verme tedbiri kapsamında eğitim-öğretim kurumlarının fiziki eğitim verme edimi uzaktan eğitime dönüşmüştür.

Bu noktada, özel okullar ile veliler arasında düzenlenen tip sözleşmeleri incelediğimizde, taraflarca kararlaştırılan eğitimin tanımı ve koşullarını düzenleyen hükümlerin sözleşme içerisinde yer almadığı görülmektedir. Bu noktada, uzaktan eğitimin sözleşme kapsamında kararlaştırılan veya objektif olarak sahip olması gereken özelliklere sahip olmayan ayıplı bir hizmet kabul edilebilmesi için ÖÖKK ve bu kapsamda düzenlenen yönetmeliklerde tanımlanan eğitim hizmeti kapsamına alınmamış olması gerekmektedir.

Fakat bahse konu mevzuat, uzaktan eğitimi kapsam dışında bırakmamış aksine eğitim-öğretim kurumlarına salgın hastalık gibi nedenlerle yüz yüze eğitim yapılamadığı hallerde uzaktan eğitim yapılabilmesine cevaz veren düzenlemeler yapmıştır. Ayrıca uzaktan eğitim, bir eğitim hizmetinden objektif olarak sahip olması beklenen ana unsurunu, yani bilgi aktarımını içerdiğinden bu taraftan da ayıplı bir ifa kabul edilmesi mümkün olmayacaktır.

Yüz yüze eğitim yerine uzaktan eğitim verilmesi imkansızlık açısından değerlendirilirken, eğitim hizmetinin esaslı unsurunun öğretmen tarafından öğrenciye yapılan bilgi aktarımı olduğu, fiziki eğitimin kapsadığı diğer kazanımların ise yan unsur teşkil ettiği hususlarının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Nitekim, öngörülmesi mümkün olmayan koşullara rağmen borçludan borcunu aynen ifa etmesini beklemenin yararlar dengesine aykırı olduğu ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı durumlarda ifanın uyarlanması mümkündür. Buna karşılık, eğitim hizmetinin tamamen hukuki imkansızlık nedeniyle ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Sadece bu hizmetin aktarım şekli değişmiştir ve edimin esas, nesnel, yapısal, tipik konusu olan öğretmen tarafından bilgi aktarımı devam etmektedir.

Diğer yandan yemek, kahvaltı, takviye kursu, yatakhane, kırtasiye, servis gibi hizmetlerin, MEB tarafından alınan önlemler kapsamında ifa edilmesi imkansızlaştığından TBK’nın 137. maddesi uyarınca yerine getirilemeyen süre bakımından kısmi imkansızlık hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Bu durumda, kısmi imkansızlık kapsamında borçlu sadece imkansızlaşan kısım açısından borcundan kurtulmaktadır. Peşin olarak ödenmiş bir ücret söz konusu olduğunda ise, veliler bu hizmetler için yerine getirilmeyen süre oranında sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak ücret iadesi talep edebilecektir.

Tekrar belirtmek gerekir ki, genel mahiyette yapılan tespitlerin ötesinde, özel okul sözleşmelerinden kaynaklanacak ihtilaflarda her sözleşmenin kendi özelinde ve somut olay bağlamında incelenmesinin gerektiği düşünülmektedir.


Dipnotlar


  1. Abdulkadir Bulut, “Koronavirüs (Covid-19) Pandemisinin Özel Okul Ücretlerine Etkisi: Ödeme-İade Problemi”, Lexpera Blog, 14.05.2020 ↩︎

  2. Ece Baş Süzel, “Tüketici Hukukunda İş Görme (Hizmet) Sözleşmelerinde Ayıplı İfa”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 24, Sayı:2, Aralık,2018 ↩︎

  3. Murat Aydoğdu; “6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Getirdiği Yeniliklere Genel Bakış, Sözleşmeye Aykırılık, Ayıplı İfa Kavramlarına Getirdiği Farklı Yaklaşım ve Bu Konudaki Önerilerimiz, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:15, Sayı:2, 2013, s. 1-62, s.27-28; Yavuz Armağan, s. 1293 ↩︎

  4. MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün 08.05.2020 tarih ve 169155068-405.99-E.6847742 sayılı Yazısı ↩︎

  5. Cüneyt Bellican-Özlem Acar Ünal; “Covid-19’un Okul Sözleşmelerine Etkisi: Olasılıklar Okulu”, Lexpera Blog, 21.04.2020 ↩︎

  6. Zeynep İpek Yücer, “Borç İlişkisi Doğuran Sözleşmelerde Başlangıçtaki İmkansızlık, Hüküm ve Sonuçları”, Doktora Tezi, Ankara 2006 ↩︎

  7. Mustafa Dural, “Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık”, s: 12, İstanbul 1976 ↩︎

  8. Mustafa Dural, “Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık”, s: 23, İstanbul 1976 ↩︎

  9. Mehmet Altunkaya, “Edimin Başlangıçtaki İmkansızlığı”, s:97, Ankara 2005 ↩︎

  10. Kenan Tunçomağ, “Borçlar Hukuku”, Cilt:1, Bası:4, s:469, İstanbul 1976 ↩︎

  11. Ahmet Kılıçoğlu, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” Bası:6, s:179, Ankara 2005 ↩︎

  12. Rona Serozan, “İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme” Cilt:3, Bası:4, s: 258, İstanbul 2006 ↩︎

  13. Ahmet M. Kılıçoğlu, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” Bası:6, s:181, Ankara 2005; Mehmet Altunkaya, “Edimin Başlangıçtaki İmkansızlığı”, s:142, Ankara 2005 ↩︎

Lexpera Blog’da yayımlanan yazılar, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Lexpera Blog’da bir yazıya yer verilmesi, o yazıda savunulan görüşlerin On İki Levha Yayıncılık tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Yazılar, bilgi amaçlı olup, hukuki mütalaa ya da tavsiye niteliği taşımamaktadır.
Author image
Hakkında Av. Birnur Dal